14 08 2016

Bedri Rahmi’yi Karısının Yanında Başka Bir Kadın İçin Ağlatan Şi

Bedri Rahmi’yi Karısının Yanında Başka Bir Kadın İçin Ağlatan Şiir: Karadutum 13 Ağustos 2016 Facebook'ta Paylaş   Twitter'da Paylaş    1949’da bir gün İstanbul Büyük Kulüp’teki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını iste…diler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut’u okumaya başladı: “Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam, ağlayan narımsın Kadınım, kısrağım, karımsın”… Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü. Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı; tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı Eren Eyüboğlu… Çünkü şiirde “kadınım, kısrağım, karımsın” dediği kadın, karısı değildi. Bu şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı: Mari Gerekmezyan… “Kara saplı bıçak gibi” Mari, Bedri Rahmi’nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan şair – ressamın sinesine, “kara saplı bir bıçak gibi” saplanmıştı. Mari, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari’nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi, sanatında tam bir patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu. Yorgun yürek “Karadut”, 1946’da menenjit tüberküloz kaptı. İyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. Savaş yeni bitmişti ve i... Devamı

13 08 2016

Sahte Can Yücel şiirlerinin tam listesi...

Sahte Can Yücel şiirlerinin tam listesi...     13 Ağustos 2013 - 26471 kez okundu. Prof. Dr. Semih Çelenk,  bloğunda, "Yaklaşık son beş yıldır internette sosyal medyada dolaşan 'Can Yücel' imzalı ancak Can Yücel’in ne üslubunu ne ince alayını barındırmayan sahte metinler aşağıda sıralanmıştır." diyerek yaptığı çalışmayı yayınladı.   Dünyanın en ayıp durumuyla karşı karşıyayız ancak ülkemizde şiirin ve edebiyat ortamının durumu bu!   Can Yücel'in 14. ölüm yıldönümünde bu değerli çalışmayı yayınlamayı görev bilerek şairimizi saygıyla anıyoruz.   CAN YÜCEL'İN OLMAYAN ŞİİRLER!   (Yaklaşık son beş yıldır internette sosyal medyada dolaşan “Can Yücel” imzalı ancak Can Yücel’in ne üslubunu ne ince alayını barındırmayan sahte metinler aşağıda sıralanmıştır.)   1.Bağlanmayacaksın 2.Kadın Dediğin 3.Erkek Dediğin 4.Seninle Olmanın En Güzel Yanı 5.Anladım 6.Herşey Sende Gizli 7.Eğer 8.Herkes Gitmek İstiyor 9.Sevdiğin Kadar Sevilirsin 10.Sağlık Olsun 11.Tam zamanında Yaşamak (Yaşamak Zamanı) 12.Tersten Yaşamak 13.Biraz Değiştim 14.Bir gün Anlarsın 15.Gitmek 16.Seninle Yaşlanmak İstiyorum 17.Asla Keşkelerim Olmadı 18.Özledim Seni 19.Bilmelisin ki 20.Aşk 21.Boşver ve Yaşı Başı 22.Olmuyorsa Zorlamayacaksın 23.Ben Benden Olgun İnsan İsterim Karşımda 24.Öyle Sabah Uyanır Uyanmaz Fırlama Yataktan 25.Farkında Olmalı İnsan 26.Bir Eşi Olmalı İnsanın 27.Unutma  28.Sevgi Emekmiş 29.Özleme Dair (Kim Özlerdi?) 30. Ömür Dedi... Devamı

10 08 2016

RÖPORTAJ- ALLAHI ARAYAN İMAM.

  KANGURU HABER'DE BÜLENT VURAL İLE YAPTIĞIMIZ RÖPORTAJ.2016-07-23 Kanguru Haber : Kendinizi tanıtır mısınız? Mehmet Tekeci: 18.09.1965 yılında Kastamonu’da doğdum. 1984 yılında Kastamonu İmam Hatip Lisesini bitirdim. 1985 yılında din görevlisi olarak başladığım memuriyet hayatımı 29 yıl çalıştıktan sonra 2013 yılında bitirerek emekli oldum. Görev yaparken Anadolu üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyal bilimler bölümünü dışarıdan okuyarak bitirdim. Üç yıl edebiyat ağırlıklı kendi hazırlayıp sunduğum radyo programcılığı yaptım. Anadolu’nun çeşitli mahalli gazetelerinde köşe yazarlığı yaptım. İnternetin çıkması ile birlikte arkadaşlarımla konusu edebiyat olan ilk e-dergilerden Seza dergi’yi çıkararak orada şiir analizleri ve kitap eleştirmenliği yaptım. Yine üç yıl görevim esnasında Diyanet İşleri Başkanlığı personeline hizmet veren bir sendikada Teşkilatlardan sorumlu başkan yardımcılığı görevinde bulundum. Baskısı çıktıktan bir ay sonra biten Allah’ı Arayan imam isminde bir kitabın yazarıyım. Bilgelik sanatı ismini verdiğim insanların gündelik yaşamlarını kolaylaştıracak bilgileri içeren kitabımı ise halen yazmaktayım. Evli ve bir çocuk babasıyım. Kanguru Haber : Özellikle sosyal medyada ismini çok duyduğumuz bir kitabınızın olduğunu biliyoruz. Kitabınız hakkında bilgi verir misiniz? Mehmet Tekeci: 2009 yılında yazmaya başladım Allah’ı Arayan İmam kitabını. 2015 yılında yayınlamaya karar verdim. Altı yaşından beri içinde olduğum ve bugün sektör diye tanımladığım dinin içinde bulunmaktayım. Özellikle 25 yaşından sonra başlayan sorgulamalarımın ve onlara kendimce bulduğum cevapları paylaştığım bir kitap Allah’ı Arayan İmam kitabı. Gelen tepkilerden çok beğenildiğini biliyorum. İlk baskısı 15-20 ... Devamı

10 08 2016

Mutlaka Bilmeniz Gereken 15 Türk Kadın Şair

Mutlaka Bilmeniz Gereken 15 Türk Kadın Şair  12/06/2015 FacebookTwitterGoogle+TumblrPinterest Zeynep Hatun, Mihri Hatun, İhsan Raif, Gülten Akın, Nilgün Marmara başta olmak üzere Türk Edebiyatı’na damgasını vurmuş kadın şairlerimizi sizler için derledik.   1. Zeynep Hatun Divanı bugün elimizde mevcut olmamakla beraber, Zeynep Hatun 15. yüzyılın divan şairi olup Amasyalıdır. II. Bayezid’in şehzadesi Ahmet, Amasya’da vali olarak bulunurken, Zeynep Hatun Şehzade Ahmet’in sarayındaki edebi çevreye dahil olmuştur. Şair Zeynep Hanım, evlenmeden önce Fatih Sultan Mehmet adına Türkçe ve Farsça şiirlerden oluşan bir divan tertip ederek bunu sultana sunmuş ve karşılığında takdir görmüştür. Kadı İshak Fehmi Çelebi ile evlendikten sonra, eşi tarafından şiir yazmasına ve şiir sohbetlerine katılmasına izin verilmemiş, şiiri bırakmak zorunda kalmıştır. Zeynep Hanım, şiirlerindeki hayali sevgiliyi tıpkı erkeklerin lisanı üzerinden tasvir etmesiyle şaşırtıcıdır. Kadınları dedikoducu, tembel ve aşağı bir takım hislerle betimlemesi meselesinin, devrin erkekleri tarafından çok beğenildiğini okuyoruz. Zeynep Hanım bu tavrıyla edebiyat mahallerinde “merdane” olarak isimlendirilmiştir. Fakat bugün değerlendirildiğinde Zeynep Hanım’ın bu tavrı, erkekler gibi söylediği takdirde kabul göreceğini bilen bir kadının mısraları gibi görünüyor. Zeynep Hanım’ın Ziya Paşa’nın Harabat’ına girmiş şu beyitleri pek meşhurdur: “Senin hüsnün, benim aşkım, senin cevrin, benim sabrım, Efendim dem be dem artar, tükenmez, bi-nihayettir” 2. Mihri Hatun Uzun boylu, kara saçları fildişi bey... Devamı

10 08 2016

Emanet Gece – Mehmet Ergün

“Mehmet Ergün’ün öyküleri emanet bir geceden, emanet bir günden; insanın kendine, toplumun insana dayattığı sınırlar ve sınırlarla yüzleşme çabasına açılıyor. Ergün, kurduğu mahallede, insanın suçla arasındaki mesafeyi okura adımlatıyor. Kahramanların dost, âşıkların yalnız olabileceği hâlleri taşıyor yazarın kurduğu “ev akşamları”.” Emanet Gece isimli öykü kitabından Bavul adlı tam öyküyü sunuyoruz. Bavul Akşam güneşi çarşının üzerinde gezinirken, kalabalığın gittikçe artan yoğunluğunda insanlar amaçsızca bir araya toplaşıyordu. Günün geri kalan kısmında birbirini görmeyen ve görmeyecek emekli yaşlılar dershane öğrencileriyle, mazbut ev kadınları yaklaşan geceye hazırlanan bar kuşları ile karşılaşıyordu. Bir manav tezgâhının gölgesinde, büyük bir kitapçının şık rafları arasında veya semtin eski sinemasının renkli afişleri önünde küçük dertleri, birbirine benzeyen ve birbirini yadsıyan sevgi ve nefretleri ile sürekli bir bekleme hâli içinde gibiydiler. Dışarıdaki soğuğa inat kadife ceketinin önünü iliklemeyen Tahir, her cuma mesai çıkışı hissettiği hafifliği önüne katıp kendini çarşıya yaklaştırdı. Vitrinlerin önünden geçerken adımlarını ağırlaştırıyor, dükkân camekânlarında belli belirsiz gördüğü suretinin çekiciliği ile zamanı donduruyordu. Ortayı biraz aşan boyu uzarken, seyrekleşen saçlarının arasına dağılan beyazlıklar sanki savruk kelliğine göze hoş gelen bir anlam katıyordu. Batan güneşin aydınlığında, şekilsiz kahverengi gözleri koyulaşıp kestane rengini harmanladı. Kısa bir zaman için sıradanlığından, kırık dökük benliğinden uzaklaşıp bir tür özel olma d... Devamı

17 08 2015

2010-2014 Yıllarında Yayınlanan Öykü Kitapları

2010Ö Ahmet Büke, Kumrunun Gördüğü, Can Yayınları, 2010Ö Ahmet Güngör, Beylik, Betik Kitap Yayınları, 2010Ö Ahmet Ümit, Agatha’nın Anahtarı, Everest Yayınları, 2010Ö Altay Öktem, Sonsuz Sıkıntı, Everest Yayınları, 2010Ö Aslı Tohumcu, Şeytan Geçti, İthaki Yayınları, 2010Ö Ayşe Çelik, Kâğıt Gemiler, Yapı Kredi Yayınları, 2010Ö Behçet Çelik, Diken Ucu, Can Yayınları, 2010Ö Birsen Ferahlı, O Yaz…, Yapı Kredi Yayınları, 2010Ö Celal Özcan, İsrafiller Oldu mu?, Heyamola Yayınları, 2010Ö Cem Kertiş, Çirkin Çocuklar, Arı Sanat Yayınevi, 2010Ö Cem Uçan, Başlangıç Noktasına Geri Dön!, Doğan Kitap, 2010Ö Cemal Şakar, Hikâyât, Ferfir Yayınları, 2010Ö Cemal Şakar, Sular Tutuştuğunda, Hece Yayınları, 2010Ö Çiğdem Aldatmaz, Aynada Yeni Bir Kadın, Yitik Ülke Yayınları, 2010Ö Çiler İlhan, Sürgün, Everest Yayınları, 2010Ö Deniz Tural, Hüseyin ve Mezar Kazıcı Mahdumları, Kora Yayınları, 2010Ö Emir Kalkan, Kayıp Yüzler, Ötüken Neşriyat, 2010Ö En az 70 civarında öykü kitabı yayınlandı. 2010Ö Erendiz Atasü, Hayatın En Mutlu An’ı, Everest Yayınları, 2010Ö Ertuğ Uçar, Dünyayı Seyretmek İçin Bir Yer, Yapı Kredi Yayınları, 2010Ö Fadime Uslu, Büyük Kızlar Ağlamaz, Pupa Yayınları, 2010Ö Fatih Özgüven, Hep Yazmak İsteyenlerin Hikâyeleri, Metis Yayınları, 2010Ö Funda Özsoy Erdoğan, Gülümsemeyi Unutma, Ötüken Yayınları, 2010Ö Gökhan Özcan, Serçe Parmağı, April Yayınları, 2010Ö Güray Süngü, Deli Gömleği, Hece Yayınları, 2010Ö Güzide Ertürk, Düşeş,... Devamı

12 08 2015

Anadolu'nun Yatılı Umutları Ebru TOKTAR (Foto: Serdar ÖZSOY

Devrekâni Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Mustafa Kaya Şenlik YİBO Devrekâni İlçe Milli Eğitim Müdürü Ali Şahin ise müteahhit Metin Karabasakal 'ın inşaattaki yanlışlarından yakınıyor. Çamaşırhanelerin bozuk olduğunu belirten Şahin, günlerdir öğrenci çarşaflarının yıkanamadığına dikkat çekiyor. Müteahhidin bozuk çamaşır makinelerini tamir ettirmediğini söyleyen Şahin, bayan hizmetli gereksinimine dikkat çekiyor. Devrekani'ye yeni atanan ve Şenlik Sağlık Ocağı'nın yetersiz kaldığını kaydeden Şahin, YİBO'daki eksiklikleri bildiğini, bunları gidermek için azami güçle çalışacağını belirtti. Yatılı bölge okulu öğrencileri, duyarlı öğretmenlerle güneşli bir geleceğe göz kırpmak istiyor Anadolu'nun yatılı umutları SUNUŞ Duvarlarında şen çocuk kahkaları yerine, ağırbaşlı tebessümlerin öksürük sesleriyle yankılandığı yatılı ilköğretim bölge okulları. Düşüncelerine erkenden ak düşmüş, geleceğe bakarken içlerindeki kaygıyı dindiremeyen çocukların eğitim yuvaları... Parasız yatılı okullar... Bazen bir mahkûmun, bazen simitçinin, bazen işçinin, kapıcının, çobanın, parçalanmış ailelerin kötü yazgılarına çalım atmak isteyen çocukları için umut kapısı... Kaygıyla atan ürkek yüreklerine ve omuzlarına binen yoksulluğun olanca ağırlığına karşın okumak ve güneşli bir geleceğe göz kırpmak istiyorlar. Kâh ders çalışıyor, kâh Mahsun Kırmızıgül, Emrah, Ceylan' ın şarkılarını yüreklerinde taşıdıkları acı ve aile özlemleriyle içselleştiriyorlar. ''Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar. Annesinin bir tanesini hor görmesinler'' şarkısıyla ked... Devamı

11 08 2015

Suçumuz Öğrencinin Okula Devamını Sağlamakmış

MİLLİ EĞİTİM BAKANINA AÇIK MEKTUP Okulumuz 1. sınıfına 168 numara ile kayıtlı Yıldız Çeltikçi (YÇ) okulun açılışından beri okula devam etmemektedir. Bizler tüm devam-takip işlemlerini tamamlayıp gerekli evrakları 29.10.1973 tarihinde Tosya İlköğretim Müdürlüğüne teslim ettik. Bilindiği gibi 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 58. Maddesi “Sulh Ceza Mahkemeleri’nde bu kanuna uyularak açılan kamu davaları en geç 31 gün içinde hükme bağlanır” der. Buna rağmen 20.12.1973 tarihine değin ne öğrenci okula devam etmiş ne de bizim işlem sonucundan bir haberimiz olmuştur. Durumu 20.11.1973 tarih ve 580/50 Sayılı bir yazı ile Tosya Kaymakamlığı yolu ile İlköğretim Müdürlüğünden sorduk. İlköğretim Müdürlüğünün 17.01.1974 tarih 580/114 sayılı yazısında; “Durum Cumhuriyet Savcılığına 06.11.1973 tarih ve 580/1702 sayılı yazımızla bildirilmiştir. Adı geçen hakkında bugüne kadar bir karar gelmemiştir” deniliyor. Bununla da yetinmeyip 02.02. 1974 tarihinde Fevzipaşa İlkokulunda yapılan toplantıda 2 İlköğretim Müfettişi huzurunda konuyu gündeme getirip; “öğrencinin devamı için hangi makamın ilgileneceğini” sorduk. Aldığımız cevap: “Siz gerekli işlemleri yapıp durumu İlköğretime bildirmişsiniz. Sizin göreviniz orda biter.” oldu. Biz ayrıca Şubat başında doldurulan 1 No’lu Müdür Raporu’nda da durumu belirttik. Aradan geçen 4 buçuk ayda hiçbir sonuç alınamadı. Öğrenci de halen okula devam etmemektedir. Bununla ilgilenecek bir yetkili makam bulamadık. Ne gibi etkenler bu işi sürüncemede bırakıyor ya da bıraktırabiliyor? Bizler durumun aydınlığa kavuşmasını ve kanunun uygulanmasını ya da öğretmenin devam-ta... Devamı

06 08 2015

Nereden Nereye / Emin ARIK

Yıllarca Balkanlarda, Çanakkale’de savaşmış, evine döneli bir yıl kadar olmuştu ki; Kurtuluş Savaşı’nın başladığı, seferberlik ilan edildiği haberi geldi. Mustafa Kemal çağırır da gitmez miydi? Eşi, anası, babası ile vedalaştı, altı yaşlarındaki kızına ve yeni doğan oğluna sarıldı. Ondan sonra doğru cepheye. Yıllar süren savaş… İzmir’e girdiler sonunda. Bir daha haber alınamadı Tahsin’den. Nerede şehit düştüğü de bilinemedi. Memlekette; babası, anası da göçmüştü öbür dünyaya. Eşine ve çocuklarına amcası sahip çıktı. Acılara ve ayrılıklara dayanamayan eşi de, çok geçmeden, iki küçük çocuğunu bırakarak, bu dünyadan göçüp gitti. Ablasını, bir köye gelin veren amcası, ilkokulu bitiren Ahmet’i ise "ben seni okutamam" diyerek, marangoz yanına çırak verdi. On dört yaşlarındaki Ahmet, bir süre burada çalıştı, marangozluğu öğrendi. Bir gün testereyi dizine kaçırdı, kesti. Kan içinde kalmıştı bacağı. Testereyi elinden fırlatarak, dükkandan çıktı, gitti. Can acısıyla nereye gittiğini bilmez haldeydi. Baktı, istasyonda. Tren de Ankara’ya doğru hareket etmek üzere. Bindi, Polatlı’da indi. Gedikli Okulu öğrenci arıyordu, başvurdu. Boyu bosu yerindeydi. Sınavlardan da başarıyla geçerek bu okulun öğrencisi oldu. Topçu Astsubayı olarak Cumhuriyet ordusuna katıldı. Başçavuşluğa kadar da yükseldi. Yaşı kırka yaklaşıyordu. Yaşam yormuştu. Astsubay Topçu Başçavuş olarak da çok yorulmaktaydı. Ablasından başka kimsesi olmadığını düşünüyordu. Amcasından hayır yoktu. Oysa, kendisini okutamayacağını söyleyen amcası, kendi oğullarını okutmuştu. Kararını verdi, ordudan istifa etti. Komutanı Binbaşı Adnan, üstün ... Devamı

06 08 2015

Panayır Zamanı / Mümtaz Tiftik

 Taşköprü, Kastamonu’nun en büyük ilçelerinden birisi olup Gökırmak havzasında yer almaktadır. İsmini Romalılar  zamanında  yapılmış  ve  günümüzde kullanılmakta olan taş köprüden almaktadır.  İlçe ekonomisi  zengindir. Kendir, şeker pancarı ve sarımsak yetiştirilir.Bu yüzden 60’lı yıllarda bir hafta süren panayırlar düzenlenir,sosyal yaşama hareketlilik gelirdi.Şu an aynı ilçede sarımsak festivali düzenlenmektedir. Yaz mevsiminin sona ermesiyle birlikte günler kısalmaya, güneş ışığı parlaklığını yitirmeye başlamıştı. İlçenin orta yerinde  bir  gerdanlık gibi  ışıldayan  Gökırmak artık hüzün biriktiriyordu. Bu yıl önceki  yıldan daha  az  gelen leylekler çoktan göçmüş, yuvaları sahipsiz kalmıştı. Ağaçların yaprakları sararmaya, sokak aralarını  oduncu testerelerinin sesleri doldurmaya başlamıştı. Kadınlar  evlerin arka  bahçelerinde imece  usulü tarhanalar  karmaya, Pazardan alınan, bağ bozumundan getirilen domateslerle  salça yapmaya, turşular kurmaya başlamışlardı. Cumhuriyet meydanının  köşesinde yer tutmuş olan kestaneci Hurşit kestaneleri kavurmaya,  Pazar yerinde Balıkçı Vasfi palamutları çifti 2.5 liradan satmaya başlamıştı. Çocuklar sokaklarına dönmüştü; kimileri topaç çevirirken, kimileri misket yuvarlıyordu.   Akşamüstleri ise Kuştepesi’nden bırakılan çubuklu uçurtmalar gökyüzünü süslüyordu. Kısacası tüm bu yaşananlar yaz mevsiminin  sona erdiğini anlatır gibiydi.   Okulların açılmasına kısa bir süre kalmıştı, yeni  heyecanlar  çocukların gözlerinden okunuyordu. B... Devamı

21 07 2015

MUSTAFA POLAT İLE İZMİR'DE.. / ALİ ŞAHİN

Bugün bir eski tanıdıkla görüşmek için sözleştik. 30 yıl sonra ilk göreceğiz birbirimizi. Ben İzmir'i pek tanımıyorum. Konakta saatin önünde ya da Merkez Hasan Sağlam öğretmen evinde buluşabiliriz sana da uygunsa diyorum emekli Ziraat Yüksek Mühendisi dosta. Taşköprü İlçe Tarım müdürlüğü görevinden ayrılıp Ankara'ya oradan Aydın'a oradan da İzmir'e geçeli 30 yıl olmuş. Saat Kulesi uygun bana çünkü Karşıyaka'dan geleceğim, diyor. Öğretmen dostudur ama Karşıyaka öğretmen evindekilere anlatamamış tam. Bakın ben Ziraat Mühendisiyim; mesleklerimiz birbirine yakın, deyince: "Allah Allah! Bu nasıl iş!.." dercesine şaşkınlıkla yüzüme baktılar, diyor. Ben açıklama getirdim: "Bakın siz bebeleri, biz de babaları eğitiyoruz. Eski yazı ile ikisi da aynı, çift "be" ile yazılıyor, dedimse de yumuşatamadım. Yanımda bir arkadaş olmadıkça pek uğramıyorum oraya diyor karşılaştığımızda. Biraz yürüyoruz hoşbeş ederek. Taşköprü'yü soruyor, Taşköprülüleri soruyor. Birçok kişiyi hatırlıyor, kaldığı iki yılda görüp tanıdığı. Çetmeli İzzet'ten Hasan Yılmaz'a Bayram Ünal'dan Zeynel Yurtseven'e.. Nuri Keskinden Hüseyin Erikli'ye.. 1943 Elazığ Karakoçan doğumlu Mustafa Polat. Yükseköğrenimin AÜ Ziraat fakültesinde tamamlamış 1971 yılında. Hem çalışıp hem okuduğundan ara vermiş eğitimine bir süre Lise sonrasında. 1967 – 1971 yıllarının Ankara ortamı, öğrencilikten konuşuyoruz. O fırtınalı yıllar, diyorum; evet, diyor. 12 Martı da Ankara'da yaşamış. Sonra 80'i anlatıyorum ona Kastamonu'da Taşköprü'de yaşananları.. Ben iyi ki o yıllarda orada değilmişim, çok çektirirlerdi bana da. Bir... Devamı

15 07 2015

Cellât Fuchs Kent Halkına Nasıl Karıştı? – Sevgi Soysal

Kentin ortasından kıvrıla kıvrıla kentin dışındaki sulara varan ırmak celladın evinin orda ikiye ayrılıyordu. Kentle ve ırmakla kesin bir sınırı vardı celladın evinin. Kentin bittiği yerdi bu ev. Kentin olabilecek en ırak noktası. 1400 yılından bu yana kent cellatlığım babadan oğula devreden Fuchs ailesi. Onlar kentin içinde oturmazlardı. Yasaktı bu. Kentin insanları arasına karışmaları da. Evlerinin önünden ırmağın bir kolu akardı. Celladın bahçesine girebilmek için ırmağın üstündeki özel köprüden geçmek gerekirdi. Kentin gözüpek çocukları bazen bu köprüye kadar sokulurlar, sonra celladın bıçağı boyunlarına değmişçesine kente kadar soluk almadan koşarlardı. Ortaçağdan 1900′lere kadar kaç çocuk bilir bu korkuyu. Yabancı cellat çocıık Manrm ıraktan seyretmenin ne olduğunu bilir. Fuchslar kızılsaçlıydılar. Ortaçağdan beri. Kızılsaçlılık bir şeytan işareti sayılırdı. Hem şeytanla, cellatla ilişkili çocuklar. Kimselerle konuşmazlardı. Kimse onlara cevap vermezdi. Bunu gerektirecek bir durum olamazdı. Ailenin kadınları kent pazarına gidemezdi. Kimse onlara bir şey satmazdı. Yemek ihtiyaçlarım belediye karşılardı. Her gün bir at arabası gelir, bir şeyler bırakır giderdi. Arabacı nevaleyi köprü dibine birakır, dörtnala uzaklaşırdı ortadan. Kente vardığında doğru birahaneye koşar, korkunç ev halkı üstüne kendinin de inandığı hikayeler uydururdu. Kent kadınları haftalık çaylarında yüzleri kızararak onları konuşurlardı. Ailenin kızılsaçlılığı, akıttıkları kanın belirtisiydi. Bu kent, ortaçağdan bu yana idam seyretmeye bayılırdı. Çoluk çocuk güle eğlene, fındık fiştik yiyerek idamları seyrederdi. İdam edilene hakaretler savururlar, başı kesilirken alkışlarlardı. Çocuklar günlerce idamcılık oynardı arkadan. K... Devamı

13 07 2015

Mümtaz Tiftik'in Düş İkindileri

GÜNLÜKTEN 2015–07–12 Düş İkindileri… Sahuru bekleme alışkanlığımdan bir türlü vazgeçemedim. Telefon sesiyle uyandığımda öğle ezanı okunmak üzereydi. Masamda imzalı imzasız okunmayı bekleyen onlarca kitap vardı. Seçim stresi, seçim sonrası sessizlik, muktedirin kafasının içinde kuyruğu birbirine değmeden dolanan tilkiler olduğunu hissettiriyor. Gazeteler, televizyonlar, sosyal medya yazıları, yorumları herkesi esir almış gibi… Politik oyunlar, alavere dalavereler öylesine düzeysiz ki nerdeyse insana “İyi ki politikacı olmamışım” dedirtecek raddede. Onunla da, onsuz da olmuyor çünkü hepimiz aynı gemideyiz. Kendi kendime söz verdim bugün bunlarla ilgilenmeyeceğim. Kendime bir çay koydum, o demini alana kadar masama çöktüm ve bir kitap çektim aradan. Mümtaz Tiftik’in (1957) “Düş İkindileri” adlı öyküler kitabıydı. Ara ara torunu yüzme kursuna bırakınca arabada zaman geçirmek için yanımda taşımış ve 2–3 öyküsünü okumuştum. Açtım, bu kez “Halime” çıktı şansıma.  “Şehri iki yakaya ayıran dere” 24 yaşlarında bir kadın, elinden tutup “istiyorum, istiyorum diye bağrışan bir çocuk.. Öykü bizi tapu dairesinde müdürün teklif ettiği rüşvetten hissesini almayan memur Cemil’in uzak bir kasabaya sürgünü, kasabanın otel, aşevi, daire sacayağında tekdüze yaşam kasabaya ilk görev yeri olarak atanan 3 bayan öğretmenin gelişyle biraz canlanır gibi oluyor, Halime’yle tanışıyoruz burada, duygusal yakınlaşma, dedikodular, sözlenme, annenin “sütümü helal etmem evlenirsen”i üzerine ayrılma ve Halime’nin ev sahibi muhtarın oğlu ile kaçışı ve öykünün ... Devamı

20 04 2015

Sunullah Arısoy Şiir Ödülü Çankaya'nın

KEGEV ( Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı ) tarafından her yıl düzenlenen Sunullah Arısoy şiir ödülü kapsamında... Çatısızlık Tasarımı adlı şiir dosyam Vecihi Timuroğlu Özel Ödülüne değer görüldü. Seçici kurula ve emeği geçen bütün arkadaşlara teşekkür ve sevgilerimi sunarım. Konuyla ilgili basın duyurusu aşağıda yer almaktadır BASIN DUYURUSU Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı tarafından düzenlenen M. Sunullah Arısoy 2015 Şiir Ödülü ''Göğün Altında'' adlı dosyasıyla Selami Karabulut'un oldu. Ayrıca ödüle büyük emek veren ve 2014' te yaşamını yitiren seçici kurul üyelerimiz adına da özel ödüller verildi.Bu bağlamda Seçil Avcı ''Gürültüde Uyuyan Çocuklar'' adlı kitabıyla Talat Sait Halman, Gülümser Çankaya ise '' Çatısızlık Tasarımı'' adlı dosyası Vecihi Timuroğlu adına verilen KEGEV özel ödüllerinin sahibi oldular. Hidayet Karakuş, Ayten Mutlu, Ahmet Özer, Çiğdem Sezer ve Halim Yazıcı’dan oluşan seçici kurulun da katılacağı ödül töreni 08 Mayıs 2015 Cuma günü Kuşadası’nda yapılacaktır. M.Sunullah Arısoy Ödülü daha önceki yıllarda Türk dili alanında Emine Yurtçu, Zerrin Küsmez, Selma Kavas, Prof.Dr. Ömer Demircan ,Ali Dündar ve İlhan Türk’e; şiir dalında ise Haydar Ünal, Mustafa Yıldız, Asım Öztürk, Zeynep Kurada , Ayten Mutlu , Turgay Fişekçi , Selahattin Yolgiden , Arzu K.Ayçiçek, Veysel Çolak, Muzaffer Kale ,Ahmet Günbaş, İhsan Topçu , Ergül Çetin ve Hakan Cem'e verilmiş; Halim Yazıcı, Hilal Karahan ve Ömür Özçetin de KEGEV özel öd&... Devamı

12 04 2015

EDEBİYATTA KASTAMONU / ALİ ŞAHİN (Araştırma)

Kurtuluş Savaşı’nda yöre, Anadolu’nun giriş kapısı durumundaydı. İstanbul’dan “Kurtuluşçular”a katılmaya gelenler, İnebolu-Kastamonu-Çankırı üzerinden Ankara’ ya geçiyordu. Karadeniz’den gelen cephane de bu yolla cephelere taşınmıştır. Özellikle İnebolu, daha çok bu yüzden anılara, edebiyat ürünlerine yansımıştır. Şuara tezkiresi yazarı Latifi (1491–1582) Kastamonuludur. Yapıtında XVI. yy ortalarına değin yetişmiş şairler üstüne bilgiler vermiştir. “İkinci derecede bir divan şairi” (Necatigil, s.18) sayılmaktadır. Ayrıca, Galib Paşa (Abdülhalim) diye bilinen (?-1876) divan şairi, yöre dilini edebiyat ürünlerinde kullanmıştır. İlk kez, halk ağzıyla güldürücü, yerici gazeller yazmıştır. Türk köylü ağzını, aruz veznine uygulayarak yazdığı eseri taş-baskı tekniğiyle basıldı. Bu Dünyadan Nazım Geçti adlı anı yapıtında Va-Nu, Kurtuluş Savaşı başlarında Nazım Hikmet’le Anadolu’ya geçişlerini anlatırken İnebolu’nun bir “giriş kapısı” olduğunu, hem de “süzgeçli bir kapı” olduğunu belirtiyor. O günlerde kasaba yabancılarla doludur. Ankara’dan izin çıkarsa “geçilir”, çıkmazsa “geriye dönülür” Birinci Dünya Savaşı bitiminde Almanya‘dan yurda dönen “Spartakistler”den kimileri İnebolu’dadır. Sadık Abi, Vehbi Sarıdal ve Nafi Atuf da aralarındadır. Bir araya geldiklerinde Nazım’la kendisinin yabancısı olduğu biçimde, toplumsal sorunlarla çözüm yollarını tartışmaktadırlar. Nazım’la Va-Nü Anadolu’yu ilk kez görmenin coşkusu içindedir. Birlikte “İnebolu” şiirini yazarlar. İki arkadaş tuttuk dağlara giden yolu Öyle yükselmişiz ... Devamı

04 04 2015

Kadrini Seng-i Musallada Bilmek / Ali ŞAHİN

Ünlü Divan şairimiz Baki, Şeyhülislâm olmak istedi ama bu isteğine ulaşamadan öldü. «Şairler Sultanı» diye anılan Baki'nin cenazesine bütün devlet büyükleri, tanınmış adamlar katıldı. Şeyhülislâm Sunullah Efendi'nin, musalla taşında şairin tabutunun önünde onun şu dizelerini söylediği anlatılır: «Kadrini sengi musallada bilüp ey Baki Durup el bağlayalar karşında yaran saf saf» (Ey Baki! Dostların senin değerini [ancak] musalla taşında anladılar ve karşında sıra sıra el bağladılar). Günümüzde halen yaşama gafletinde bulunan dünyada da ünlenmiş, dışarıda ünlendiği ile doğru orantılı olarak içerde karalanmaya çalışılmış bir çok ozan ve yazarımız, MEB tarafında ozan ve yazar olarak Hüsn-ü kabul görmüyor; bunların yapıtları da MEB Temel Eserleri arasına giremiyor.(ad verip polemik yaratmak istemiyorum.) Demek ki bunların da kadri “Taht misali O musalla taşında bir namazlık saltanat”tan sonra anlaşılacak. Hoş o zaman da değeri anlaşılamayanlar az değil ama. 18 Temmuz 2005 Devamı

04 04 2015

30 YIL SONRA MUSTAFA POLATLA İZMİR'DE.. Ali ŞAHİN

Bugün bir eski tanıdıkla görüşmek için sözleştik. 30 yıl sonra ilk göreceğiz birbirimizi. Ben İzmir'i pek tanımıyorum. Konakta saatin önünde ya da Merkez Hasan Sağlam öğretmen evinde buluşabiliriz sana da uygunsa diyorum emekli Ziraat Yüksek Mühendisi dosta. Taşköprü İlçe Tarım müdürlüğü görevinden ayrılıp Ankara'ya oradan Aydın'a oradan da İzmir'e geçeli 30 yıl olmuş. Saat uygun bana çünkü Karşıyaka'dan geleceğim, diyor. Öğretmen dostudur ama Karşıyaka öğretmen evindekilere anlatamamış tam. Bakın ben Ziraat Mühendisiyim; mesleklerimiz birbirine yakın, deyince: "Allah Allah! Bu nasıl iş!.." dercesine şaşkınlıkla yüzüme baktılar, diyor. Ben açıklama getirdim: "Bakın siz bebeleri, biz de babaları eğitiyoruz. Eski yazı ile ikisi da aynı, çift "be" ile yazılıyor.. dedimse de yumuşatamadım. Yanımda bir arkadaş olmadıkça pek uğramıyorum oraya diyor karşılaştığımızda. Biraz yürüyoruz hoşbeş ederek. Taşköprü'yü soruyor, Taşköprülüleri soruyor. Bir çok kişiyi hatırlıyor, kaldığı iki yılda görüp tanıdığı. Çetmeli İzzet'ten Hasan Yılmaz'a Bayram Ünal'dan Zeynel Yurtseven'e.. Nuri Keskinden Hüseyin Erikli'ye.. 1943 Elazığ Karakoçan doğumlu Mustafa Polat. Yükseköğrenimin AÜ Ziraat fakültesinde tamamlamış 1971 yılında. Hem çalışıp hem okuduğundan ara vermiş eğitimine bir süre Lise sonrasında. 1967 - 1971 yıllarının Ankara ortamı, öğrencilikten konuşuyoruz. O fırtınalı yıllar, diyorum; evet, diyor. 12 Martı da Ankara'da yaşamış. Sonra 80'i anlatıyorum ona Kastamonu'da Taşköprü'de yaşananları.. Ben iyi ki o yıllarda orada değilmişim, çok çektirirlerdi bana da. Bir de üst... Devamı

04 04 2015

Ali Şahin ile... Cihan Tekin

” O kadar yabancı dil merakı aldı yürüdü ki yazarlarımızın cümle yapıları bile çeviri dile uygun bir hal aldı, sağ kulağı sol elle göstermeler mi dersiniz, şiirde anlaşılmaz bir dil..! Sanki şiiri şiir yapan bu?” ”Ben yeraltı ile ilgilenmiyorum ve de okumuyorum o tür şeyleri… Ben, hâlâ Nazımları, Ahmet Arifleri Enver Gökçeleri, Hasan Hüseyinleri okuyorum arkadaş!…” CT - Selamlar, Ali ŞAHİN… Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim… Emekli bir edebiyat öğretmeni, Kastamonu âşığı bir eğitimci olduğunuzu ben biliyorum… Okurlarımızın sizi tanıması açısından kısa bir özgeçmiş alabilir miyiz? AŞ - Selamlar, sana ve okurlarına… 1952 yılının Şubat ayında Kastamonu’nun Taşköprü ilçesi Yazıhamit köyünde doğmuşum. Köyde ilkokul, ilçede ortaokul; sonra ilçede lise olmadığından girdiğim öğretmenokulu sınavlarını kazanarak Çorum Erkek İlköğretmen okuluna başladım. 1969-70 döneminde mezun oldum. Girdiğim Bursa Eğitim Enstitüsü sınavlarını- aldığım bir ceza yüzünden daha doğrusu- kazanamayınca yine Kastamonu Tosya Gökçeöz köyünde İlkokul öğretmenliğine başladım, 4 yıl sonra Taşköprü Kızılcaören Köyüne atandım. Bu arada Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü bitirerek aynı ilçenin Kız Meslek Lisesinde Türkçe/ Edebiyat öğretmenliğine başladım. Sonra da Milli eğitimin çeşitli kademelerinde yöneticiliklerde bulunarak 2004 yılının Şubat ayında Tokat Pazar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden 34 yıllık meslek yaşamımı noktalayarak emekliye ayrıldım. Mesleki kısmı böyle… Ana hatlarıyla… CT - Gerçekten dolu dolu geçmiş ve baş... Devamı

04 04 2015

CORUMIO: Mezunların Buluşma Yeri

CORUMIO: Mezunların Buluşma Yeri Merhaba, Ali Şahin ve Hüseyin Erikli, Çorum Öğretmen Okullular için bir site önerdiğinde, böylesine güçlü bağların olduğunu düşünememiştim. Siteyi hazırlamaya başladığımda, ortalama 35 yıldır kendilerinden bilgi almadığım birçok arkadaşla ilişki kurdum / kurmaktayım. Bu süreçte öylesine duygulu anlar yaşadım ki anlatılamaz. Sevinçten de gözlerim yaşardı, yitirdiğimizi öğrendiğim arkadaşların üzüntüsünden de... Arkadaşlarım, Gittikçe insan ilişkilerinin bozulduğu dünyamızda "deniz fenerleri gibi" olduğunuzu görmekten / bilmekten aldığım mutluluk oldukça üst düzeydedir. Hâlâ dostluk, arkadaşlık kavramlarının bu kadar güçlü yaşanıyor olması ne güzel. Ne yazık ki bazı arkadaşlarımız, bu duygularını yitirmişler. Kendileriyle ilişkilendiğimiz az sayıda arkadaşımız, bu sanal ortamda da olsa bir araya gelişimize ilgisiz kaldılar. Hele hele okul yıllarında çok samimi olduğum bir arkadaşımla 37 yıl sonra telefonda yaptığım görüşmenin beni ne kadar üzdüğünü, aradan aylar geçmiş olmasına karşın üzmekte olduğunu anlatamam. Arkadaşlar, Düşüncelerimizin ve yaşam biçimlerimizin ayrılığına bakmadan, bir çoğumuzun özlem içinde olduğunu gördüm. Bizler okulda bir karavanadan yemek yediğimiz günlerin sevdalısı olmuşuz. Bunu bir tür kardeşlik bilmişiz. İyi de etmişiz. Okul sıralarında hemen hepimizin bir anı defteri vardı. Benim çoktan unuttuğum, Hasan Ali'nin anımsattığı anı defterindeki yazımı, iyi ki yazmışım. Yazdığımı unutmuşum ama, dostlarımı unutmadım. Yazımın sonuna o yazıyı ekliyorum. O gün Hasan Ali'nin defterine yazdıklarımın, bugün hepiniz için geçerli olduğunu rahat&cced... Devamı

04 04 2015

Çorum Ve İlköğretmen Okulu Yıllarından Anılar 2

      — Bir okur olarak edebiyata karşı ilginiz nasıl doğdu?       — Çocukluğumda - çocukluk dersem, daha çok ortaokul çağında - ben içe kapalı bir insandım, hala da öyleyimdir ya biraz... Okul arkadaşlarım, bizim evin önünde oyun oynar, ben elimde kitap evin ikinci kat penceresinden onları izlerdim. Onlar çizgi roman okurlardı: O dönem Tommiksler, Teksaslar bilmem neler moda tabii. Beni hiç sarmadı onlar. İlkokulda pek kitapla karşılaşmadım. Sanırım çevre ve ilkokul öğretmenim Hasan Yumuşak'ın konu ile ilgisizliğindendi bu. Sonra ilçede ortaokula başladım. Türkçe öğretmenimiz okul müdürü Mehmet Sürer'di. Bu konuda o da sanki okul müdürlüğünden arta kalan zamanlarda Türkçe derslerine de girer gibiydi, yasak savma kabilinden. Hatta dersleriyle ilgili bir anekdot da anlatılırdı o zamanlar. Daha sonra Sağlık Bakanlığında oldukça üst düzeylerde görev yapan Hayati Ünal, bir kompozisyon dersinde noktalama işaretlerini yerli yerinde kullanamadığından olacak yazısının sonuna satır satır noktalama işaretlerini doldurmuş, altına da yazmış: "Herkes yerine marş, marş!.." Sonra genç bir Türkçe Öğretmeni geldi: Nihat Önem. Her derste hangi yazarın hangi parçasını işleyecekse o yazarın bir kitabıyla, mümkünse o metnin içinde yer aldığı kitapla girerdi derse. Bu durum ilgimizi çekerdi, kitap inceleme ödevleri verirdi: Benim kitapla karşılaşmam bu yüzden oldu. İlk kez Ömer Seyfettin'in "Mahcupluk İmtihanı" adlı öyküler kitabından, aynı adlı öyküyü incelemiş ve bu vesileyle o kitabı da okumuş, hatta babamdan, "roman okuyana kadar dersine çalış..." diye hatırı sayılır bir zılgıt da yemiş, o... Devamı

04 04 2015

Çorum Ve İlköğretmen Okulu Yıllarından Anılar

Günaydınla Günaydın Yıl 1967. Aylardan Eylül. Kayıt yaptırdık, okullar açıldı. Mehmet Gündüz’ün tek dersi mi vardı, okulu gezmeye mi gelmişti anımsamıyorum şu anda. Eski binanın önünde  Mehmet Saim Sayan, ve ben dahil yeni başlayan birkaç hemşeri bir arada sohbet ederken aniden “Günaydın!..” dediler, ceketleri ilikleyip iki yana açılarak selam durdular, kıvrak, çıtkırıldım biri geçti, o da başı ile selam verdi. Öğretmenleri olduğunu anladık ama sormadık konuyu bölmemek için. O zamanlar büyük sınıflara hemşeri de olsa temkinli yaklaşıyorduk. Öğretmenin takma adı “Günaydın” mış deyip geçtim.   Ayvayı Yedik… Aaaa… Günaydın Dedik Akşam okul çıkışı ile yemek arası öğrenciler serbest olur, isteyen istediği gibi ister okulda ister dışarıda dolaşabilirdi. Okuldan çıktık, saat kulesinin olduğu alana kadar bir uzanalım dedik. İnerken caddenin sağında bir manavda sarı sarı ayvalar ilişti gözümüze 3 arkadaş birer ayva aldık ama her biri iki yumruğumuz gibi. Kessek bıçak yok; okula götürsek beklemeye tahammül… Ayvaları ısıra ısıra yiyerek yola revan olduk, bir yandan da bir ısırık aldıktan sonra elimizde gizlemeye çalışıyoruz, köyden inmişler şehre, şunlara bak demesin görenler diye.. Tam kulenin dibine geldik. Durakta kırmızı bir belediye otobüsü. Otobüsler alçaktı o zamanlar. İçerde oturan biri, kaldırımda yürüyen bizimle tam burun buruna geliyordu. Bizimki de öyle oldu, tam ayvayı ağzıma aldım, bir parça koparacağım ki “Günaydın”la burun buruna geldik. Bizi de gördü, mahcup kıpkırmızı bir yüz ifadesi içinde oradan sıvıştık hemen. Belki tanımadıysa diye. Ertesi gün dersteyiz. Dersimiz matematik.... Devamı

24 09 2014

Cumhuriyet Gazetesi, Şenlik YİBO ile ilgili yazı

YATILI İLKÖĞRETİM BÖLGE OKULLARI / DİZİ YAZI EBRU TOKTAR ___________________________________________________________________________ Yatılı bölge okulu öğrencileri, duyarlı öğretmenlerle güneşli bir geleceğe göz kırpmak istiyor Anadolu'nun yatılı umutları SUNUŞ Duvarlarında şen çocuk kahkaları yerine, ağırbaşlı tebessümlerin öksürük sesleriyle yankılandığı yatılı ilköğretim bölge okulları. Düşüncelerine erkenden ak düşmüş, geleceğe bakarken içlerindeki kaygıyı dindiremeyen çocukların eğitim yuvaları... Parasız yatılı okullar... Bazen bir mahkûmun, bazen simitçinin, bazen işçinin, kapıcının, çobanın, parçalanmış ailelerin kötü yazgılarına çalım atmak isteyen çocukları için umut kapısı... Kaygıyla atan ürkek yüreklerine ve omuzlarına binen yoksulluğun olanca ağırlığına karşın okumak ve güneşli bir geleceğe göz kırpmak istiyorlar. Kâh ders çalışıyor, kâh Mahsun Kırmızıgül,... ...Kaynak : necaticifci.blogcu.com Devamı

13 09 2014

2014 YILINDA TÜRKİYE’DE EDEBİYAT ÖDÜLLERİ

2014 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve TÜYAP’ın işbirliğiyle, beş ayrı dalda dönüşümlü olarak verilmekte olan ‘Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü bu yıl roman dalında verilecek. Cumhuriyet Kitap Eki 14 Ağustos 2014 Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve TÜYAP’ın işbirliğiyle, beş ayrı dalda dönüşümlü olarak verilmekte olan ‘Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü bu yıl roman dalında verilecek. Ödüle, 1 Eylül 2013 – 31 Ağustos 2014 tarihleri arasında basılmış romanlar aday olabilecektir. Hasan Ali Toptaş, Semih Gümüş, Handan İnci, Asuman Kafaoğlu Büke ve Burhan Sönmez’den oluşan Seçici Kurul’un kararıyla belirlenecek ödül, TÜYAP Kitap Fuarı’nda yapılacak bir törenle verilecektir. Aday kitapların en geç 31 Ağustos 2014 tarihine kadar 6 nüsha olarak, yazarın kısa özgeçmişi ve adaylık başvurularını belirten dilekçe ile birlikte “Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Cumhuriyet Mah. Silahşör Cad. No: 71 Bomonti-Şişli/İstanbul adresine gönderilmesi gerekmektedir. ***   ***   ***   ***   ***   *** ‘Şiirde acemilik peşindeyim’ ‘Bir Adın Yolculuktu’ kitabıyla Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nün sahibi Ülkü Tamer “En çekindiğim şey, Uyar’ın sözleriyle ‘korkulu ustalık” diyor. Burak Abatay ‘Şüphesiz her işin, ilgilisi her insanı büyülendiren kişileri, kurumları ve icraatları vardır. Bu unsurlar yan yana geldiği takdirde ise heyecanlandırm... Devamı

08 01 2013

Şeker Portakalı güneşi uyandırdı mı?

Şeker Portakalı güneşi uyandırdı mı? |  görsel 1

   Şeker Portakalı güneşi uyandırdı mı? Melek Özlem Sezer Bir zamanlar çok sevilen bir televizyon programı vardı: Bir Kelime, Bir İşlem. MEB’de kimilerinin aklında kalmış demek, olur olmaz oynayıp duruyorlar. Ama oyunu yanlış anımsadıkları için yanlış oynuyorlar. Kitapları rastgele karıştırıp içinden cımbızla kelime seçip, işlem budur diyorlar. Son olarak 1968 yılından beri tüm dünyada çok sevilerek okunan Şeker Portakalı’nın başına geldi bu tuhaf işlem. Portakalı soydum başucuma koydum, ben bir tuhaflık uydurdum, duma duma dum! MEB okuma kültürünün gelişmesi için okuma çalıştayları düzenliyor, bildirgeler yayınlıyor ama işlemlerini kendi içindeki tutarsızlıklardan kurtaramıyor. MEB’in 100 Temel Eser listesi içinde yer alan “Şeker Portakalı”nı okuttuğu için 7. Sınıf Türkçe öğretmenine soruşturma açılıyor. Neden? Bir veli hayatta hiç argo duymadığı için birkaç sözcük yüzünden şok olmuş. Zeze’ye bu sözcükleri kullanmaması yönünde yapılan telkinler de şoku aşmasına yetmemiş. Soruşturma açılmasını istemiş. Bir başka derdi ise kitabın Türk örf ve adetlerine uygun olmaması imiş. Ki Brezilyalı bir yazarın ilk derdi kuşkusuz Türk örflerini araştırmak olmalıydı. Ve dillerine pelesenk ettikleri “evrensellik” ilkesinin karşılığı da burada aranmalıydı. Oysa Jose Mauro de Vasconcelos’un “Şeker Portakalı” yoksul bir ailenin yaşamıyla birlikte gözlerin en çok kapatıldığı evrensel bir meseleyi de anlatıyordu. Zeze’nin düşsel dünyası, hayatı ancak bir çocuğun cesaret edebileceği düşsel sınırsızlıkla yorumlaması ise yaratıcı zekâyı ortaya koyuyordu. Bu, yalnızca çocukların okuyacağı bir kitap değil.... Devamı

08 01 2013

1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)   12 Mart döneminde yapılan bütün saldırılara karşın solun yakaladığı kitle birikimi dağıtılamadı. Dışarda kalan ve dışarı çıkan kimi sosyalistler yaşananları süzgeçten geçirerek yapılan hataları bir bir tartışmaya ve bir çıkış yakalamak için çalışmalara başladılar. Tartışmalar nasıl bir sosyalizm ve nasıl bir parti yapılanması üzerinden yürütüldü. Doğal olarak bu tartışmalar ister istemez Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısı üzerinden ve Türkiye’de sınıflar üzerinden yürüdü. 1973 yılında çıkarılan KİTLE dergisi konuyu ele alarak çıkışa programsal bir yanıt aramaya başladı. Özet olarak Türkiye’de kapitalizmin gelişimi ele alınarak geniş yığınların bilincine çıkarılmaya çalışıldı. Konu özet olarak şöyle konuluyordu: Türkiye’de kapitalist gelişme aşağı yukarı 100 yıl öncesine dayanmaktaydı. Ancak Türkiye’deki kapitalist gelişmenin ülkenin iç dinamiği ile değil, daha çok dış güçlerin etkisiyle geliştiği tespiti yapıldıktan sonra, Türkiye’de kapitalizmin gelişimine daha çok cumhuriyet döneminden sonra başladığı ve dikkate alınacak yarışmacı (rekabetçi) bir dönem yaşanmadan dış tekelci güçlerin etkisiyle tekelci bir nitelik kazandığı saptaması yapılıyordu. Bu nedenle de içerdeki tekelci sermayenin dış tekelci güçlere göbeğinden bağlı işbirlikçi tekelci burjuvazi olarak sahneye çıktığı sonucuna varılıyordu. Bu sonuç, doğal olarak ulusal burjuva olarak nitelenebilecek sermaye kesimlerinin tasfiyesine dikkat çekiyordu.   Bu gelişmelere baktığımız zaman banka sermayesi ile sanayi sermayesinin iç içe geçtiği görülüyordu. Tü... Devamı

08 01 2013

TİP TSİP KOMÜNİST VE İŞÇİ HAREKETİNİN TARİHİ

1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1   TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ   Ülkemizde sol ve sosyalist solun tartıştığı konuların başında, hiç kuşku yok, nasıl bir parti aracılığıyla iktidarın egemen güçlerden alınacağı geliyor. Başlıca tartışma konusu böylesine kapsamlı olmasına karşın, tartışmaların sonuç alıcı olmak anlamında çok da işe yaradığı ve geniş kitlelerle buluştuğu söylenemez. Yasal örgütlenme alanında ilk tartışmalar, 13 Şubat 1961 tarihinde kurulan TİP ile birlikte başladı. Bu nedenle önce kısaca TİP tarihin-den söz etmek gerekiyor.   TİP’İN KURULUŞU   TİP 13 Şubat 1961'de, 1961 Anayasasının getirdiği nisbeten demokratik ortamda, 12 sendikacının İstanbul Valiliğine verdikleri bildirimle kurulmuştur. Kurucular Şaban Yıldız, Kemal Sülker, Kemal Türkler, İbrahim Güzelce, Ali Demir, İbrahim Denizcier, Adnan Ardan, Avni Erakalın, Kemal Nebioğlu, Hüseyin Uslubaş, Ahmet Muslu ve Salih Özkarabay olarak bilinir. Artun ÜNSAL'ın kitabında (2002) kurucular listesi şöyle verilmektedir: Şaban Yıldız (İstanbul İşçi Sendikaları Genel Sekreteri), Kemal Türkler (Maden İş Genel Başkanı), İbrahim Güzelce (İstanbul Basın Teknisyenleri Sendikası Genel Sekreteri), İbrahim Denizcier (Müskirat İşçileri Sendikaları federasyon başkanı), Adnan Arkın (İstanbul işçi sendikaları birliği icra heyeti üyesi), Avni Erakalın (İstanbul İşçi Sendikaları Birliği Başkanı kurucu genel başkan), Kemal Nebioğlu, (Oleyis Sendikası üyesi), Hüseyin Uslubaş (İstanbul Yaprak Tütün İşçileri Sendikası Başkanı), Ahmet Muşlu (Türkiye İşçi Çikolata Sanayi İşçileri Sendikası), Saffet Göksüzoğlu(İlaç ve Kimya İşçileri Sendikası Başkanı), Rıza Kuas ( (Lastik İş Genel Başkanı).   TİP 1961 se&c... Devamı