8. İzmir Öykü Günlerinden İzdüşümleri

15/2/2009 · Kategori: A. Ali ŞAHİN (A. Alsah) Yazilari

Dünya Öykü Günü Bildirisi'ni de hazırlayan 8. İzmir Öykü Günleri "Onur Konuğu" Osman ŞAHİN'in adına güzel bir site hazırlandığını da bu vesileyle yeni gördüm. Nette bu denli çok gezen biri olarak karşılaşmadığıma göre de mutlaka yeni hazırlandı diye düşündüm. Yapılış zamanınna ilişkin bir bilgi de gözüme çarpmadı. O yüzden paylaşmak istiyorum. http://osmansahin.com/  İçeriği de bu güne kadar yapılanlara baktığımızda alışılmadığı kadar zengin.. "YAZARIN DİLİ, COĞRAFYASI, MEKANI" sayfasına da güncellendiğine ilişkin bir açıklama konulmuş.  

Osman Sahin'in adresi:  Dr. Zeki Zeren Sok. 15/32 Goztepe, Istanbul Ev / Fax: 216.363.5676               info@osmansahin.com       osman@osmansahin.com

***
 

8. İZMİR ÖYKÜ GÜNLERİ Etkinliklerine; yapıtlarıyla, yaşamlarıyla, edebiyat yapıtlarını sinema ve tiyatroya uygulamalarıyla, yapıtlarından örnekler seslendirenleri, ustalardan örnekler seslendirenleri, onların hakkında görüş ve düşüncelerini aktaranlarıyla; özellikle salonda adları çınlayan büyük ustalarıyla bizi üç gün öykü ile yatıp öykü ile kaldıran, yaşatan, yaşatılmasına adları ve yapıtlarıyla olanak veren yaşayan- yaşamayan, yerli- yabancı adları alfabetik olarak burada zikretmek istiyorum:

 

A.Muzaffer TUNÇAĞ, Ahmet ÖNEL, Alime MİTAP YALÇIN, Asuman SUSAM, Aydın ŞİMŞEK, Ayhan BOZFIRAT, Azra İnmeler, Azra İNMELER, Brecht, Can GAZALCI, Canan TAN, Cemil KAVUKÇU, Çehov, Dinçer SEZGİN, Emel Kayın, Ferda İZBUDAK AKINCI, Funda ÖZŞENER, Gökhan CENGİZHAN, Gönül ÇATALCALI, Gülseren ENGİN, Güzin ORALKAN, Haldun TANER, Haluk IŞIK, Handan GÖKÇEK, Hasan ÖZKILIÇ, Hidayet SAYIN, Hülya NUTKU, Hülya SOYŞEKERCİ, Hüseyin PEKER, Işık ÖĞÜTÇÜ, İlknur ÖZDEMİR, İnci ARAL, İsmail Mert BAŞAT, M. Sadık ASLANKARA, Murat ŞAHİN, Muzaffer İZGÜ, NAZIM HİKMET, Oğuz ATAY, Oğuz TÜMBAŞ, Orhan KEMAL, Osman ŞAHİN, Özcan KARABULUT, Özdemir NUTKU, Özen YULA, Özlem BELKIS, Selma BAŞ, Semih ÇELENK, Sevim BURAK, Sırma KÖKSAL, Şerife YALÇINKAYA, Şükran YÜCEL, Üstün AKMEN, Vicdan EFE, Vüsat O. BENER, Yılmaz ONAY, Yılmaz ÖĞÜT…

 

Şimdi belki de bazı dikkatsiz okurlar bu da ne ya, bu adam da kim ölüleri bile etkinliğe katmış!... Biliyorum kimin sağ kimi ölü olduğunu ama o “öldü” dediklerimiz salondaydılar ve de dipdiriydiler hala… Hele yaşıyor sandığımız bazı ölülerin yanında, ne kadar canlı idiler…

 

Işık Öğütçü’nün babası Orhan Kemal; Sırma Köksal’ın annesi Ayhan Bozfırat’la ilgili anı ve saptamaları değişik bir tattı…

***

Öykü Günlerinde Egeli Kadın Yazarlar Platformu üyeleri ağırlıklı olarak yer almıştı doğal olarak... Bu vesile ile arada verilen çay molasında Hüseyin Altınpulluk ile kitap sergilerini gezerken Zübeyde Seven Turan'la  tanıştık. Zübeyde Hanım benim Çorum Öğretmen Okulunda arkadaşım olan Ayhan Altay'la Kargı'da tanışmış ve birlikte çalışmışlar: Biri Mal Müdürü, Biri ise Töb- Der Kargı Şube Başkanı. İlginç anıları vardı Zübeyde Hanımın. Özellikle sürgün edilen 9 öğretmenin atamasına karşı "Bu masa 9 can etmez" diyerek direnişi, çok onurlu bir karşı koyuştu.78'lerde MC döneminde Ülkücülerin yoğun olduğu yörelere atanan devrimci öğretmenlerin can kaygısını içinde duyması, sanırım analık güdüsünün bir bağışıydı diye düşünürken daha o günlerde evli bile olmadığını vurguladı... Bunları yazıyor musunuz dedim.. Evet yanıtını aldım. mutlaka paylaşılması gereken anılardı çünkü.

SAVUR  SAÇLARINI  EGE

 

Savur Saçlarım Ege – Öyküler, Egeli Kadın Yazarlar Platformu, İzmir, Nisan 2008, 196 Sayfa, Afrodisyos- Sanat Yayınları:  6 / Kitap; Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ) üyesi 27 Egeli kadın yazarın "Ege ve Kadın" üzerine yazdığı 27 öyküden oluşuyor. “Savur Saçlarını Ege”de “ Egeli Kadın Yazarları Platformu” üyelerinden; Ayşe Aysel Güntürkün, Belma Özgün, Buket Akaya, Emel Denizaslanı, Emel Kayın, Esra Omdan, Gönül Çatalcalı, Gülseren Engin, Güzin Oralkan, Handan Gökçek, Hülya Soyşekerci, Hüsnan Şeker, İnci Gürbüzatik, İncila Çalışkan, Nesrin Özyaycı, Nevzat Süer Sezgin, Oya Uslu, Raşel Rakella Asal, Saime Bircan, Sevim Korkmaz Dinç, Seviye Merih, Sultan Su Esen, Tülin Çetin Bektaş, Vicdan Efe, Zehra Ünüvar, Zeliha Akçagüner, Zübeyde Seven Turan’ın birer öyküsü yer alıyor.

 

İçindekiler:

ACIYI PAYLAŞMAK / Zeliha AKÇAGÜNER 11

HASRET / Buket AKKAYA 17

TELEFON / Raşel Rakella ASAL 25

DENİZ / Tülin Çetin BEKTAŞ 29

ACI ŞEKER / Saime BİRCAN 37

PAMUK ÇAPASI / İncila ÇALIŞKAN 43

DAĞ Esintisi / Gönül ÇATALCALI 49

ANNEANNEM / Emel DENİZASLANI 65

A.LDIM BAŞIMI / Sevim KORKMAZ DİNÇ 71

AKASYA / Vicdan EFE 75

KARANLIKTA KÜÇÜK KIRMIZI BİR IŞIK / Gülseren ENGİN 85

EGE’NİN DOLUNAYI / Sultan Su ESEN 91

BÜYÜKANNEM / Handan GÖKÇEK 101

KEZBAN KADIN / Ayşe Aysel GÜNTÜRKÜN 105

SABIRLIK / İnci GÜRBÜZATİK 111

MAVİ, IŞIKLI, HUZURLU VE YORGUN / Emel KAYIN 121

ÖZLENEN / Seviye MERİH 123

GÖRÜNDÜGÜ Gibi DEĞİL/ Esra ODMAN 127

TÜLSÜ / Güzin ORALKAN 137

MAVİ O'NU ÇAGIRIYORDU / Belma ÖZGÜN 139

MARTI / Nesrin ÖZYAYCI 143

ALEV ALEV / Nevzat Süer SEZGİN 153

EGE TESELLİSİ / Hülya SOYŞEKERCİ 159

DAVULUN SESİ UZAKTAN HOŞ GELİR / Hüsnan ŞEKER. 163

PAYENDE HALA / Zübeyde Seven TURAN 168

BİR İNSANLIK ÖYKÜSÜ / Oya USLU 179

TÜTÜNCÜ KADINLAR / Zehra ÜNÜVAR 187


***

2009 Dünya Öykü Günü Bildirisi

En eski çağlardan beri ölümsüzlüğün ne olduğunu arama tutkusuna kapılan insan soyu, ölümsüzlüğün, kendi öz yaratısı “sanat” olduğunu anlamıştır.

Öykü, insanlığın en yaratıcı söz sanatıdır.

Doğa kendi yasalarına göre işler, öykü ise, insanlığın temel yasalarını ölçüt alır kendine, ona göre yazılır. İçinde insan olmayan bir öykü düşünülemez.

Öykü sözcüklerle yazılır. Sözcükler birer sestir, birer güçtür. Her sözcük bir doğumdur, bir tomurcuk çoşkusudur, yaşama yeniden bağlanmadır. Yıllanmış seslerdir sözcükler, yıllanmış coğrafyalardır. Milyonlarca ağzın, dilin, soluğun sıcaklığını ve nemini taşırlar. Her sözcük bir düşünce taşır içinde. “Söz” insandır. “Söz” insana bir şey anlattığı sürece ‘söz’ dür, anlatmıyorsa ‘boş laf’tır.

Öykünün kendine özgü kuralları, kurgusu, dili ve derinliği vardır. Öykü yaşamdaki gerçeklikle aynı olsun diye yazılmaz. Öykü gerçeği ile yaşam gerçeği birbirine uymaz. Görünenler, yaşananlar bir fotoğraf gerçeği ile yazılırsa bu öykü olmayacak, gazetecilik olacaktır. Öykü, yaşadığımız gerçeklerden bağımsızdır ve dış dünyayla bir ayrılık taşıyacaktır.

Yazar, yaşadığı çağın tanığıdır; kendi payına düşeni yazar ama yazdıkları ne kendi yaşamının tamamıdır, ne de görebildiklerinin…Yazar yüreğini dünyaya, topluma kapatamaz. “Yazarın ayakları ne denli kendi toprağındaysa, kulakları da yeryüzünde olacaktır” diyor Yaşar Kemal. Yazarın içinde beslediği, büyüttüğü temel gerçek, insan duygusu ile insan gerçeğidir. Montaigne’in: “Bir insanda yeryüzü insanlığının bütün halleri gizlidir” sözünün önemini, yazar herkesten iyi bilir; her insanın içinde bir “Hamlet’ olduğunu, sıradan insanların başını kaldırmaya hakkı olduğunu da…

Yazar, edebiyatın sürekliliği içinde düşüncelerini, birikimlerini, algılarını akıl süzgecinden geçirerek özümseyen, onları kağıda dökerek, öykü yokuşunda sürekli koşmaya çalışan kişidir. Sözcüklere ruh verendir, bir sözcük damıtıcısıdır. Öykü kıvamını, sözcüklerin kaynaşmasını sabırla bekler. Yüreğinden, aklından geçen sözcüklerin, okurların yüreğinden de geçeceğini, onu sarsacağını, ürperteceğini bilir.

Yaşlı insan yüzleri geçmişin aynaları sayılır. Her çeşit insan yüzü, duyulan birkaç çekirdek söz, ağır çalkantılı yaşamlar, carpık ilişkiler, savaşlar, afetler, acılar, ihanetler, analık duygusu, korku, ölüm ve aşk gibi temel insanı duygular, yazarın yüreğinde büyük anaforlar, patlamalar yapar. Tohumlanma, çimlenme başlar. Derken, yüzlerce sözcüğün kanından, canından oluşan, başında, sonunda ve ortasında hep ‘insan’ olan ‘öykü’ çıkar ortaya. İnsanın derinine inmeyen, yalnızca süslü sözcüklerin cilasıyla yetinilerek yazılmış öyküler kanımca kalıcı olmayacaktır.

Zaman kadar eski, zaman kadar genç, Ilyada ve Odysseia gibi iki büyük destanın yaratıcısı, İzmir’li yurttaşımız Homeros’tan günümüze, birbirinden çoşkulu, güzel, kanatlı sözlerle anlatı geleneğimizi taçlandıran Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali, Sait Faik, Orhan Kemal, Yaşar Kemal ve daha pek çok büyük, soylu yazarlarımızı saygıyla anıyor, selamlıyorum.

Dillerimiz, kültürlerimiz, yaşantılarımız farklı olsa da, öykülerimizin kardeş olduğunu yineliyorum.

DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ’nün bütün öykücülerimize ve öykü severlere kutlu olmasını diliyorum.

ÖYKÜCÜ
Osman Şahin
"8. İzmir Öykü Günleri Onur Konuğu"




Öykülerde sevgi / Benal AKMAN
“Bir insanı sevmekle başlar her şey” Sait Faik
 
14 Şubat’ın Sevgililer Günü olması bir yana, Dünya Pen Yazarlarınca onaylanarak ulusal anlamda bir kimlik kazanan bugün  “Dünya Öykü Günü” olarak kutlanıyor. Öykülerle insan, insanla öyküler, geçmişle gelecek arasında kurulan kesintisiz edebi bir bağ… İnsanları bütünleştirmede etkenlik,  sağlanan dünya barışı ve çıkarsız paylaşım… Okuyan bir toplum olmak, düşünceyi geliştirmek, dünyaya bir farklı gözle bakmak, yaratıcı olmak…

Bugüne özel “Sevgiliye Dair” isimli öykümü de yazıveriyorum. Bir karakter oluşturup etten kemikten yapıyorum onu, kişilik veriyorum, ruh veriyorum, özelliklendiriyorum. Sevginin anlamını çok iyi bilen, şeffaf, naturel, tüm hücreleriyle sevgiyi taşıyan bu karakter, günümüz yalandan sevgilerini görünce boynunu büküyor. Ancak öykülerde, şiirlerde, romanlarda görebiliyoruz, yaşayabiliyoruz gerçekliği.
 
Her koşulda, her ortamda, yalansız, çıkarsız, en derinden, en içten, en hakiki, tümden gelimli, tümevarımlı, doğal bileşimli sevgileri olan tüm sevgililerin her günü birbirinden özeldir. Gerisi ise boş, savsata, komutsal, zaruri, moda girmiş, yüzeysel, sadece adı sevgi-li… Gereksiz, yalnızlık yaşamamak adına robotlaşarak, içtenliksiz sarf edilen sahte sevgi sözcükleri, karalanan sevgi… Edebiyat aracılığıyla anlatılınca anlaşılıyor sevgi öykülerde.
 
Nice kırmızı güller aldık, gülümsedik, kokladık, kuruttuk, sakladık. Kırmızı gül güzeldi de dikenleri canımızı yaktı, ağladık, düştük, kalktık, indik, çıktık. Yüce aşklarda derin sevgileri bulduk, bazen şeytani neyse onu seçtik. Sonra pes ettik, tövbe ettik. Yine de içimizdeki çocuk sevgiyi hep barındırsa da her seferinde sandıktan çıkarıp ortaya dökse de kırılganlık yanı başımızda kaldı. Kırmızı gül bile kalıpsallıkta yerini aldı. Peki, kırmızı gülün suçu neydi? Kırmızı güller öykülerde yer alsın.

Kırmızı kalp şeklinde yastıklar, eline kalp tutuşturulmuş ayıcıklar, krize tezat beş katı fiyatla satıl

TAŞKÖPRÜ'DE BASIN

19/10/2008 · Kategori: A. Ali ŞAHİN (A. Alsah) Yazilari

Numan__Ozdemir.jpg

numanozdemir_taskoprununsesi.jpg

FOTOĞRAFLAR:

Numan ÖZDEMİR
ve
TAŞKÖPRÜ'NÜN SESİ
Gazetesi)


TAŞKÖPRÜ'DE BASIN

ALİ ŞAHİN
______________________________________________

TAŞKÖPRÜ: Haftalık gazete.Tek Sayı / 30 Ağustos 1950. İlk sayısından sonra çıkmamıştır. Sahibi ve Mesul Müdürü: Şem'i DALAY; Mücadele Matbaası. Kastamonu. İlçenin ilk gazetesi. Başlık altında: "Halkın Dili, Hakkın Dili" Çarşamba günleri çıkar siyasi gazete olduğu yazılıdır.28x41 ebadında, fiyatı 5 kuruş.

TAŞKÖPRÜ: Haftalık gazete. (6 Mart 1959- 22 Nisan 1960) Sahibi ve Mesul Müdürü: Ergin TÜFEKÇİ; Doğrusöz Matbaası. Kastamonu. Çarşamba günleri çıkar. 28x41 ebadında, 4 sütunlu, 2 sayfa, fiyatı 5 kuruş.

TAŞKÖPRÜ'DE UYANIŞ: (5 Mart 1969- 5 Mayıs 1969) Sahibi: TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) adına; A. Cahit ARIKAN, Yazı İşleri Müdürü: Zeynel YURTSEVEN. Yenises Matbaası. Kastamonu. Başlık altında: "Genç fikirli demek, gerçek fikirli demektir. K. ATATÜRK" yazısı bulunmaktadır. 41x57 ebadında, 6 sütunlu, 2 sayfa, fiyatı 25 kuruş.

GÖKIRMAK: Haftalık gazete. (13 Mart 1970- ../.. 1974).Sahibi: Mahmut ESKİ, Ziya SEZEN(Kısa bir süre sonra ayrılmıştır); Mesul Müdürü: Halit TERZİOĞLU. Yenises Matbaası. Kastamonu. Başlık altında: "Haftalık Siyasi ve kültürel gazete" yazısı bulunmaktadır. 35x50 ebadında, 5 sütunlu, 2 sayfa, fiyatı 25 kuruş.

TAŞKÖPRÜ'NÜN SESİ: 15 Günlük gazete. (1 Ağustos 1975- ../../ 1988) Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Numan ÖZDEMİR. Yeni Kastamonu Matbaası. Kastamonu. Başlığın altında: "Siyasi ve Kültürel gazete. 15 günde bir Cuma günleri çıkar" yazılıdır. 308. sayıdan itibaren gazete el değiştirmiş, Numan ÖZDEMİR, gazeteyi Eczacı Metin BAKIRCI'ya devretmiştir. İlçenin en uzun ömürlü gazetesi olma özelliğini taşıyan TAŞKÖPRÜ'NÜN SESİ gazetesinin bütün sayıları tam olarak Taşköprü İlçe Halk Kütüphanesinde mevcuttur.

GÖKIRMAK: (Taşköprü Belediyesi). 1993 Sahibi: Taşköprü Belediyesi adına: Hasan ALTAN. Genel Yayın Yönetmeni: Muzaffer YILDIZ. Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ersin TABAKER. Damla Grafik Tesisleri. Başlık altında "Taşköprü Belediyesi'nin Yayın Organıdır" yazılıdır.

Kaynaklar: 1. Hazma ÇİÇEK, Taşköprü İncelemesi (Basılmamış İnceleme. Taşköprü Halk Kütüphanesinde mevcut olup öğrenciler ve araştırmacılar için önemli bir kaynaktır.). (Hazma ÇİÇEK: Emekli. Taşköprü Halk Kütüphanesi eski Müdürü)
2.Aziz DEMİRCİOĞLU: Yüz Yıllık Basında Kim Kimdir?

Ali ŞAHİN



____________________________________________

EKLER:

____________________________________________

TAŞKÖPRÜ'NÜN SESİ:
______________________________________________

15 Günlük gazete. (1 Ağustos 1975- ../../ 1988) Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Numan ÖZDEMİR. (*) Yeni Kastamonu Matbaası. Kastamonu. Başlığın altında: "Siyasi ve Kültürel gazete. 15 günde bir Cuma günleri çıkar" yazılıdır. 308. sayıdan itibaren gazete el değiştirmiş, Numan ÖZDEMİR, gazeteyi Eczacı Metin BAKIRCI'ya devretmiştir. İlçenin en uzun ömürlü gazetesi olma özelliğini taşıyan TAŞKÖPRÜ'NÜN SESİ gazetesinin bütün sayıları tam olarak Taşköprü İlçe Halk Kütüphanesinde mevcuttur.
______________________________________________

(*) KENDİ KALEMİNDEN NUMAN ÖZDEMİR
______________________________________________

"BEN NUMAN ÖZDEMİR

Doğum tarihi : 05/04/1921
Ölüm tarihi : 01/01/2003

Kastamonu ili, Taşköprü ilçesi Aşağıçayırcık köyünde 1921 yılında doğdum. Anam ben 10 yaşındayken rahmete kavuşmuş HANIFE, babam çiftçi HÜSEYİN ÖZDEMİR. Taşköprü ilk okulunu bitirdikten sonra gedikli hazırlama orta okuluna girdim. 1941 yılında istihkam gedikli çavuş olarak ordudaki hizmetime başladım.

Hizmetimin son yıllarında Ankara Ticaret lisesi akşam kurslarında daktilografi ve stonoğrafi öğrendim. 1950 de karayollarında başlayan sivil hayatımda daktilografi bilmemin yararı oldu. 1954 yılında TBMM'nde ikinci kez stonoğrafi öğrendim. 1959 dan 1967 ye kadar stonoğraf olarak çalıştım. 1967 de İstanbul belediye meclisi stonoğraflığına nakil edildim. TBMM'nde stonoğraf arkadaşlarıma 10 parmak daktilografi öğrettim. Bu arada kendimde standart Türk klavyesini öğrendim. İstanbul belediye meclisine nakil edildikten sonra yazılı öğretim denemesi yaptım. Nihayet 25 yıllık yazma 10 yıllık da öğretim tecrübesine güvenerek KENDİ KENDİNE 10 PARMAKLA DAKTİLOĞRAFİ kitabını 1971 yılında yayınlamaya karar verdim."

(NUMAN ÖZDEMİR, KENDİ KENDİNE 10 PARMAKLA DAKTİLOĞRAFİ, 1971, Arka kapak yazısından alınmıştır.)
______________________________________________

http://www.blogcu.com/alisahin37/388026/

Güzel İzmir'de Çirkin Ve Tehlikeli Bir Manzara

18/6/2007 · Kategori: A. Ali ŞAHİN (A. Alsah) Yazilari


Günlerden 18 Haziran Pazartesi. Öğleden sonra 95'in kahvesinden çıkıp şöyle ara caddelerden gezerek Konak'a ineyim dedim. Yollar daracık Halil Rıfat Paşa Caddesinde.İki araç karşılaştığında zaten biri kenara çekilip öbürüne yol vermek durumunda kalıyor.

 

O da ne.. Bir eski yapı. Ki çöktü çökecek. Belediye iki başa iki tabelea koymuş. "Bu bina Her An Yıkılacak Derecede tehlikelidir.Yaklaşmamanız önemle rica olunur.- Konak Belediyesi" Eee, nerden geçeceğiz. Hadi levhayı okuduk diyelim. Bina çoktüğünde yolun öte geçesindeki yolcunun da üstüne gelir.

 

Üstüne üstlük bir de İlköğretim Okulu var 100-150 metre ilerisinde. Adı da Sarıkamış İlköğretim Okulu... 2. Bir Sarıkamış Olayından Tanrı esirgesin... Güzel İzmir'e hiç yakışmayan bir manzara. Bir de tedbirsizliğin adını TEDBİR koymuşuz biz. İki levha ile sorunu çözmüşüz. Oh ne ala memleket.

 

Bir de bir sözümüz vardır bizim. "Görünür görünmez kaza!.. Kaza geliyorum demez!..

" Aman beyler: Bu ayan beyan görünüyor ve de GELDİM.. diyor, geliyorum değil. Ne yapılacaksa bu saatte yapılmalı ve halletmeli bu işi.

 

Bu tür haberlerden birini daha 2 ay kadar önce okuduk gazetelerde. Bereket olay gece yarısı gerçekleştiğinden can kaybı olmadan atlatıldı.

 

“Karataş'taki eski bina nihayet çöktü

 

İzmir'in Karataş semtinde 4 yıldan beri kullanılmayan eski bir bina çöktü. Binanın yanındaki boş arsada park halinde duran araçlardan birinin üzerine çöken duvar, otomobilde maddi hasara neden olurken, ölen ya da yaralanan olmadı. Olay, önceki gece saat 24.00 sıralarında meydana geldi. 4 yıl önce evin sahibi tarafından boşaltılan metruk bina, gürültülü biçimde çöktü. Ayla Çağlan'a ait araç, enkaz altında kaldı.” ( TOLGA TEKİN (HABER MERKEZİ / Yeni Asır, 7 NİSAN 2007)

Bu da daha üzücü olanı :

“İzmir'in Konak ilçesi Halilrıfatpaşa semtinde yıkım kararı alınan eski bir binanın taş duvarının yan evin çatısının üzerine yıkılması sonucu hayatını kaybeden 4 yaşındaki Cemre ve Ceren Yılmaz isimli ikiz kız kardeşlerin ailesi yasa boğuldu. (…) Kaymakam Taşdöğen'in yanına gelen acılı baba, "Bana ne yardımı yaparsanız yapın. Kızlarımı geri getirebilecek misiniz?" diyerek tepkisini dile getirdi.  Taş duvarı çöken bina için Konak Belediyesi tarafından 20 gün önce yıkım kararı alındığı ve binanın çok sayıda hissedarı olduğu için tebliğ yapılamadığı öğrenildi.” (Yeni Asır, 23 MAYIS 2007)

 

Evet, sayın yetkililer, gazetelerde gördüğümüz binalarından daha berbat bu binanın durumu, lütfen yeni bir facia olmadan gereken yerlere gerekli talimatlar verilerek gereği ne ise yapılsın.

 

 



Belediyemizin ve ilgililerin duyarlılığına teşekkür ederiz.



« Önceki :: Sonraki »