Nail Çakırhan’ı Kaybettik

28/10/2008 · Kategori: Haber-Izlenim

Nail Çakırhan’ı kaybettik

image

Uluslararası Ağa Han mimarlık ödülü sahibi mimar, şair ve edebiyatçı Nail Çakırhan (Nail V.) 98 yaşında hayata veda etti.

soL (HABER MERKEZİ) Can Yücel’in, “yüksek mimardan geçilmeyen bu ülkede yüksek olmayan mimar bir tek Mimar Sinan var, diyordum. Bir ikincisi var yüksek olmayan bir mimar, Nail…” sözleriyle anlattığı ödüllü mimar, şair ve edebiyatçı Nail Çakırhan, Muğla Özel Yücelen Hastanesi’nde on altı gündür mücadele ettiği kolon kanserine yenik düştü. 98 yaşında hayata gözlerini yuman Çakırhan, şiirlerinde kullandığı Nail V. adıyla da tanınıyordu.

Davalı şiirlerin mimarı Nail V.
1910 yılında Muğla’nın Ula ilçesinde doğan Çakırhan, Konya Lisesi’nde okumaya başladığı yıllarda şiirle tanıştı. Henüz öğrenciliği sırasında yazdığı bazı şiirler nedeniyle gözaltına alındı, hakkında davalar açıldı ancak hepsinden beraat etti. Konya Lisesi’nde yazdığı davalı bir şiiri, “Resimli Ay” dergisinde çalışmakta olan Nazım Hikmet’in dikkatini çekti. Şiiri çok beğenen Nâzım, Hukuk Fakültesi öğrencilerinin çıkarmakta oldukları “Hareket” dergisinde yayınlattı. Bu defa İstanbul’da aynı şiir nedeniyle dava açıldı. Altı ay ceza aldı. Ancak, temyiz bu kararı resen bozarak beraat kararı verdi. Nâzım Hikmet’le bu olay dolayısıyla tanıştılar.

1+1=Bir
Çakırhan bu yıllarda İstanbul’da hukuk ve tıp fakültelerinde kısa sürelerle okuduktan sonra ayrıldı ve Nâzım Hikmet’in önerisiyle basında çalışmaya başladı. Bir yandan Cumhuriyet gazetesinde düzeltmenlik yaparken, bir yandan da Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne devam etti ve şiir yazmaya başladı. Şiirleri “Resimli Ay”da yayınlandı.

1930’da Nâzım Hikmet’le ortak yapıtları “1+1=Bir”i çıkardılar. Bir dönem Nâzım Hikmet’in babasının evinde birlikte kaldılar ve iki yıl sonra da “komünist teşkilatı kurmaktan” gözaltına alındılar. Bu kez Bursa Cezaevi’nde Nâzım’la aynı koğuşu paylaştı. 1933’te, Cumhuriyet’in onuncu yılı nedeniyle çıkarılan genel aftan yararlanarak serbest bırakıldı. Cezaevi döneminden sonra, Yunus Nadi’yle görüşerek Cumhuriyet gazetesiyle birlikte Hayat Ansiklopedisi’nin düzeltmenliği görevlerini üstlendi.

Moskova yılları
Sosyalist birikimini geliştirmek için sosyalizmi yerinde görmek ve eğitim almak isteyen Çakırhan, 1934’te Moskova’ya gitti. Üç aylık Rusça eğitiminden sonra Moskova Doğu Halkları Üniversitesi'ne (KUTV) girdi. İki buçuk yıl sosyalizm ve ekonomi gördü. Stalin, Tito, Hoşimin, Kurşçev, Dimitrov gibi önemli bazı siyasetçilerle tanışma fırsatı buldu. Sosyalizm uygulamalarını yakından görmek istedi ve Moskova yakınlarında bir tekstil fabrikasında bir süre çalıştı. Orada evlendi. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine 1937 yılında Türkiye’ye döndü.

Tan Gazetesi, sosyalist siyaset ve yine cezaevi
Türkiye’ye döner dönmez ihbar üzerine tutuklanan Çakırhan’ın, pasaportsuz yurtdışına çıkmak dışında bir suçu bulunamadığından tecil edildi. 1938’de Tan gazetesinde çalışmaya başladı. 1945'te Sabiha ve Zekeriya Sertel’in çıkardıkları “Görüşler” dergisi sekreteri oldu. O güne kadar görülmedik bir rekor kırarak ilk sayısı 55 bin satan dergi, 4 Aralık 1945’te Tan Matbaası yakılınca görkemli başladığı yayın hayatına veda etti.

1946’da kurucuları arasında yer aldığı Türkiye Sosyalist Emekçi Partisi'nin kapatılması üzerine tutuklanan Çakırhan, dört yıl yattıktan sonra 1950 affından yararlanarak serbest kaldı.

Mimaride Çakırhan imzası
Çakırhan bir süre yurtdışında kaldıktan sonra, Türkiye’ye dönerek, Adana Karatepe’de arkeolojik kazıda çıkan buluntuların restorasyonu, korunması ve sergilenmesi için geniş bir alanın saçaklıkla örtülmesi işini aldı. Projeyi, mimarı Turgut Cansever’le birlikte yürüten Nail Çakırhan, Türkiye’nin ilk açık hava müzesini ve ilk geniş saçaklı “çıplak beton” uygulamasını gerçekleştirdi.

Kazı evi, karakol, orman bölge şefliği binaları, bölge yatılı okullarının inşaatını, 1963’te Ankara’da, projesi yine Turgut Cansever’e ait olan Türk Tarih Kurumu binasının inşaatı takip etmiştir. Alman Lisesi’nin inşaatından sonra sağlığında sorunlar başlayan Çakırhan, 1970’te, doktor tavsiyesine uyarak eşi Halet Çambel ile birlikte Akyaka’ya yerleşti. Buradaki evlerini inşa ettikten sonra çok beğenilince, Çakırhan için ödüllü mimari eserler dönemi de açılmış oldu.

1983’te, dünyanın en saygın mimarlık ödüllerinden Ağa Han Uluslararası Mimarlık Ödülü’ne layık görülen Çakırhan, mimarlık eğitimi almamış olması, mimarlıkta alaylı-mektepli, geleneksel-çağdaş tartışmalarının çıkmasına neden oldu. Çakırhan’ın çeşitli otel inşaatlarının yanı sıra Letonia, Montana gibi büyük tatil köyleri de eserleri arasında yer alıyor.

http://haber.sol.org.tr/

Urla'da 7. Necati Cumalı Buluşması Etkinliklerinden 2

13/1/2008 · Kategori: Haber-Izlenim

Video- Cumalı Buluşması 5. Bölüm (2. gün, Panel, Söyleşi, Erden Kıral, Zoraki İspanyol-tiyatro-)

2. Gün etkinlikleriyle ilgili Urla Belediyesi 'nin haberi

Video- Cumalı Buluşması 4. Bölüm (2. gün, Kahvehane gösterileri - Aydın Cumalı)

 

Video - Cumalı Buluşması 3. Bölüm (Resim Sergisi, Susuz Yaz -tiyatro- HÇKM)

Cumalı Buluşması 2. gün - Urla Belediyesi 'nin haberi için tıklayınız

 


 

 

Video - Cumalı Buluşması 2. Bölüm (Panel, Urit Salonu Urla)

(Panelistlerin konuşmaları elektronik ortamda kayıtlı ise, çalışmalarını sitemizde yayınlamak üzere kendilerinden rica ediyoruz. <****** language=JavaScript type=text/**********> \n info@urlaonline.com <****** language=JavaScript type=text/**********> Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin. <****** language=JavaScript type=text/**********> )

Video - Cumalı Buluşması 1. Bölüm (Açılış, N.Cumalı Kültür Sanat Evi)

 

Türk edebiyat dünyasının önemli isimlerinden biri olan Necati Cumalı aramızdan ayrılışının 7. yılında Urla’da anıldı. Urla Belediyesi ve Necati Cumalı Derneği tarafından 7 yıldır Urla’da düzenlenen “Cumalı Buluşması” etkinliği 10–12 Ocak 2008 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi’nde başlayan etkinliklere Urlalıların yanı sıra İzmirli şair ve yazarlar da katıldı.
Çocukluğunda Necati Cumalı’nın tütün zamanı adlı eserini radyodan dinleyerek tütün kırdıklarını anlatan Urla Belediye Başkan Vekili Bülent Nart, “Bizler, Cumalı’nın eserlerini radyodan dinleyerek büyüdük. O, eserleri 22 dile çevrilmiş uluslar arası bir santaçıdır. Ne mutludur ki bize, Urlamızı dünyaya ile kucaklaştırmıştır. Bizler de kültür evi haline getirdiğimiz yazarın evinde O’nu gelecek nesille kucaklaştırıyoruz. Bu evde Cumalı dostlarını ağırlamaktan sonsuz mutluluk duyuyorum” dedi.
PEN Temsilcisi Hayri Yitik, Urla’nın tarihi dokusunun, doğal güzelliklerinin sanatçıları buraya çektiğini söyleyerek “Urla’yı Seferis’le, Cumalı ile, Urla’ya yerleşmiş bu dönemin yazarları, şairleri ile bu ilçeyi dünyanın en gözde yerlerinden biri haline getirebiliriz” dedi. Cumalı’nın Florina doğumlu olduğunu hatırlatarak karşı kıyı ile köprü oluşturulabileceğine de değinen Yetik, bu etkinliğin önümüzdeki yıllarda uluslar arası boyuta taşınması gerektiğini vurguladı.
TYS Temsilcisi Namık Kuyumcu da, Cumalı’nın Türkiye’nin ve Türkçenin en önemli seslerinden biri olduğunu belirterek “Cumalı’nın adının Urla ile anılması çok kıymetlidir. Çok yaratıcı ve üretken olan Cumalı için düzenlenen bu güzel etkinlikler uluslar arası bir etkinliğe dönüştürülmelidir. Kültür Bakanlığı’nın da destek ve girişimleri ile Cumalı’nın doğduğu Yunanistan’ın Florina kenti ile Urla kaynaştırılmalıdır” dedi.
Anma töreninde bu yılın onur konukları olan Muzaffer Buyrukçu ve Mustafa Yalçın da anıldı. Klazomenai oyuncuları Necati Cumalı’nın şiirlerinden örnekler sundu.
Cumalı Kültür Evi’ndeki anma töreni Raşit Öztürk’ün şiir kolaj sergi ile sona erdi.
Etkinliğin açılış töreninde Urla Kaymakamı Şahin Bayhan, Belediye Başkan Vekili Bülent Nart, İl Genel Meclis Üyeleri Mehmet Önal ve Mehmet Yağcı, CHP İlçe Başkanı Yusuf Baratalı, İzmirli yazar ve şairler, kamu kurum ve kuruluşların temsilcileri, sivil toplum örgütleri ve Cumalı dostları hazır bulundu.
10-12 Ocak tarihleri arasında yapılacak olan ve Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi’nde yapılan açılış etkinliği ile başlayan “VII. Cumalı Buluşması” çeşitli etkinliklerle devam edecek. Bugün (10 Ocak 2008) Urit Sosyal Etkinlikler Salonu’nda saat 13.30’da “Necati Cumalı Şiirinde Urla” ve saat 15.30’da “Necati Cumalı ve 40 Kuşağı Şiiri” konulu paneller yapılacak. Sergi açılışlarının ardından ilk gün etkinlikleri Hakan Çeken Kültür Merkezi’nde saat 20.00’de Bademler Köyü Kültür Sanat Derneği oyuncuları tarafından Necati Cumalı’nın Susuz Yaz adlı tiyatro gösterimi ile sona erecek.

Haber: Urla Bld. Basın Bürosu

Urla'da 7. Necati Cumalı Buluşması Etkinliklerinden

12/1/2008 · Kategori: Haber-Izlenim

12 01 2008

 Urla Belediyesi tarafından gerçekleştirilen “VII. Cumalı Buluşması” etkinliklerle devam ediyor. İkinci gün etkinlikleri Urla’daki çeşitli kahvehanelerde Klazomenai oyuncuları tarafından Cumalı’nın öykülerinin okunmasıyla başladı. Kahvehanelerde öyküleri okuyan oyuncular dinleyenlerden olumlu tepkiler aldılar.
Öğleden sonra programı panellerle devam etti. “Kuşaklar Arası Necati Cumalı” konulu ilk panelde yazarlar İsmail Mert Başat ve Hayri Yetik konuşma yaparken “Necati Cumalı Oyunları ve Oyun Yazarlığı” konulu panelde tiyatro sanatçıları Özdemir Nutku, Hülya Nutku ve Önder Alkım konuşma yaptılar. Her yıl yitirilen bir yazarın da anıldığı etkinlikler çerçevesinde bu yıl Muzaffer Buyrukçu anıldı. “Yitirdiğimiz Yazarlar; Muzaffer Buyrukçu” konulu panelde Hasan Özkılıç, Tacim Çiçek ve Selçuk Tunalı Muzaffer Buyrukçu’yu andılar.
Panellerin ardından Türk Sineması’nın önemli yönetmenlerinden Erden Kral ile söyleşi yapıldı. Erden Kral, soru-cevap şeklinde yapılan söyleşide gelen sorulara büyük içtenlikle cevap verdi. Eski ve yeni sinema ve sinemacıları da karşılaştıran Kral, Türk Sineması’nın son dönemde yapılan filmlerle bir yere geleceğine inanmadığını söyledi.
Klazomenai oyuncuları müthişti
Urla’da 2007 yılının son aylarında kurulan Klazomenai Oyuncuları tiyatro grubunun Cumalı etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirdikleri tiyatro gösterileri büyük beğeni topladı. 3 gün süren etkinlikler çerçevesinde çeşitli gösteriler sunan tiyatro grubu 11 Ocak Cuma akşamı Hakan Çeken Kültür Merkezi’nde Necati Cumalı’nın “Zorla İspanyol” adlı oyununu sahnelediler. Raşit Öztürk yönetimindeki Klazomenai oyuncuları Hüseyin Kaplan, Gülçin Araç, Gökay Yavaş, Çağnur Şarman, Selnur Şarman, Tolga Ketenoğlu, Emrah Tatlıcıoğlu, ve Esra Ok izleyenlerden büyük alkış aldılar. 

 

 

 Türk edebiyat dünyasının önemli isimlerinden biri olan Necati Cumalı anısına Urla’da düzenlenen “VII. Cumalı Buluşması” etkinlikleri devam ediyor. 10 Ocak Perşembe günü Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi’nde düzenlenen anma programıyla başlayan etkinlikler düzenlenen panellerle sürüyor. Edebiyatın pek çok alanında eser veren Cumalı bu yıl şair yönüyle anılıyor. 
İlk gün öğleden sonra Urit Sosyal Etkinlikler Salonu’nda “Necati Cumalı Şiirinde Urla” ve “Necati Cumalı ve 40 Kuşağı Şiiri” konulu iki panel düzenlendi. “Necati Cumalı Şiirinde Urla” konulu panele Hüseyin Peker, Birsen Başaran ve Ali Tekmil konuşmacı olarak katılırken paneli PEN Temsilcisi Hayri Yetik yönetti. Cumalı’nın şiirlerinden örnekler sunan panelistler Cumalı’nın şiirlerinde sıradan insan hayatlarını, en yalın, en anlaşılır şekilde yansıttığını dile getirdiler.
“Necati Cumalı ve 40 Kuşağı Şiir” konulu panele ise Hülya Soyşekerci, Özgen Seçkin ve Namık Kuyumcu konuşmacı olarak katıldı. Panelde konuşmacılar, Cumalı’nın kendine has bir şiir çizgisi olduğunu vurguladı.
Panele konuşmacı olarak katılanlara Urla Belediyesi Başkan vekili Bülent Nart plaket verdi.
Resimlerdeki Urla 
Panellerin ardından Hakan Çeken Kültür Merkezi’nde Sema Akgül Kişisel Resim Sergisi ile Naci Doğan, Halil-Nevsal Bayık, Zuhal Andaç ve Burcu Bostancıoğlu’nun resimlerinin yer aldığı karma sergi açılışları yapıldı. Genellikle Urla’nın doğal güzelliklerinin, insanının, tarihi dokusunun resmedildiği resim sergisi 15 gün boyunca gezilebilecek.
VII. Cumalı etkinliklerinin ilk günü yazarın aynı adla sinemaya uyarlanan “Mine” adlı filmin gösterimi ve Bademler Köyü Kültür ve Sanat Derneği oyuncuları tarafından sahnelenen Necati Cumalı’nın “Susuz Yaz” adlı tiyatro gösterimi ile sona erdi. Urla Belediye Başkan Vekili Bülent Nart, oyuncular adına Kültür ve Sanat Derneği Başkanı Seyfettin Şen’e plaket sundu.
Çeşitli etkinliklerle devam eden VII. Cumalı Buluşması 12 Ocak Cumartesi gününe kadar sürecek.

 

Erdal İnönü Yaşamını Yitirdi

31/10/2007 · Kategori: Haber-Izlenim

Bugün hayatını kaybeden 2'nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün oğlu, eski Başbakan Yardımcılarından Prof. Dr. Erdal İnönü, bilimadamı kimliğinin yanı sıra aktif siyasette, sadeliği, olaylara bilimsel ve esprili yaklaşımıyla farklılık yarattı.

Prof. Dr. Erdal İnönü, 6 Haziran 1926 tarihinde Ankara'da dünyaya geldi.
 
Türkiye'nin 2'nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Mevhibe İnönü'nün oğlu olan Erdal İnönü'nün çocukluğu, dönemin siyasi gelişmeleriyle iç içe geçti.
 
İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara'da yapan Erdal İnönü, 1947'de Fen Fakültesi'nden fizik lisansı diploması aldıktan sonra ABD'ye gitti.
 
California Teknoloji Enstitüsü'nde doktora derecesini tamamlayan Erdal İnönü, "teorik fizik" alanında araştırmalar yaptı ve Türkiye'ye döndükten sonra Ankara Üniversitesi'nde asistan olarak göreve başladı.
 
Askerlik görevinin ardından doçent olan Erdal İnönü, 1957-1960 arasında yeniden ABD'ye giderek çeşitli üniversite ve araştırma enstitülerinde çalıştı.1964-1974 yılları arasında Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde (ODTÜ) "fizik profesörü" olarak görev alan Erdal İnönü, üniversitede bölüm başkanlığı, dekanlık ve rektörlük görevlerinde bulundu.
 
Erdal İnönü, 1974'te Boğaziçi Üniversitesi'ne geçti ve burada fizik profesörlüğünün yanı sıra Temel Bilimler Fakültesi Dekanlığı görevini üstlendi.
 
TÜBİTAK'ın kuruluşuna katkıda bulunan Erdal İnönü, bir süre Temel Araştırmalar Enstitüsü'nde "kurucu müdürlük" görevini sürdürdü. Prof. Dr. Erdal İnönü, NATO Fen Komitesi'nin yanı sıra UNESCO Yürütme Kurulu'nda da görev aldı.
 
Siyaset dünyasına adım
 
12 Eylül 1980 harekatının ardından, 1983 yılında yeni partilerin kurulmaya başlamasıyla Erdal İnönü de aktif siyasete girdi.
 
Sosyal Demokrasi Partisi'nin (SODEP) kurucu genel başkanı olan Erdal İnönü, SODEP ile Halkçı Parti'nin birleşmesiyle kurulan Sosyal Demokrat Halkçı Parti'nin (SHP) ilk olağanüstü kurultayında bu partinin genel başkanlığına seçildi.
 
Erdal İnönü, SHP Genel Başkanlığı görevini 1993 yılına kadar sürdürdü. Erdal İnönü, 1986 yılında yapılan ara seçimlerinde İzmir'den milletvekili seçildi; 18'inci ve 19'uncu dönemlerde de TBMM'de görev aldı.
 
DYP-SHP koalisyonu
 
Erdal İnönü, 1991 genel seçimlerinden sonra, SHP'nin Doğru Yol Partisi (DYP) ile kurduğu, Süleyman Demirel'in başbakanlığındaki koalisyon hükümetinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.
 
8'inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümünün ardından Süleyman Demirel'in 16 Mayıs 1993'te 9'uncu cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Tansu Çiller'in başbakanlığında DYP-SHP koalisyonu devam ederken, Erdal İnönü genel başkanlığı bırakma kararını açıkladı ve SHP'nin 11 Eylül 1993'teki 4'üncü kurultayında yeniden aday olmadı.
 
SHP'nin CHP ile birleşmesinin ardından, 27 Mart 1995 tarihinde koalisyon hükümetinin sosyal demokrat kanadında değişikliğe gidildi ve Erdal İnönü Dışişleri Bakanlığı görevini üstlendi.
 
Erdal İnönü, 1995 yılının mart ayında başladığı bu görevini ekim ayına kadar sürdürdü. Erdal İnönü, aktif siyaseti bıraktıktan sonra anılarını kaleme aldı.
 
Sevinç İnönü ile evli olan Erdal İnönü, İngilizce ve Fransızca biliyordu.
Eski siyasetçilerden Prof. Dr. Erdal İnönü, kanser tedavisi gördüğü ABD'nin Houston kentinde yaşamını yitirdi.

Eski Başbakan Yardımcılarından, 2'nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün oğlu Prof. Dr. Erdal İnönü, 81 yaşındaydı.
 
Erdal İnönü'nün TSİ 05.00 sıralarında vefat ettiği öğrenildi.
 
Geçtiğimiz yıl Houston'da bulunan M.D. Anderson Kanser Merkezi'ndeki tedavi gördükten sonra yurda dönen Erdal İnönü, hastalığının nüksetmesi üzerine 27 Ağustos'ta yeniden ABD'ye gitmişti.
 
İnönü'nün yanında eşi Sevinç İnönü bulunuyordu.

Kardeşinden açıklama

İnönü'nün kardeşi Özden Toker, İnönü'nün vefatının ardından  Pembe Köşk'ün önünde gazetecilere açıklama yaptı.
 
Toker, İnönü'nün her zaman için sevenlerinin hatırında yaşayacağını belirterek, "Bize söyledikleri, bize anlattıkları, yaşam tarzıyla, örnek bir insandı. Çağdaş Türkiye için ne kadar mücadele ettiyse bunu hiçbir zaman ümitsizce yapmadı" dedi.
 
Açıklamasına, "Sizlerin de başı sağolsun" diyerek başlayan Toker, Erdal İnönü'nün politikaya girerek bütün Anadolu'yu dolaştığını ve bundan büyük mutluluk duyduğunu dile getirdi. 

CHP'li muhalifler İnönü'yü geçen hafta ziyaret etmiş ve son fotoğraflarını çekmişti
"Vatandaşlarla beraber, Türkiye'nin her kesiminden, her sınıfından insanlarla beraber olmaktan çok mutlu olmuştu. Bir işe yaradığına, faydalı olacağına inanmıştı" diyen Toker, herkesin kalbinde ağabeyinin yerinin başka olduğunu kaydetti.
 
Toker, "Sizlerin vasıtasıyla Türkiye'deki bütün onu sevenlerin, hepimizin başı sağolsun.Her zaman için hatırımızda yaşayacak. Bize söyledikleri, bize anlattıkları, yaşam tarzıyla, örnek bir insandı. Çağdaş Türkiye için ne kadar mücadele ettiyse bunu hiçbir zaman ümitsizce yapmadı. Hiçbir zaman kırılmadı, hiçbir zaman 'Niye bu böyle oldu, Türkiye'nin hali neolacak?' demedi. Her zaman Türkiye'nin daha iyi olacağına inandı. Çünkü sizlere inanıyordu, gençlere güveniyordu" dedi.
 
Vefat haberinin ardından siyasiler Pembe Köşk'e gelerek taziye ziyaretinde bulundu.

TBMM'de saygı duruşu
 
TBMM Genel Kurulu bugünkü çalışmalarına Erdal İnönü için saygı duruşunda bulunarak başladı.
 
TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, İnönü'nün vefatından duyduğu üzüntüyü dile getirdikten sonra milletvekillerini Erdal İnönü anısına 1 dakikalık saygı duruşuna davet etti.
 
Saygı duruşunun ardından yerinden söz alan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Erdal İnönü, adına rağmen 12 Eylül yönetimi tarafından veto edilerek TBMM'ye sokulmamıştır. Bu durum bile Türkiye'nin yakın bir geçmişte nasıl bir darboğazdan geçtiğini göstermektedir" dedi.
 
Erdal İnönü'nün Türk siyasi kültürüne özel katkılar sağladığını belirterek, "Siyasetçilerin alkışlandığı ve omuzlara alındığı bir dönemde omuzlara alınmayı redderek, yere yatmış ve Türk siyasetindeki şark görüntülerine tepki göstermiştir" diye konuştu.
 
CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol da, "CHP içindeki çalkantılı günlerde babasının yerine geçen Ecevit'i tebrik edecek kadar olgunluğa sahip bir insandı Erdal İnönü" ifadesini kullandı.
 
DSP Ankara Milletvekili Emrehan Halıcı da, "İnönü, Türkiye'ye örnek oldu, olmaya da devam edecek" dedi.
 
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, "Türk siyasetine özgünlük ve derinlik kazandırmış bir insanı kaybettik" diye konuştu.
 
DTP Muş Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Sırrı Sakık da, "Kendisi maalesef siyaseten kuşatma altındaydı. Türkiye'yi özgürleştirecek çok şeyler yaptı. Biz 24 milletvekili ile zamanında hazırladığımız bir projeyi korkarak yanına götürdük ama o cebinden kalemini çıkararak '25'nci imzayı ben atayım' dedi" diye konuştu.
 
Erdal İnönü 4 Kasım'da toprağa verilecek
 
Erdal İnönü'nün cenazesi, yarın yerel saatle akşam saatlerinde New York üzerinden Türkiye'ye getirilecek.
 
Prof. Dr.Erdal İnönü için 3 Kasım Cumartesi günü TBMM'de devlet töreni düzenlenecek. İnönü'nün cenazesi, 4 Kasım Pazar günü İstanbul'da toprağa verilecek.
 
İnönü ailesine göre, tedavi gördüğü ABD'de vefat eden Erdal İnönü'nün cenazesi 2 Kasım Cuma günü akşam saatlerinde Türk Hava Yolları'nın tarifeli uçağıyla Ankara'ya getirilecek.
 
İnönü'nün cenazesi, GATA'da bekletilecek. Erdal İnönü için ilk tören 3 Kasım Cumartesi günü saat 11.00'de TBMM'de yapılacak.
 
İnönü'nün naaşı devlet töreninin ardından, doğduğu Pembe Köşk'ün bahçesine getirilecek. İnönü için burada da bir tören gerçekleştirilecek.
 
Daha sonra eşi Sevinç İnönü'nün isteği doğrultusunda İstanbul'a götürülecek olan İnönü'nün cenazesi, 4 Kasım Pazar günü Teşvikiye Camii'nde kılınacak öğle namazının ardından Zincirlikuyu'daki aile kabristanında toprağa verilecek.
 
İNÖNÜ'NÜN ARDINDAN...
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Erdal İnönü'nün vefatı nedeniyle eşi Sevinç İnönü'yü telefonla arayarak üzüntülerini bildirdi ve başsağlığı diledi. Gül, vefatı siyaset ve bilim dünyası için büyük bir kayıp olarak niteledi.
 
Erdal İnönü'nün, kendine has çizgisi ve üslubu, ilkeli ve dürüst siyaset anlayışı, esprili kişiliği ve alçakgönüllülüğüyle her zaman örnek olduğunu kaydeden Gül, "Türk milleti, siyasetçi, devlet adamı ve bilimadamı kimliğiyle, ülkemize önemli hizmetlerde bulunan Erdal İnönü'yü her zaman saygıyla hatırlayacaktır" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Milletimizin yetiştirdiği müstesna bilim ve siyaset adamlarından sayın Erdal İnönü'nün, tedavi gördüğü ABD'de vefatını büyük bir teessürle öğrenmiş bulunuyorum. Saygın kişiliği ile bulunduğu görevlerde ülkesine ve milletine değerli hizmetlerde bulunan Erdal İnönü'ye rahmet, kederli ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum" açıklamasını yaptı.
 
TBMM Başkanı Köksal Toptan, "Erdal İnönü'nün üslubu keşke Türk siyasetinde egemen olabilse, onun hoşgörüsü Türk siyasetinde herkes tarafından benimsenen ilkeler olabilse, espri ve hiciv gücü keşke Türk siyasetinde yer alabilse. Son yıllarda bu özellikleri, üzülerek ifade etmek isterim ki, Türk siyaseti ciddi oranda kaybetti. Siyasette, sevgiyi, hoşgörüyü, espriyi, şakayı kaybediyoruz. Bunların hepsi sayın Erdal İnönü'de vardı" dedi.
 
Toptan, İnönü ile 5 gün önce ABD'den telefonla konuştuğunu belirterek, "Sesi çok güzel geliyordu, bana umut vermişti" diye konuştu.
 


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "Onurlu kimlik ve kişiliği, siyasetteki duruşu, bilim dünyasına katkılarıyla her kesimin sevgi ve saygısını kazanmış olan Erdal İnönü'nün yaşamını yitirdiğini büyük bir üzüntüyle öğrendim... Kendisine özgü mizah duygusu ve gürültüsüz, gösterişsiz bir üslup içinde sebatkar ve kararlı takipçiliğiyle bütünleşen siyasi kimliğiyle hep hatırlanacak ve unutulmayacak olan Erdal İnönü'ye rahmet, İnönü ailesiyle ülkemize başsağlığı ve sabır diliyorum" diye konuştu.
 
9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Türkiye'nin çok zor bir döneminde beraber siyasette bulunduk. Sağduyusuna, serinkanlılığına, vatanperverliğine şahit oldum. Doldurulması güç bir boşluk bırakmıştır. Ailesine, kendisini sevenlere, milletimize başsağlığı ve merhum İnönü'ye de Allah'tan rahmet diliyorum" dedi.
 
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve eşi Filiz Büyükanıt, ABD'de bulunan Sevinç İnönü'yü telefonla arayarak başsağlığı dileklerini iletti.
 
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, "Saygın bir bilim adamı kimliği yanı sıra sosyal demokrasiye ve Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşme sürecine katkısı olan ve yalnız siyasi değil devlet adamı kimliği ile mütevazılığı ve etik değerlere bağlılığıyla siyaset dünyasına farklılığı ve güzelliği taşımış olan Prof. Dr. Sayın Erdal İnönü'nün vefatından dolayı derin bir üzüntü duydum" dedi.
 
DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, "ABD'de bir süredir tedavi gören, ülkemizin çok değerli bilim, devlet ve siyaset adamlarından Prof. Dr. Erdal İnönü'nün vefatından derin üzüntü duydum. Üstün özellikleriyle her zaman kalbimizdeki yerini koruyacak olan merhum İnönü hiçbir zaman unutulmayacak ve hep saygıyla, sevgiyle anılacaktır" şeklinde konuştu.
 
Eski TBMM Başkanı Hikmet Çetin, "Çok büyük bir kayıp. Erdal İnönü'nün yerinin doldurulamayacağı görüşündeyim. Hepimizin başı sağolsun" diye konuştu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Değerli bilim ve fikir adamı olmasının yanı sıra, Türk siyasetinde ve devlet hayatında iz bırakan bir şahsiyet olan merhum İnönü'ye yüce Allah'tan rahmet, ailesine, bilim dünyasına ve aziz milletimize başsağlığı dileklerimi sunuyorum" dedi.

SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, "Sayın Erdal İnönü, 12 Eylül sonrasında Türkiye'nin içerisine düştüğü karanlığın yenilmesinde, makus talihinin değişmesinde çok önemli görevler yapmış bir devlet adamıdır. Türkiye'nin sosyal demokratları, onun önderliğinde Sosyaldemokrat Halkçı Parti'yi şekillendirerek demokrasiyi ve özgürlükleri yeniden kazanmak için Türkiye halkına öncülük etmişlerdir" dedi.

ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, "İnönü, demokrat ve güven veren bir insan olarak kendine has üslubu, dürüst siyaset anlayışı, esprili kişiliği ve alçak gönüllüğü ile farklı bir politik kültürün temsilcilerinden olmuştur. Türk siyasetinin saygınve sevimli simalarından İnönü sadece siyaset değil, bilim dünyası içinde büyük bir kayıptır" açıklamasında bulundu.

ANAVATAN Genel Başkanı Erkan Mumcu, "Bugün milletimiz, çok değerli bir varlığını yitirmiştir. Milletimizin başı sağ olsun. Siyaset gibi çoğu zaman her şeyin tek düzeleşebildiği biralanda standart dışı, özgün bir var oluş ortaya koyabilen özel bir şahsiyettir Erdal İnönü... Bence bugünün Türkiyesi için fazla, yarının Türkiyesi için çok gerekliydi. İyi adamdı... Hepsinden öteye, adamlığından kuşku bırakmayacak bir hayat yaşadı" ifadesini kullandı.

BBP Genel Başkanı ve Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu, "Onun renkli siyasi yaşamı, devlet adamlığı ve hayatı ile ilgili çok şey söylenecektir. Siyasi duruşunda ilkeli, ilişkilerinde nezaket sahibiydi. Gösterişsiz ve sade bir yaşantısı vardı" ifadesini kullandı.
 
Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.Tosun Terzioğlu, "Alışılagelmiş bir insan, alışılagelmiş bir siyasetçi değildi. Zeki ve bilge bir insandı. Hangi görevde olursa olsun alçak gönüllüydü. Görevine, kendisinden daha fazla önem verirdi" dedi.
 
Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Rektörü Prof.Dr. Ayşe Soysal, "Erdal bey hem bir devlet adamı, hem de bir bilim insanıydı. Bunların ikisi birden bir arada seyrek oluyor. Bilim insanı kimliğini, bilim insanının tevazu ve sükunetini politik ortama dataşıyan, saygı duyduğum bir insandı. Erdal beyi hep özleyeceğim" dedi.

Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, "İnönü, siyasette ahlak ve erdemin timsali olarak hafızalardan hiç silinmeyecektir. Kendisiyle birlikte aynı parlamentoda görev yapmış olmak, aynı dünya görüşünü paylaşmak, onun eşsiz deneyimlerinden yararlanmış olmak bizim için sevindirici olan tek tesellidir. Vefatından birkaç gün önce kendisini ABD'de tedavi gördüğü hastanede ziyaret ettim. Son günlerinde bile ülkemiz ve dünya gündemini yakından takip ettiğini gördüm" ifadesini kullandı.
 
Eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar, "Türkiye'ye demokrasiye inanmış bir bilim adamını, biz yanyana solukladığımız, mücadele ettiğimiz dostumuzu kaybettik" dedi.

DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, eski başbakan yardımcılarından Prof. Dr. Erdal İnönü'nün vefatıyla, "konfederasyonun değerli bir emek dostunu kaybettiğini" bildirdi.

Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, "İlkeli, saygın ve uzlaşmacı bir politikacı olan Sayın İnönü'nün aramızdan ayrılışı, ülkemiz için çok acı bir kayıptır" dedi.
 
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), "İnönü, devlet adamı, bilim adamı ve siyasetçi olarak gönüllerde tahtkurmuş bir isimdi. Türkiye ondan çok şey öğrendi. Başta Sevinç İnönü olmak üzere, ailesinin ve tüm Türkiye'nin başı sağolsun" açıklamasında bulundu.
 
Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray kulüpleri de, başsağlığı mesajı yayınladı.

ERDAL İNÖNÜ KİMDİR?
 
İsmet İnönü'nün oğlu olan Prof. Dr. Erdal İnönü, 1926'da Ankara'da doğdu. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü'nü bitirdi, California Institute of Tecnology'de master ve doktora yaptı
 
İngilizce ve Fransızca bilen İnönü, fizik alanında Ankara Üniversitesi, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı.

ODTÜ Rektörlüğü de yapan İnönü, TÜBİTAK Bilim Kurulu, AEK, UNESCO Yürütme Kurulu Üyesi, TÜBİTAK Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı.
 
17 (Ara Seçim), 18 ve 19'uncu Dönem İzmir milletvekilliği yaptı. Sosyaldemokrat Halkçı Parti Genel Başkanlığı'nı yürüten İnönü, devlet bakanı ve başbakan yardımcısı, başbakan vekili görevlerinde bulundu.
 
Evli olan Erdal İnönü bir süredir ABD'de kanser tedavisi görüyordu.

İşçilerin aydınların buluştuğu parti: TİP

8/10/2007 · Kategori: Haber-Izlenim

İşçilerin aydınların buluştuğu parti: TİP

Hzırlayan: Uğur Cankoçak - Cumhuriyet Gazetesi - Yazı Dizisi 13, 14, 15, 16 Şubat 2004

 

SUNUŞ

Siyasal tarihimizin önemli olaylarının başında, hiç şüphesiz, Türkiye İşçi Partisi gelir. TİP, alışılagelmiş partilerden farklıdır. Farkı ve önemi daha kuruluş aşamasında başlar. Partiyi 12 sendikacı kurmuştur. Kurucular arasında başka kimse yoktur.

Partiyi niçin kurdunuz sorusuna, 12 sendikacı toplu olarak da, ayrı ayrı da hep aynı yanıtı vremişlerdir: ''İşçilerin de partisi olsun dedik, çünkü bütün partiler patronların.''

Kuruluştan bir yıl sonra sendikacılar partinin kapısını sosyalist aydınlara açarlarken genel başkanlığa da Doç. Dr. Mehmet Ali Aybar 'ı getirirler. Böylece Türkiye'de ilk kez işçi aydın buluşması hem de işçilerin çağrısıyla gerçekleşir. 1964'te yapılan birinci kongre ile TİP'in programı ve tüzüğü yeniden yazılır ve parti sosyalist parti hüviyetini kazanır. Ama alışılagelmiş sosyalist partilerden farklıdır.

Karakter farklıdır, bağımsızlık anlayışı farklıdır, asıl önemlisi de örgütlenme modeliyle farklıdır. TİP'in bu özgün yapısı elbette politik çalışmalarına da yansımış ve o nedenle de emekçi halktan büyük ilgi görmüştür. Ancak, aynı ilgiyi düşmanları da duyduğu için TİP sürekli saldırıya uğramıştır. Kaba saldırılar ve basit entrikalar kolayca göğüslenmiş, ama TİP'in bağımsızlıkçı yanını kendileri için tehlikeli gören iki ayrı kutup, ABD ve Sovyetler Birliği'nin ince hesapları sonucu partideki aydınlar birbirine düşman kesilmiş, parti ikiye bölünmüş, sonra da egemenler tarafından kapatılmıştır. TİP, 10 yıllık yaşamı boyunca parlamento içinde ve dışında hep yalnızca emekçi halkın yararını gözetmiş, ülkenin bağımsızlığına sahip çıkmıştır.

TİP'in kuruluşunun 43. yılında, özellikle gençlere, yakın tarihimizin bu önemli olayını partinin yetkili kurullarında, genel sekreterlik, milletvekilliği, grup başkanvekilliği görevlerinde bulunmuş Tarık Ziya Ekinci; parti kurucusu, işçi kesimi genel sekreteri, milletvekili Kemal Nebioğlu; genel yönetim kurulu üyeliği ve Adana il başkanlığı yapmış Alev Ateş anlattılar.

UĞUR CANKOÇAK

 

Partiyi 12 sendikacı kurdu

13 Şubat 1961'de 12 sendikacı İstanbul Valiliğine verdikleri bildirimle Türkiye İşçi Partisi'ni (TİP) kurdular. 1962 yılında kurucular, aydınları partiye çağırdılar. Mehmet Ali Aybar , Behice Boran , Adnan Cemgil , Nazife Cemgil , Cemal Hakkı Selek , Yunus Koçak, Fethi Naci ve daha birçok aydın partiye üye oldular . Kurucular Doç. Dr. Mehmet Ali Aybar 'a genel başkanlık önerdiler . Böylece Türkiye siyasi tarihinde yeni bir sayfa açıldı . Türkiye İşçi Partisi'ni kuran 12 sendikacının listesi : Adnan Arkın, Avni Erakalın, Kemal Nebioğlu, Kemal Türkler, İbrahim Güzelce, İbrahim Denizcier, Rıza Kuas, Salih Özkarabay, Şaban Yıldız . Kuruculardan Ahmet Muşlu , Saffet Göksüzoğlu ,Hüseyin Uslubaş partiden istifa etmişlerdir .

Türkiye İşçi Partisi programı 1964'de 1. Kurultay'da kabul edildi

 

Her şey insan için

Tarihin akışı içinde insan varlığı, kendinde ve kendisi için bir değerdir. Bundan ötürü, eşitlik ve hürriyet, insan varlığının ayrılmaz nitelikleridir. Türkiye İşçi Partisi, insanın fizik ve moral gelişmesini köstekleyen ekonomik, sosyal, politik bütün engelleri kaldırmayı, mutlaka gerçekleştirilmesi gereken bir amaç bilir. İnsan, kula kul olamaz; insan sömürülemez. Türkiye İşçi Partisi, insan hak ve hürriyetlerine, sosyal adalet ilkesine gönülden bağlıdır. Her şey insan için olduğu gibi, maddi ve manevi bütün zenginliklerin yaratıcısı da insandır, onun üretici emeğidir; bunun için emek toplumda en yüce değerdir. Bütün nimetler emeğe göre paylaştırılır, yetkiler emeğe göre edinilir. Atatürk 'ün deyimiyle: ''Çalışmak sayesinde bir hakkı iktisap ederiz. Yoksa arka üstü yatmak ve hayatını sâyiden muarrâ geçirmek isteyen insanların bizim heyeti içtimaimiz içerisinde hakkı yoktur, yeri yoktur..'' Bunun içindir ki, Türkiye İşçi Partisi, milli geliri, ''Emeğe göre gelir'' ilkesinin ışığı altında kişiler, sınıflar ve bölgeler arasında hakça paylaştıracaktır. Emeğin en yüce değer tanınması; insanın kendine özgü kabiliyetlerini tam geliştirememesi, her yönüyle bütünleşmiş olgun bir kişiliğe kavuşamaması, dış sosyal ve ekonomik şartların baskısı altında maddi bakımdan olduğu kadar manevi bakımdan da ezilmesi ve insanlığından kaybetmesi haline, insanın ''yabancılaşması'' na son verecektir. Emeğimizin ürünleri, bize karşıt, bize yabancı şeyler, bizi köleleştiren şeylerolmaktan çıkacaktır; işimiz, bizi köleleştiren, bize yabancı, sevmediğimiz bir faaliyet olmaktan çıkacaktır. Emekçi varlığımız, yaratıcı varlığımız, bize yabancı, hayvani varlığımızın tutsağı olmaktan çıkacaktır. Ve yabancılaşmaktan kurtulan insan, kişiliğini serbestçe geliştirme imkânına kavuşacaktır. Emek, sadece ekonomik bir değer değil, aynı zamanda ahlaki bir değerdir. Emeği en yüce değer sayan bir toplum düzeninin kurulması, kardeşçe dayanışma ve işbirliği esasına dayanan yepyeni bir ödev ve görev anlayışı, yeni bir insan anlayışı getirecektir. Sosyal ilişkiler, insan saygısı üzerine kurulmuş yaratıcı bir öz kazanacaktır. Toplumun maddi yapısının değişmiş olması, emeği çıkış noktası olarak kabul eden yeni bir ahlakın doğmasına yol açacaktır.

Türkiye İşçi Partisi, 1961 Anayasası'nı savunmayı ve topluma benimsetmeyi görevi saydı

Bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm

TİP'ten önce kimi yasal sosyalist partiler kuruldu, fakat kısa sürede kapatıldıkları için etkinlik gösteremediler. Yasadışı çalışan örgüt ya da örgütlerin etkinlikleri topluma yansımamış, son derece cılız kalmıştı. Türkiye tarihinde, saptadığı gerçekçi bir strateji ile hem varlığını koruyan hem de Türkiye'nin siyasal yaşamında etkili ve belirleyici bir işlev gören ilk sosyalist parti Türkiye İşçi Partisi'dir.

 

Dr. TARIK ZİYA EKİNCİ

-1-

Türkiye İşçi Partisi (TİP) 43 yıl önce 13 Şubat 1961'de 12 sendikacı işçi tarafından kuruldu. Bir yıl sonra Mehmet Ali Aybar genel başkanlığa getirildi. Aybar'ın ve onun çağrısı üzerine partiye katılan sosyalist aydınların katkılarıyla yeni bir tüzük ve program hazırlanarak partinin sosyalist nitelikte bir sınıf partisine dönüşmesi sağlandı. TİP yeni hüviyetini kazandığı andan itibaren, varlık nedeni sayıldığı 1961 Anayasası'nı savunmayı ve onun öngördüğü demokratik bir rejimin kurulması için mücadele etmeyi temel bir görev olarak üstlendi. Bu anayasayı savunmak ve topluma benimsetmek TİP üyelerinin asli göreviydi. TİP'ten önce, anayasa düşüncesi toplumu ilgilendiren ve tartışılan bir konu değildi. Anayasa kavramı, ilk defa TİP sayesinde kamuoyunun ilgi alanına giriyordu. Anayasal hakları öğrenmek, tanıtmak ve bu haklara sahip çıkmak TİP üyeliğinin ayırıcı bir özelliğiydi. TİP'in anayasaya getirdiği nesnel yorumlar düzen partilerini rahatsız etmekteydi. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, ''Bu anayasayla memleketi idare etmek mümkün değildir'' diyerek hoşnutsuzluğunu dile getiriyordu. Nitekim, Demirel'in başında bulunduğu Adalet Partisi, 12 Mart darbecileriyle işbirliği yaparak 1961 Anayasası'nın demokratik özünü yok edecek değişikliklere öncülük etmiştir.

 

Yurt ve dünya koşulları

TİP, tek parti döneminde oluşan ve çok partili dönemde de devam eden otoriter ve baskıcı bir devlet anlayışının egemen olduğu siyasal bir ortamda kurulmuştur. Demokratik nitelikli 1961 Anayasası'na rağmen, Türkiye'de, devletin ve rejimin çıkarlarını ön planda tutan, bireyin ve toplumun haklarını önemsemeyen bir siyasal yapı egemendi. Yönetim sosyalizme ve sosyalist sisteme karşı düşmanca bir şartlanma içindeydi. Toplum da bu doğrultuda şartlandırılmıştı. Ülkede düşünce ve örgütlenme özgürlüğü yok denecek kadar sınırlıydı. Her türlü demokratik hak talebi ya komünistlik ya da bölücülükle (Kürtçülük) suçlanmaktaydı. İşte TİP böyle bir ortamda, hem varlığını sürdürmek hem de demokrasi ve sosyalizm düşüncelerini topluma yayarak sosyalizmin meşruiyetini sağlamakla yükümlü bir parti olarak siyaset arenasına çıkmış bulunuyordu.

Dünya koşulları da TİP'in özgürce çalışmasına elvermeyecek bir nitelikteydi. Dünya karşıt iki kampa ayrılmıştı. Bu iki kamp arasındaki Soğuk Savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. Türkiye, NATO üyesi olarak emperyalist kampa angaje olmuş ve bu kampın başını çeken ABD'nin öngördüğü politikaları uygulamayı bir devlet politikası olarak benimsemişti. ABD, sosyalist sisteme karşı yürüttüğü mücadelede, komünizm karşıtlığını her türlü sola karşı bir düşmanlık politikası biçiminde sürdürmekteydi. Sovyetler Birliği'ni ve onun safında yer alan sosyalist ülkeleri soyutlamak için, kimi Asya ülkeleriyle Ortadoğu'da radikal İslami düşüncenin emgemenliğine dayanan yönetimlerin yaygınlaşması ve desteklenmesi, ABD'nin öncülük ettiği emperyalist politikaların temel araçlarından biriydi. İşte TİP, iç ve dış koşulların son derece elverişsiz olduğu böyle bir ortamda, hem emperyalizme karşı, hem de onun işbirlikçisi yerli müttefiklerine ve uyguladıkları sömürü politikasına karşı, ülkenin bağımsızlığı ve demokratik hukuk devleti için mücadele ediyordu.

TİP, emperyalizmin Türkiye'de olduğu kadar dünyadaki egemenliğine karşı da ideolojik bir mücadele veriyordu. Ülkedeki düzen partilerinin izledikleri dış politika ile ekonomik, sosyal ve kültürel politikaların, başta emekçiler olmak üzere geniş halk yığınlarının sömürüsüne dayandığını ve bu politikaların ülkenin çıkarlarıyla bağdaşmadığını göstermek için çaba harcıyordu. TİP'ten önce de kimi yasal sosyalist partiler kurulmuş, fakat kısa sürede kapatıldıkları için etkinlik gösterememiştir. Yasadışı çalışan örgüt ya da örgütlerin etkinlikleri ise topluma yansımamış son derece cılız kalmıştı. Türkiye tarihinde, saptadığı gerçekçi bir strateji ile hem varlığını koruyan hem de Türkiye'nin siyasal yaşamında etkili ve belirleyici bir işlev gören ilk sosyalist parti Türkiye İşçi Partisi 'dir.

 

Anayasa Mahkemesi

Yukarıda da değindiğimiz gibi TİP, Aybar'ın başkanlığında sosyalist aydınların katılımıyla yeni hüviyetini kazandıktan sonra 1961 Anayasası'nı ve bu anayasanın getirdiği temel hakları, gerçekçi biçimde çözümleyerek, topluma benimsetmeyi ve bu anayasanın öngördüğü düzeni kurma gayreti içine girmiştir. İlk olarak anayasa karşıtı yasaların kaldırılması ve bu anayasa düzenine uygun yeni yasaların oluşturulmasını sağlayacak bir çalışmayı başlattı. Anayasaya uygun hukuksal bir düzenin kurulmasında, varolan tek olanak, Anayasa Mahkemesi'ni işleterek iptal davaları açmaktan ibaretti. 1961 Anayasası Türkiye'de ilk defa bir Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşunu öngörüyordu. Çünkü, siyasal partilerin, Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşundan önceki konular hakkında, iptal davası açabilmesi 28 Şubat 1963 tarihiyle sınırlanmıştı. TİP'in tanıtılmasını sağlayan bir yıllık çalışmadan sonra, anayasaya aykırı kanunların saptanması için, demokrat, ilerici ve sosyalist aydınların katılımıyla bir toplantı yapılması kararlaştırıldı. Beyaz Saray Toplantısı olarak anılan ve gericiler tarafından basılan bu toplantıya pek çok tanınmış hukukçu, düşünür, yazar sendikacı ve siyaset adamı katılmıştır. Gerici güruhun tüm engellemelerine karşın, bu toplantıda yapılan konuşmalarda çaba gösterilmesi kararlaştırılmış ve uzman hukukçulardan oluşan bir komisyon kurulmuştur. Hukuk komisyonunun çalışmaları sonunda, başta TCK'nin 141 ve 142. maddeleri ile 312. maddesi olmak üzere 80 kadar kanun ya da kanun maddesinin anayasaya aykırı olduğu saptanmıştır. Bu yasalar arasında, Vatandaşlık Kanunu, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu, Pasaport Kanunu, Basın Kanunu, Milletvekili Seçimi Kanunu, İş Kanunu, Sendikalar Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK), TCK'nin ölüm cezasını öngören 11. maddesi vb. pek çok kanun vardır. Hukuk komisyonunun yaptığı tüm hazırlıklara karşın sorun çözülememişti. Saptanan antidemokratik kanunlar hakkında dava açabilmek için partinin parlamentoda en az bir üye ile temsil edilmesi gerekiyordu. Tam bu sırada, tarihsel görevinin bilinciyle hareket eden, eski sosyalistlerden

 

Dava açma olanağı

Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) Ankara Senatörü Niyazi Ağırnaslı 10 Şubat 1963'te TİP'e katıldı. Böylece TİP, yasal süresi içinde Anayasa Mahkemesi'nde dava açma olanağına kavuşmuş oluyordu. Bu olanak gerçekleşince Anayasa Mahkemesi'nde peş peşe iptal davaları açıldı. TİP'in 1963-71 yılları arasında, anayasaya aykırılık iddiasıyla açtığı davalardan sadece 41'i rüyet edilmiştir. Bu 41 davadan 20'si 1963'te, ikisi 1964'te, biri 1965'te, beşi 1967'de, ikisi 1968'de, dördü 1969'da altısı 1970'te ve biri de 1971'de açılmıştır. Ayrıca, TİP 1971'de kapatılma istemiyle davalı olarak Anayasa Mahkemesi'nin huzuruna çıkmıştır. Diğer partilerden farklı olan bu davranışıyla TİP, merkez karar organını partinin en üst kurulu olarak gördüğünü, parlamento grubunu ise ikinci planda tuttuğunu göstermek suretiyle ideolojik bir tercih yapmıştır.

 

TİP'in Meclis çalışmaları

TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ 15 MİLLETVEKİLİYLE GERÇEK MUHALEFETİ SERGİLEDİ ve SİYASAL GÜNDEMİ BELİRLEDİ.

KEMAL NEBİOĞLU

13 Şubat 1961 Pazartesi günü... Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) kurulduğu gün. Partinin adı geçtikçe içimde derin bir sızlama hissederim, evlat acısına benzeyen.

13 Şubat 1967 Pazartesi günü... Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (DİSK) kurulduğu gün. DİSK.. Nice tuzaklardan, nice badirelerden sonra hâlâ ayakta. Hâlâ emekçilerin yaşam savaşlarında, haklar ve özgürlükler mücadelesinde en ön safta. Tarihsel işlevinde dikkatli, ama tavizsiz politikasıyla dimdik. TİP'in adı geçtiğinde düşünmeliyiz. Türkiye İşçi Partisi, 1965 genel seçimlerinde, egemen güçlerin Adalet Partisi ile diğer sağdaki partilerin saldırılarına rağmen kullanılan oyların yüzde 3'ten fazlasını almıştı.

Bu oy oranı 1966 senato araseçimlerinde yüzde 5'in üzerine çıkmıştı. 1965 seçimlerinde TİP'in aldığı oyun yarısından biraz fazla oy alan Milliyetçi Hareket Partisi, oylarını 90'lı yıllarda arttıra arttıra yüzde 20'lere dayamışken, sosyalist partilerin aynı yıllarda aldıkları oy yüzde 1'i ancak aşıyordu. Bugün bunun değerlendirmesi yapılmadı, yönetimlerde görev alanlar özeleştiri diye bir müessesenin varlığını hatırlamalıdırlar. Türkiye İşçi Partisi'nin, bütün taşlı sopalı saldırılara rağmen bir sosyalist parti olarak kısa sayılacak bir süre içinde aldığı oyların nedenleri bugün araştırılmalı. Bunlar dikkate alınmadan yapılacak sol çalışmaların bundan ileriye gitmesini beklemek ham hayalden başka ne olabilir?

Kalın çizgileri ve izlediği yolu ile Türkiye İşçi Partisi'ni hatırlamaya çalışırsak:

- TİP sosyalist solda tekti. Bu birliği sürdürebildiği dönemde Mehmet Ali Aybar partinin genel başkanı ve gerçek lideriydi.

- Dış güçlerin büyük uğraşlarına rağmen gelişme engellenememişti.

- Yıkım içerden geldi. Muhalefet haksızdı ve bu haksızlığı yıllar sonra belgelendi.

- Partide içe dönük demokrasi Aybar'ın başkanlığı döneminde, muhaliflerin bütün söylemlerine rağmen işliyordu. Bunun en güzel bir örneğini, 1969 genel seçimler öncesi yaşamıştık. Partide adayların saptanması önseçimler yolu ile yapılıyordu. İstanbul ilinde aday saptamasına ilişkin görüşmelerde ben ve Rıza Kuas , parti üst yönetimindeki muhalefetin Aybar'a yönelik haksız, haksız olduğu kadar da yıkıcı davranışları dolayısıyla genel başkanın önseçime girmesinin hatalı olacağını belirtmemize rağmen onun tepkisini ve ''öncelikle ben önseçime girmeliyim'' diye diretmesini unutmam mümkün değil.

Önseçimlerde Genel Başkan Aybar en çok oyu alırken, muhalifleri ilk ona bile girememişlerdi.

- O dönemde Türkiye İşçi Partisi, ülkede siyasal gündemin belirlenmesinde etkindi. Eski başbakanlardan, bugünün bir partinin liderinin, TİP'le ilgili şu sözleri elbette ilginçti:

''Ben muhalefet olarak 35 milletvekili ile İnönü 'nün ve 15 milletvekili ile Türkiye İşçi Partisi'nin muhalefetini bilirim.''

- TİP seçimden seçime değil, her an halkın içindeydi. Köy köy, mahalle mahalle dolaşan ve solu anlatan, partinin amaçlarını halka indirmeye çalışan, inançlı kişilerin ocağı idi.

Bugün ülkemizde, sosyal demokrat ya da sosyalist partilerin çalışmalarını incelediğinizde, kimilerinin henüz, duvardan yere inemediklerini görürsünüz. Hemen hemen tümüne yakını seçimden seçime halkın arasındadır. Gerçekte ise seçimde yaptıkları çalışmayı hemen hemen her gün sürdürmeleri gerekir. Bu çalışmayı ne yazık ki geçmişte Refah Partisi, günümüzde ise AKP yapmaktadır, hem de bilgisayarlı bir donanımla.

- Türkiye İşçi Partisi'nin, emekçi halkın yaşamsal konularını ele almada ve onları savunmada gösterdiği direnci bugünkü sol partilerde görmek pek mümkün değil. Emekçi halkımız için işsizlik bugün felaket halini aldı. Cumhuriyetin üstündeki bulutlar ne kadar korkutucu ise, iş bekleyen genç emekçilerin, yıkılan umutları, tükenmez sabırları o kadar tehlikeli.. Nerede sosyalist partiler, sosyal demokrat partiler? Ülkemizin bugününde bu partilerin yöneticilerine bir saat uyku bile haram... Bu yöneticilerin, ''Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık tavuktur'' atalarsözünü duyduklarını hiç sanmıyorum.

- Türkiye İşçi Partisi, döneminde tekti. Bölünmesinde, kapatılmaya hızla sürüklenmesinde emekçilerin sorumluluğu yoktu. Yönetimi ele geçirmek isteyen okumuşların hırslarına karşı emekçilerin partiye yeteri kadar sahip çıkmamalarından söz edilebilir. Bugün ülkemizde Türkiye İşçi Partisi iktidarda değilse, bunun hesabının görülmesi gerekir.

Dün 13 Şubat, Türkiye İşçi Partisi'nin kurulduğu gündü. İçimde kanayan bir yara var, evlat acısına benzeyen.

 

Demokrasi anlayışı

Türkiye İşçi Partisi'nin demokrasi anlayışına göre demokratik rejimde toplumun yönetici, yürütücü ve itici gücü, Türk işçi sınıfı ile emekçi halk kitleleridir. Bu sınıf ve tabakaların politik teşkilatı olan Türkiye İşçi Partisi iktidara demokratik seçim yolu ile gelir, insanın insan tarafından sömürülmesini reddederek, temel hak ve hürriyetlerine bağlı ve saygılı olarak iktidarda kalır ve seçimle iktidardan gider.

 

Önü kesilmeye çalışılan parti

TİP 1965 tarihli genel seçimlerde 15 milletvekili kazanarak parlamentoda bir grup kurmuştur. TİP'in grup çalışmaları Genel Yönetim Kurulu'nun aldığı kararlar doğrultusunda Meclis içinde olduğu kadar, yurt sathında da bağımsız, demokratik ve hukuk devleti için mücadele doğrultusunda yürütülmüştür.

 

Dr. TARIK ZİYA EKİNCİ

-2-

TİP Anayasa Mahkemesi'nde, genellikle, demokrasinin gelişip yaygınlaşmasını engelleyen kanunlarla insan haklarını, düşünce, anlatım ve örgütlenme özgürlüklerini sınırlayan, işçi ve emekçilerin ekonomik, demokratik ve sendikal haklarını koruyup geliştirmeyi engelleyen kanunlar ya da kanun maddeleri aleyhine iptal davaları açmıştır. TİP kapatılıncaya kadar attığı her adımda, yaptığı her eylemde 1961 Anayasası'nı rehber almış, Meclis çalışmalarında ve açtığı davalarda Anayasa maddelerine yeni yorumlar getirerek Anayasal düzeni geliştirmeye çalışmıştır. Ülkenin demokratikleşmesi için gösterdiği duyarlılık ve sarf ettiği çabalar nedeniyle, TİP, demokrasi ve sosyalizm arasındaki bağı kuramayan kimi sol çevreler tarafından, sosyalist devrimi amaçlamayan, parlamentarist bir parti olarak suçlanmıştır.

 

Meclis çalışmaları

TİP 1965 tarihli milletvekili genel seçimlerinde 15 milletvekili kazanarak parlamentoda bir grup kurmuştur. 1966 Senato kısmi seçimlerinde de bir senatörlük sağlayarak TBMM grubunu 16 üyeye çıkarmıştır. TİP'in grup çalışmaları Genel Yönetim Kurulu'nun aldığı kararlar doğrultusunda Meclis içinde olduğu kadar, yurt sathında da bağımsız, demokratik ve hukuk devleti için mücadele doğrultusunda yürütülmüştür. TİP üyesi milletvekillerinin Meclis Genel Kurulu ile komisyonlarda açıkladıkları düşünceler ve yaptıkları eleştiriler toplumda olumlu yankılar görmüştür. Yasama etkinlikleri bağlamında işçi ve emekçilerle, topraksız ve az topraklı köylüler yararına önemli kanun teklifleri verilmiştir. İş Kanunu, Sendikalar Kanunu, Toprak ve Tarım Reformu Kanunu, ilkokul öğrencilerine öğrenim için gerekli araç ve gereçlerin devlet tarafından ücretsiz sağlanmasını öngören kanun vb., pek çok kanun teklifi hazırlanarak Meclis Başkanlığı'na sunulmuştur.

TİP Meclis grubu, parlamentodaki denetleme görevini de başarılı bir şekilde yapmıştır. Grup üyelerinin yönelttikleri sözlü soru önergelerinin tartışılmasında ve yazılı soru önergelerinde yapılan açıklamalarla hukuk dışı uygulamalar sergilenmiş ve ilgili bakanlar uyarılmıştır. TİP grubu adına genel görüşme, Meclis soruşturması, Meclis araştırması ve gensoru önergeleri ile de Meclis içi denetleme kurumu etkin biçimde işletilmiştir. Çoğunluk oylarıyla reddedilmekle birlikte, bu önergelerin görüşülmesi aşamasında yapılan açıklamalara hükümet üyelerinin hukuk dışı eylemleri sergilenmiş ve iktidara zor anlar yaşatılmıştır.

 

 

TİP, hem parlamento içinde hem de dışında sağ partiler tarafından saldırıya uğradı.

 

TİP'in önünü kesme çabaları.

TİP, sosyalist parti hüviyetini kazandığı andan itibaren, yaşamın her alanında ve her konuda düzen partilerinden farklı bir yaklaşım sergilemekteydi. TİP'in ülke sorunlarına değişik biçimde yaklaşımı ve bu sorunlara gerçekçi çözümler önerisi kamuoyunun aksine, düzen partilerinde rahatsızlık yaratmış ve olumsuz tepkilere yol açmıştır. Bu nedenle TİP, hem parlamento içinde hem de parlamento dışında, başta dönemin iktidar partisi AP olmak üzere, sağ partiler tarafından sık sık fiziki saldırılara hedef olmuş ve çalışmaları sabote edilmiştir. Sağ partiler, ellerindeki bütün imkânlarla TİP'i saf dışı etmek için fiili ve hukuki saldırılar yürütürken, CHP ise farklı bir yöntemle TİP'in önünü kesmeye çalışıyordu. TİP, parlamento çalışmalarıyla, toplumda olumlu bir imaj sağladığı andan itibaren, CHP ideolojik yöntemlerle bu gelişmeyi engellemeye girişmiş ve geliştirdiği 'ortanın solu politikası' ile TİP'i marjinal bir alana itmeye çalışmış ve geriletmek istemiştir. Böylece, iki ateş altında kalan TİP, ayrıca gelişen demokratik ortamdan yararlanılarak yayımlanan yabancı kaynaklı sol literatürün etkisi altında oluşan aşırı sol hareketin saldırılarına da hedef olmuş ve çalışma koşulları daha da ağırlaşmıştı.

 

Meclis'te saldırı

TİP milletvekillerinin Meclis'teki konuşmaları AP'liler tarafından laf atmalar, küfürlerle karşılanırdı. 1968 yılının 9 Şubatı'nı 10 Şubat'a bağlayan gece yarısı 02.00'de kürsüde bulunan, o zamanlar TİP milletvekili olan Çetin Altan'a İçişleri Bakanı Faruk Sükan laf attı. Altan yanıt verince AP'li milletvekilleri kürsüye saldırdılar. TİP milletvekilleri de Çetin Altan'ı korudular, bu arada TİP Konya Milletvekili Yunus Koçar, AP'lilerin başına vurdukları tabanca kabzasıyla yaralandı. Kavga sırasında TİP milletvekili Behice Boran bir köşede yalnız kalmıştı. Kavgayı duyan Tabii Senatör Milli Birlikçi Suphi Karaman gelip Behice Boran'ın yanına oturdu. Daha sonra tüm Tabii Senatörler Senato'dan Millet Meclisi'ne geçerek TİP milletvekillerini korumaya aldılar.

 

MİLLETVEKİLLİĞİ SEÇİMLERİ ÖNCESİ TİP'E BÜYÜK BASKI YAPILDI

Bursa'da kan döküldü

1965 milletvekili seçimleri öncesinde TİP'liler, yaptıkları seçim gezilerinde her yerde saldırılara uğruyorlardı. Saldırıları Komünizmle Mücadele Derneği mensupları ve Adalet Partililer yapıyorlardı. Bu saldırılardan birisi de 4 Temmuz 1965'te Bursa'da yapıldı. Türkiye İşçi Partililerin toplantısı darmadağın edildi. Kan döküldü. Adnan Cemgil yaralı olarak sokaklarda sürüklendi, canını zor kurtardı. Aradan iki gün geçti. Saldırganlar hakkında hiçbir işlem yapılmamıştı. Tabii Senatör Suphi Karaman 6 Temmuz 1965'te olayı Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulu'nda, gündem dışı bir konuşma ile şiddetle kınadı. Konuşmayı günün Başbakanı Suat Hayri Ürgüplü ve Başbakan Yardımcısı Süleyman Demirel de birlikte Senato Genel Kurulu'nda izliyorlardı. Suphi Karaman konuşmasında şunları da söylemişti: ''31 Mart irtica olaylarından beri Bursa sokakları böyle bir vahşet yaşamadı. Hükümetin kılı bile kıpırdamadı. Yoksa hükümet Selanik'ten bir Hareket Ordusu'nun gelmesini mi bekliyor?'' Ayrıca bir süre önce, Komünizmle Mücadele Derneği fahri başkanlığını bilinçsizce kabul eden Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel 'i de istifaya davet etti. Bu konuşma çok etkili olmuştu. Ertesi günkü gazeteler, haberi manşetten verdiler. Hükümet, saldırganları gözaltına aldı. Tutuklamalar ve tahkikatlar başlatıldı. Kısa bir süre sonra, İsmet İnönü 'nün de girişimiyle, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel basına da demeç vererek Komünizmle Mücadele Derneği fahri başkanlığından çekildiğini bildirdi.

 

Türkiye sosyalist hareketinin amiral gemisi

Türkiye İşçi Partisi kuruluşundan itibaren kurama göre düzenin savunucusu olması gereken ''ordu'' tarafından oluşturulmuş bir anayasaya dayanarak kendini oluşturmuş, üstelik kendine zırh olarak edindiği kazanımları içeren bu anayasanın tam ve eksiksiz uygulanması için kıran kırana bir mücadeleye girmişti.

 

ALEV ATEŞ

Bütün siyasi partiler, ülkeyi kurtarmak üzere bir plan-program etrafında bir araya gelen kişilerce oluşturulur. Sosyalist partilerin temel farklılığı, bu programın bir sınıfın ideolojisini yansıtan, gene o sınıfın eylemleri ve öncülüğüyle iktidara gelmesiyle ülkenin bütününün (hatta insanlığın tümünün) böylece kurtulacağını savlamasıdır. Ancak bu sınıfın tüm emekçilere öncülük etmesi, yani kendisinin bilincine varması bir süreç sorunudur. Bu, üretim biçiminin içinde oynanan üretici gücün belirlediği bir süreçtir. Bilindiği gibi, sınıf kavramı sosyolojik bir soyutlama olduğundan topluma öncülük edecek bu sınıfın kendini somutlaması önce içgüdüsel (kendiliğinden) eylemleri ile başlar. İçinde bulunduğu üretim ilişkilerini aşmak ister, yolunu arar ve bunun için eylemler yaparak bir yol ararken sosyalist partiler bu yolu ona gösterir ve eylemlerini bu doğrultuda yapmasını ister. Bu süreç, işçi sınıfının programının kendilerinin de kurtuluşu olacağını bilen diğer sınıf ve katmanların katılımı ile zenginleşir ve gelişerek tüm toplumu kapsar.

I.

TİP'in aydınlar tarafından kabul görmesinin nedeni, M. A. Aybar' ın genel başkanlığı kabul etmesiyle başlar. Ama Aybar'ın bunu kabul etmesinin nedeni, o dönemler için (bugün için bile) çok büyük bir mitingin heyecanıdır. Aybar ve Nihat Sargın anılarında, bir köşede ve dışarıdan nasıl heyecanla bu mitingi izleyerek etkilendiklerini anlatırlar. Anlaşılan, bir grup aydınımıza göre Türkiye işçi sınıfı ''kendiliğinden eylemlere'' girecek kadar olgunlaşmıştı. Öte yandan, sınıfın öncüleri olan sendikacılar da el yordamıyla kendilerine sistem karşıtı bir yol arıyor ve ilk kez ''işçiler'' bir siyasi parti kuruyorlardı. Ve hep bir şeyler yapmak çabası içindeki bu aydınlar, içlerine sinmeyen ''tepeden kurtarıcılık'' rolünü bir kenara iterek sınıfın kendi örgütünde yer alabilirdi ve aldılar, kurama uygun bir kurumsallaşma yaratabilirlerdi, yarattılar. Saraçhane mitingi, yapı işçilerinin Ankara yürüyüşü ve en önemlisi işçilerin kendileri için parti kurması çok önemliydi ve bunu gerekçe olarak parti programlarına da geçirdiler. (s.50) Ardından genel başkanlığı kabul eden Aybar oturdu, arkadaşlarından da görüşler alarak partinin program ve tüzüğünü hazırladı.

II.

Başka ülkelerin ''devrim ustalarının'' oluşturduğu teoriye göre; ''İşçi sınıfı tüm düzenin yapılanmasının hukuki üstyapısını oluşturan anayasaları ortadan kaldırmak için örgütlenir'' di. Oysa TİP kuruluşundan itibaren kurama göre düzenin savunucusu olması gereken ''ordu'' tarafından oluşturulmuş bir anayasaya dayanarak kendini oluşturmuş, üstelik kendine zırh olarak edindiği kazanımları içeren bu anayasanın tam ve eksiksiz uygulanması için kıran kırana bir mücadeleye girmişti. Kurama göre, değiştireceğimiz üretim biçimi ile birlikte onun gerici üstyapısı da yıkılıp gidecekti. Oysa bizim ülkemizde birtakım güçler, gerici kapitalist üretim biçimini değiştirmeden, onun hukuki anlatımı olan anayasayı hemen hemen birçok ülkenin anayasasından daha ileri niteliklerle hazırlamışlardı. Ve bir sosyalist parti, düzeni değiştirmek için çıktığı yolda düzeni savunduğu varsayılan (teorik olarak) anayasanın tam ve eksiksiz uygulanmasını istiyor, kapitalizmin sözcüsü partiler ise bu anayasanın topluma geniş geldiğinden söz ediyordu. Oysa dediğimiz gibi, bu ''kuram'' a aykırıydı.

III.

Bu toplumsal gerçeklik elbette sosyalist hareket içinde yansımasını göstermekte gecikmedi. Bu gerçekliği yadsımanın bin bir yolu ve adı kondu, hatta teorik gerekçeler bile uyduruldu. Ve böylece Türkiye sosyalist hareketinin uzun yıllar içinde ilk kez inşa edebilme şansı yakaladığı ''Amiral Gemisi'' bu çelişkiyi aşamayan, ihtirası kendinden büyük kişiler eliyle daha tersanede iken imha edildi. Bunun temelinde ise hangi düşmana karşı hangi ittifakların kurulacağının saptanmasında ortaya çıkan dogmatizm yatmaktadır. Oysa TİP daha emeklemeye bile geçmeden, 1963 yerel seçimlerinde 20 bini İstanbul'dan olmak üzere 35 bini aşkın oy almıştı, hem de sadece katıldığı 9 ilden. Ardından iki sene geçmeden oylarını 370 bine çıkarmıştı. Bu gelişmede TİP'in strateji ve taktiklerinin ne denli önemli olduğunu açıkça görmek olanaklıdır. TİP Genel Başkanı Aybar 1965 yılında bu temel eylem ortaklığını şöyle açıklıyordu Şükran Kurdakul' a: ''Toplum yapımızın değişmesinde, emekten ve halktan yana olan bütün kuvvetlerin derece derece rolleri vardır. Memleketimizde emperyalizme karşı ve halktan yana kuvvetler yalnız TİP'ten ibaret değildir. Öğrenci derneklerini, öğretmen derneklerini, toplumcu yazarları ve bütün ilerici dernekleri ve silahlı kuvvetlerimizi bir arada saymak gerekir. Yöneticileri bilinçlenmiş sendikalarımızı da bu arada saymak gerekir. Ama toplumun temel yapısını değiştirmek, ancak iktidarı ele geçirmekle mümkün olduğundan bu kuvvetlerin en ucunda hiç şüphesiz politik bir örgüt olan TİP yer alır (...), büyük kitleleri harekete geçirmek (...) ancak bu siyasi örgütün, yani TİP'in işidir.'' Bu alıntıyı yaptığımız kitabında Artun Ünsal şöyle açımlıyor bu sözleri: ''Bir başka deyişle, TİP dışında 'emperyalizme' karşı ve 'halktan yana' olan öteki ilerici kuruluşlar ve kişilere 'yan güçler' (sınıf müttefikleri-A. A.) olarak bakılıyor ve harekete TİP'in yön vermesi gerektiği vurgulanıyordu.''

İşte hâlâ özlemi çekilen, TİP gibi düşünebilen ve örgütlenebilen bir kuruluştur. Ama gene TİP'le özdeşleşen Genel Başkanı Aybar'ın parti programına da koyduğu ifadeyle ''geçmiş tarihi zincirin bir devamı olan, ama o tarih içindeki kuruluşlardan (TİP de dahil elbette) hiçbirinin devamı olmayan'' özgür bir siyasi partiyi kurabiliyor, ama büyütemiyoruz galiba. Bu konuda hâlâ daha suçlu arayarak kendilerinden başka herkesi suçlu ilan edenlerin, kendi kirliliklerini ''ideolojinin'' kiriymiş gibi gösteren anılarını ''içten itiraflar'' diyerek piyasaya sürenlerin temizlenmediği, üstelik hâlâ akıl danışıldığı sürece yukarıdaki dileğimizi genç insanların gerçekleştirebilme olanağı da yok gibi görünüyor.

 

Emekçinin yanında

Programında partinin karakteri

TİP, yurt ve dünya olaylarını Türk işçi sınıfı ve emekçi halk yığınları açısından değerlendirir; onların menfaatlerini savunur; hak ve hürriyetlerin gerçekleştirilmesi için mücadele eder. Ulusun büyük çoğunluğunu meydana getiren emekçi halk yığınları, bütün zenginliklerin, bütün değerlerin gerçek yaratıcısı, sosyal gelişmenin biricik itici kuvvetidir. Üstelik bu işin ağır yükünü de onlar taşırlar. Bundan dolayı emekçi halk yığınlarının hak, hürriyet ve menfaatleri için mücadele etmek, aslında Türk ulusunun bütününün hakları, hürriyetleri ve yüksek menfaatleri için mücadele etmektir.

Radyo konuşmaları

 

Emekçi halkımız çağrıları

1965 yılının Ekim ayında yapılan seçimler öncesi radyoda yayımlanan kapanış konuşmasından: "Kardeşlerim, Yarın 10 Ekim. Halkımızın iktidara ilk adımı atacağı gün. Oysa, hâlâ seni iktidardan uzak tutmak için çırpınanlar var."

 

" İşçiler, köylüler ve emekçi halkımız...

Mardin'in Derik ilçesi; topraksızların, susuzların diyarı. Mardin'in Derik ilçesinde; Demirci Horin Usta, terzi Davut, ırgat Ali, ağaç gibi elleri, çatlak tabanları ve ışıl ışıl gözleriyle kapısının önünde Emine Bacı. Ve sizlerden binlercesi; bizi, kurtuluşa inanmış insanların kararlı rahatlığı ile karşıladılar. ''Toprağa kavuşacağız'' dediler. ''Suya kavuşacağız'' dediler. ''Çocuklarımızı okutacağız'' dediler. ''Bu sefalet, bu cehennem hayatı artık yetsin'' dediler. Ve hep bir ağızdan ''Bağımsız ve mutlu olacağız'' diye haykırdık. Ve bu ses yüz binlerin, milyonların ağzında, sevinçli bir türkü gibi gürleşerek; doğu sınırlarımızdan, Ege kıyılarına, Meriç'e kadar; Karadeniz'den Akdeniz'e kadar, yankılar uyandırarak yayıldı.

Aydınların TİP'e katılmasıyla Türkiye'nin sorunlarının her açıdan irdelendiği bilimsel bir platform yaratıldı

60'lı yıllarda esmeye başlayan sol rüzgâr

 

SÖNMEZ TARGAN

Toplumların tarihi büyük gelgitlerle doludur. Genelde ileriye gidiyor olsa bile tümüyle doğru bir çizgi izlemediği kesin. Kendi içinde zikzaklar çiziyor, bir bakıyorsunuz sol bir dalga, bir bakıyorsunuz sağ bir dalga insanların yaşamına damgasını vuruyor.

Gezegenimizde bugün yaşanan sağ dalgayı bir yana bırakıp şöyle bir geçmişe dönecek olursak 60'lı yılların dünyasında da egemen olan sol bir dalgaydı kuşkusuz. Bunun etkileri o yıllarda dünya ölçeğinde yaşayan Soğuk Savaş'ta görülebileceği gibi bizde de 27 Mayıs 1960 askersel devirmenin sonuçlarında bulunabilir. Örneğin 27 Mayıs'ın bir ürünü olan 1961 Anayasası Türkiye'nin yakın tarihinde belki de ilk kez işçi ve emekçilerin açık ve yığınsal bir siyasal partide örgütlenmesine olanak veriyordu. Bu dönemin Türkiyesi'ndeki en önemli siyasal gelişmelerin başında 13 Şubat 1961 tarihinde 12 sendikacı tarafından kurulan Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) kuruluşu gelir ve bu oluşum yakın tarihimizin önemli kilometre taşlarından birini oluşturur. TİP kuruluş aşamasında sosyalist bir izlenceyle çıkmamış olsa bile giderek bilimsel sosyalist bir eksene oturur. Ve kısa bir süre sonra toplumsal yaşamın tüm alanlarında görüş ve projeler üreterek Türkiye'de gündemin adeta başına oturur.

Kanımca TİP'i kendinden önceki soldan ayıran en önemli özelliklerinden biri, şu iki farklı yapılanmada aranmalıdır. 60 öncesi sol daha çok illegaliteye yatmak zorunda kalırken bunun mutfağında yetişen aydınların kişi kişi Türkiye'nin yazın, sanat ve ekin alanına yönelerek su yüzüne çıkmaları ve son derece değerli ve güzel ürünler vererek burjuva kültürüne de katkı koymalarıyla bilinir.

Ama 60-70 dönemine özellikle TİP'in etkin katkısıyla Türk entelijansiyasının politikleşmesi süreci diyebiliriz ve TİP bu politikleşmede önemli çekim merkezlerinden biri olmuştur.

Mehmet Ali Aybar 'ın 1962 Şubatı'nda TİP'e girmesi ve genel başkan olmasıyla aydınların da bu partiye katılma süreci başlamış ve Türkiye'nin sorunlarının her açıdan irdelendiği bilimsel bir platform yaratılmıştır. TİP toprak reformu, sanayileşme, ulusal bağımsızlık, demokratikleşme gibi konular başta olmak üzere ulusal ve uluslararası her konuda görüş, düşün ve önermeleriyle siyasal yaşamın tüm alanlarına ışık tutmuştur.

 

Kıbrıs konusu

Örneğin Kıbrıs konusunun yoğun bir biçimde tartışıldığı günümüzdeki bu sorunsala TİP daha 60'lı yıllarda bakın nasıl yaklaşmış: ''Uluslararası garanti altında, üslerden ve askerden arınmış, (o zamanki Kıbrıs koşullarında sözü edilen İngiliz askersel üsleri ve ENOSİS'çi ve EOKA silahlı güçleridir) tarafların birbirinin haklarına titizlikle saygı gösterdikleri iki bölgeli federatif bağımsız ve tarafsız Kıbrıs Cumhuriyeti.'' (*)

Evet, TİP'in daha o yıllar Kıbrıs tezi bu... Gerçekçi, ayakları yere basan, hem ulusal, hem evrensel konumları içeren bir tez. Bunun yanı sıra Ortak Pazar, Kürt sorunu gibi çoğu, solun bugün değinmeye bile cesaret edemediği nice son derece dirimsel konular, TİP'in gündeminde olan ve sürekli konuşulup tartışılan ve çözüm önerileri üretilen sorunlardı. TİP, Türkiye'nin siyasal yaşamında iki kez kuruldu ve iki kez kapatıldı. Birincisi 60'lı yılların TİP'i... İkincisi 70'li yılların TİP'i... Ve bugün solda yaşanan dağınıklığın kökeninde sanıyorum bir üçüncü TİP'in daha yaratılmaması yatmaktadır diye düşünüyorum.

(*) Nihat Sargın'ın 'TİP'li Yıllar' kitabı 1. cilt.

TİP, Türkiye siyasi tarihinde 'aydınlanmacı' bir işlev gördü ve önemli bir birikim sağladı

Haklarda eşitlik mücadelesi

Türkiye İşçi Partisi, işçi, köylü, tüm emekçilerin ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamda etkin bir rol almalarını sağlamak amacıyla katılımcı, çoğulcu bir demokrasiden ve hukuk devletinden yana olmuş, insan hakları ve çokkültürlü, eşit haklı vatandaşlık için mücadele etmiştir.

 

Dr. TARIK ZİYA EKİNCİ

-4-

Kürt sorunu ilk defa TİP tarafından, Genel Başkan Mehmet Ali Aybar'ın, 1963'te Gaziantep'te yapılan Genel Yönetim Kurulu'ndaki açış konuşması ile Türkiye'nin gündemine getirildi. Bu konuşmada, Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri olarak sunulan Kürt sorununun etnik, kültürel ve ekonomik yönlerinin bulunduğu açıklanmış ve soruna acil bir çözüm getirilmesi gerektiği vurgulanarak kamuoyu tartışmasına açılmıştır.

1964 tarihli TİP'in ilk Büyük Kongresi'nde kabul edilen parti programında da Kürt sorunu, Doğu Kalkınması başlığı altında, tüm yönleriyle değerlendirilmiştir. Konunun salt ekonomik bir sorun olmadığı vurgulandıktan sonra, programda özet olarak şu düşüncelere yer verilmiştir: ''...Bölgenin ekonomik geriliğine paralel olarak buradaki vatandaşlar sosyal ve kültürel bakımdan geri durumdadırlar. Üstelik bu vatandaşlarımızdan Kürtçe ve Arapça konuşanlar veya Alevi mezhebinden olanlar bu durumları sebebiyle ayırıma uğramaktadırlar. (...) hak ettikleri yurttaşlık nimetlerinden tam olarak yararlandırılmamışlardır. (...) Türkiye İşçi Partisi bu yurttaşlarımıza tam bir yurttaş muamelesi yapacaktır. (...) Anayasamızın din, dil, ırk, sınıf ve zümre ayırımı yapılamayacağını öngören emri harfi harfine yerine getirilecektir.''

TİP Meclis'e girdikten sonra da sorun gündemde tutulmuş, özellikle İkinci Beş Yıllık Plan görüşmelerinde Doğu'nun geri kalış nedenleri irdelenmiş ve bölgenin kalkınması için izlenmesi gereken ekonomik, sosyal ve kültürel politikaların esasları açıklanmıştır. İkinci Beş Yıllık Plan'da bu dönüşümlerin sağlanması için özel önlemler alınması istenmiş ve yapılması gereken değişiklikler için grup adına kapsamlı önergeler verilmiştir.

 

Doğu mitingleri

Bölge illerindeki TİP yöneticilerinin öncülük ettikleri ve TİP milletvekillerinin katıldıkları, seri halinde sürdürülen 'Doğu Mitingleri' yapılmıştır. 1966 yılı boyunca çeşitli il ve ilçelerde yapılan bu mitinglerde Kürtlerin demokratik, sosyal ve kültürel hakları dile getirilmiş ve anayasanın öngördüğü eşit haklı vatandaşlık kavramının yaşama geçirilmesi istenmiştir. Kürt sorunu ve çözümü konusunda TİP'in geliştirdiği düşünce ve öneriler bir bütün olarak partinin 1970 tarihli 4. Büyük Kongre'sinde kararla somutlaştırılmıştır. Bu karar, 12 Mart döneminde partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasına gerekçe olarak gösterildi. Günümüzdeki tartışmalara da ışık tutacak nitelikteki bu kararın özü şu cümlede somutlaşmaktadır: ''... 'Doğu Sorunu' nu bir bölgesel kalkınma sorunu olarak ele almanın, hâkim sınıf iktidarının şoven-milliyetçi görüşlerinin ve tutumunun bir uzantısından başka bir şey olmadığını, Kürt halkının anayasal vatandaşlık haklarını kullanmak ve diğer tüm demokratik özlem ve isteklerini gerçekleştirmek yolundaki mücadelesinin, bütün antidemokratik, faşist, baskıcı, şoven-milliyetçi akımların amansız düşmanı olan partimiz tarafından desteklenmesinin olağan ve zorunlu bir devrimci görev olduğunu kabul ve ilan eder.''

15 yılı savaş ve büyük acılarla geçen, son 20 yıl boyunca, Türkiye gündeminin baş maddesini oluşturan ve toplumu derinden etkileyen Kürt sorunu konusunda, bugüne kadar geliştirilen düşünce ve öneriler, TİP'in 40 yıl önce yaptığı saptamaları ve gösterdiği çözüm önerilerini henüz aşamamıştır. TİP tarafından geliştirilen gerçekçi yaklaşımlar, zamanında benimsenmiş ve yaşama geçirilmiş olsaydı, Türk ve Kürt halkı yıllarca çektikleri büyük acıları yaşamak zorunda kalmayacaktı.

 

Sonuç

TİP kısa süren siyasal yaşamı ve parlamento çalışmalarıyla dönemin Türkiye siyasal yaşamına damgasını vuran bir parti olmuştur. TİP'in geliştirdiği siyasal strateji ile yaptığı iç ve dış politik tercihlerin oluşmasında, ABD emperyalizminin, Türkiye'de siyasal, ekonomik ve askeri alanlarda sahip olduğu mutlak egemenliğin ve dayattığı Soğuk Savaş stratejisinin büyük rolü olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle, TİP'i Sovyet sisteminin yıkıldığı ve Soğuk Savaş döneminin son bulduğu bugünkü dünya koşullarına bakarak değerlendirmek gerçekçi olmaz. TİP Soğuk Savaş döneminin belirlediği nesnel koşullarda Türkiye'nin gelişmesi, kalkınması ve ilerlemesi idealine bağlı olarak birbiriyle bağlantılı iki temel politika izlemiştir. Bir yandan Türkiye'nin elini kolunu bağlayan ABD emperyalizmine ve onun yerli müttefiklerine karşı bağımsızlık mücadelesi vermiş, öte yandan da işçi ve emekçi sınıfları örgütleyerek yığınları kazanmak ve demokrasiyi halka yaymak için çaba göstermiştir.TİP, işçi, köylü, tüm emekçilerin, ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamda etkin bir rol almalarını sağlamak amacıyla katılımcı, çoğulcu bir demokrasiden ve hukuk devletinden yana olmuş, insan hakları ve çokkültürlü, eşit haklı vatandaşlık için mücadele etmiştir. Siyasal yaşamdaki bu temel tercihleriyle TİP, Türkiye'de Aydınlanmacı bir işlev görmüş ve bu alanda da önemli bir birikim sağlamıştır. Bugünkü Türkiye ve dünya koşullarında TİP'i canlandırmak ve aynı temel tercihleri olan özdeş bir parti kurma düşüncesi, gerçekçi olmayan nostaljik bir düş olmaktan öteye geçmez. Ancak, TİP'in deneylerinden, özellikle de yurt ve dünya sorunlarına yaklaşımda izlediği gerçekçi yöntemlerden yararlanmak mümkündür ve bu yapılmalıdır.

Konak Belediyesi ve Dil Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği İzmir Türkçe Günleri’nin bu yıl altıncısı başlıyor

23/9/2007 · Kategori: Haber-Izlenim

21/09/2007
Türkçe Günleri başladı
Konak Belediyesi ve Dil Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği İzmir Türkçe Günleri’nin bu yıl altıncısı başlıyor.
Konak Belediyesi ve Dil Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği İzmir Türkçe Günleri’nin bu yıl altıncısı başlıyor. Dil Devrimi’nin 75, Dil Derneği’nin ise 20. kuruluş yıl dönümünün kutlanacağı bu yılki etkinliklere birçok ilden yazar, şair, dil bilimci ve öğretim üyesi katılacak. Görsel sunum, müzik dinletileri ve tiyatro oyunları ile zenginleşecek olan 6. İzmir Türkçe Günleri, salonların da dışına taşarak ilköğretim okulları ve liselerde yapılacak etkinliklerle öğrencilerle buluşturulacak. 20-28 Eylül tarihleri arasında gün boyu etkinliklerle dolu dolu geçecek olan etkinliklerde bu yıl ana tema “Aşkım, işim, düşüm Türkçe” ve “Yazın dili Türkçe” olarak belirlendi.
‘Dil yozlaşıyor’
Küçükyalı Anadolu Meslek ve Kız Meslek Lisesi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ, her geçen gün yıpratılmaya, yozlaştırılmaya çalışılmasına karşın Türkçenin öneminin vurgulanacağını söyledi. Tunçağ, kendi diline sahip çıkamayan bir ulusun bağımsızlığının uzun soluklu olamayacağını dile getirdi. 12 Eylül’den sonra Türk Dil Kurumu’nun kapatıldığını ve bunun hedefinin dilin zenginleşmesinin önüne geçmek olduğunu hatırlatan Tunçağ, 1932’den itibaren 75 yıldır tüm engellemelere karşın bir avuç dil savaşçısının bilimsel, sanatsal çalışma ve çabalarıyla dil için kavga sürdürdüğünü kaydetti.
Dil Derneği İzmir Temsilcisi Bekir Yurdakul ise 6. İzmir Türkçe Günleri etkinlikleri kapsamında sekiz okulda sekiz oturum düzenleneceğini, oturumlara on altı yazarın katılacağını ve bu yazarların kitaplarından 8 bin adedinin okullarda dağıtılacağını söyledi. Yurdakul, Türkiye Emek Ödülü’nün bu yıl Prof. Dr. Aydın Köksal ve Şerafettin Turan’a, Yazın Dalı’nda Oktay Akbal’a, İzmir Özel Ödülü’nün Prof. Dr. Özdemir Nutku’ya, Konuşma Dalı’nda Macide Tanır’a, Genç Emek Ödülü’nün de Özel Yöneliş Koleji’ne verildiğini sözlerine ekledi. Basın toplantısına katılan Yazar Mavisel Yener, Yazar Hidayet Karakuş, Şair Hürriyet Yaşar ve Feyza Hepçilingirler, etkinlikler hakkında bilgiler verdiler. ‘Dil işliği’ başlıklı etkinlikle başlayan 6. İzmir Türkçe Günleri, görsel sunum, ve öğretmenler için düzenlenen Feyza Hepçilingir’lerin konuşmacı olarak katıldığı ‘Aşkım, işim, düşüm Türkçe’ başlıklı etkinlikle devam etti. (İzmir/EVRENSEL)

CHP'nin Vaatlerinde Bir Tek Cennet Eksik

21/6/2007 · Kategori: Haber-Izlenim

CHP'nin vaatlerinde bir tek cennet eksik

CHP'nin vaatlerinde bir tek cennet eksik
Baykal, dün parti kurmaylarını arkasına alarak CHP'nin Seçim Bildirgesi'ni açıkladı. Bildirgenin kapağındaki 'Şimdi CHP Zamanı' ifadesi son anda baskı durdurularak 'CHP'nin Pusulası' olarak değiştirildi. FOTOĞRAF: ADEM ALTAN
CHP bildirgesi umut dolu: Emeklilik prim günü 9 binden 7 bine inecek. Nüfus cüzdanı, yeşil kart yerine geçecek. Her çocuğa iyi eğitim, her üniversiteliye yurt

Radikal, 21/06/2007

ZİHNİ ERDEM (Arşivi)

ANKARA - CHP lideri Deniz Baykal, partisinin seçim bildirgesini açıklarken 18.5 milyar YTL'lik bir kaynakla gerçekleştirilecek iddialı vaatlerde bulundu. Baykal'a göre, haftada yaklaşık 1 milyar dolar faiz ödeyen Türkiye, bu ek kaynağı yaratma potansiyeline sahip.
Baykal'ın, "Allah bizi mahcup etmesin. Gemi yola çıktı, pusula önümüzde vira bismillah yolumuz açık olsun. Bu program ideolojik, sağ-sol çağrışımı yapan değil, restorasyon, rehabilitasyon programıdır. Niyetimiz halisane, hedefimiz milli, kadromuz niteliklidir" diyerek okuduğu seçim bildirgesinde şu vaatler var:
  • Teröre son vereceğiz, ülkemizin bütünlüğüne sahip çıkacağız.
  • Sokaklar kapkaççıya teslim edilmeyecek. Türkiye huzurun ülkesi olacak.
  • Toplum destekli güvenlik sistemi ve şeffaf semt karakolları ile güvenli kentler yaratacağız.
  • Muhtarlık sistemini halka en yakın hizmet birimine dönüştüreceğiz.
  • Çağdaş laik, demokratik cumhuriyetimizi her koşulda koruyacağız.
  • Dış ilişkilerimizde Türkiye'nin haklarını çıkarları ve onurunu koruyacağız.
  • Temel hak ve özgürlükleri koruyacağız.
  • Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi hukuk devletinin önkoşuludur.
  • Hedef dürüst yönetim ve yolsuzlukla sürekli mücadele. Siyasi ahlak yasası çıkarılacak.
  • Devlet sırtından usulsüz zenginleşmenin kapılarını kapatıp yapanlardan hesap soracağız.
  • Orta vadeli kalkınma stratejisiyle kriz riskini aşıp sürdürülebilir büyüme sağlayacağız.
  • Güçlü ve ileri teknolojiye dayalı dışa açık bir sanayileşme projesiyle işsizlik azaltılacak.
  • Ziraat Bankası özelleştirilmeyecek.
  • Halk Bankası, Esnaf ve Kobiler ulusal ihtisas bankasına dönüştürülecek.
  • TMSF, BDDK ve SPK tek çatı altında birleştirilecek.
  • Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınacak. Ücretlinin vergi yükü azalacak.
  • Çiftçinin mazotunda ÖTV kaldırılacak, mazot fiyatı yarı yarıya düşürülecek, çiftçinin kullandığı elektrik ucuzlatılacak.
  • 1 milyon aç yatağa tok girecek.
  • Esnaf ve KOBİ bakanlığı kurulacak.
  • Güneydoğu Anadolu'da özel endüstri bölgeleri kurulacak.
  • Bölgesel teşvik kaldırılacak sektörel teşvik verilecek.
  • Fındık borsasını Türkiye'de kuracağız. Çaya hak ettiği fiyat ve prim verilecek.
  • Hayvancılık canlandırılacak.
  • Köye dönüş projesine hız verilecek.
  • İşsizlik sigortası yeniden düzenlenerek.
  • SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı tek çatı altında toplanacak.
  • Emekli maaş farkları ödenecek.
  • 7 bin prim gününde emeklilik sağlanacak.
  • Yeşil kart uygulamasına son verilecek. Nüfus cüzdanıyla sağlık hizmeti sağlanacak.
  • Dul ve yetime asgari aylık bağlanacak.
  • ÖSS kalkacak, öğrenci yönünü lise 2'de belirleyecek. Zorunlu eğitim 10 yıla çıkacak.
  • Öğrencilere aylık 250-375 YTL kredi verilecek. Yılda 1 milyon öğrenciye burs verilecek.
  • Tüm üniversite öğrencilerine devlet yurdu imkânı yaratılacak.
  • Öğretmenlere grevli-toplusözleşmeli sendikal hak verilecek.
  • Sanatçıların telif haklarını koruyacağız, sanatta sansüre son vereceğiz.
  • Madımak hoşgörü müzesi oluşturulacak.
  • Ulusal spor konseyi oluşturulacak.
  • Amatör spor kulüpleri desteklenecek.
  • Kadınlara şiddete sıfır hoşgörüyle yaklaşılacak.
  • Hamilelik nedeniyle işten çıkarmalara son verilecek.
  • Milletvekili dokunulmazlığı kaldırılacak.


    'Ne Türkiye Kuzey Irak ne de HÖH PKK'
    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, seçim bildirgesini açıkladığı basın toplantısında, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, "Bulgaristan'daki Türk Partisi (HÖH) gibi davranmaları halinde AKP'nin DTP ile koalisyon kurabileceği" yönündeki sözlerini değerlendirdi.
    Erdoğan'ın tutarsız açıklamalar yaptığını ve çelişki içinde olduğunu söyleyen Baykal, CHP'nin DTP konusundaki tavrını "Terörle ilişkisi artık saklanamaz halde olan siyasetlerin demokrasimize hiçbir katkı yapmayacağını düşünüyoruz" sözleriyle açıkladı.

    'Bir şey bilmiyor'
    Baykal şöyle konuştu: Bulgaristan'daki HÖH ile Türkiye'deki DTP arasında hiçbir paralellik yoktur. Eğer Başbakan bu ikisi arasında bir paralellik kurmaya çalışıyorsa, hiçbir şey bilmiyor demektir. Türkiye Kuzey Irak, HÖH de PKK değil. Birilerini siyasi muhatap kabul etmek için onları örnek göstermesi yanlıştır. Başbakanın hayal âleminde olduğunu gösteren tutarsız açıklamalardır."
    Baykal, Cumhurbaşkanlığı seçimini değerlendirirken de şöyle konuştu: "Biz uzlaşmaya hep açık olduk. Bu parlamento cumhurbaşkanını seçemediyse bunun sorumlusu seçimi iyi yönetemeyenlerdir. İktidarın kavrayamadığı uzlaşma ihtiyacıdır. (Başbakan) 'Falana gidersem zaman kaybı olur', 'Çelik çomak oyunu oynuyorlar' dedi. Sonuç ortada. Sonuç fiyaskodur. Aciz kaldılar. Balıkçılara sordular, bize sormadılar."

    IMF'ye sıcak mesaj
    IMF ile yapılan anlaşmanın 2008 yılının başında sona ereceğini anımsatan Baykal, "Uluslararası mali kuruluşlarla çatışmak doğru değildir. Türkiye her hükümet ile yeniden kurulmuyor. Türkiye dünyada yaşayan bir ülke, biz CHP iktidarında uluslararası mali kuruluşlarla ilişkiler içinde şeffaf bir yaklaşım içinde ekonomi politikamızı yürüteceğiz" dedi.

    Talabani'ye anlatacak
    Baykal, CHP MYK toplantısında, 27-30 Haziran tarihlerinde Cenevre'deki Sosyalist Enternasyonal'e Talabani'nin de katılacağını belirterek, "Gözünün içine bakarak, Irak'ı, PKK terörünü ve şehitlerimizi anlatacağım. Terörün karargâhının Kuzey Irak'ta olduğunu ve burada nasıl destek bulduğunu ortaya koyacağım" dedi.

  • 37. Ölüm Yıldönümünde Orhan Kemal Anılıyor

    1/6/2007 · Kategori: Haber-Izlenim

    Evrensel; 01/06/2007
    Orhan Kemal anılıyor

    Ölümünün 37’inci yıldönümünde usta yazar Orhan Kemal yakınları, dostları ve edebiyatçılar tarafından anılıyor.
    Ölümünün 37’inci yıldönümünde usta yazar Orhan Kemal yakınları, dostları ve edebiyatçılar tarafından anılıyor. Orhan Kemal kütüphanesinde bugün yapılacak etkinlikte, yazarın anısına düzenlenen roman yarışmasının ödülü de verilecek.
    Orhan Kemal Kültür Merkezi, gerçekçi edebiyatımızın büyük ustası Orhan Kemal’i anma ve Orhan Kemal Roman Armağanı ödül töreni düzenliyor. Bugün 10.30’da başlayacak anma toplantısında Metin Balay şiir ve öyküler okuyacak, Melek Akıllı hoşgeldiniz konuşması yapacak. Orhan Kemal’ın oğlu Işık Öğütçü’nün “Ölümünün 37. Yılında Orhan Kemal” başlıklı sunumunun ardından, çeşitli yazarlar usta hakkında konuşmalar yapacak. Sennur Sezer “Orhan Kemal Romanında Cemile Karakteri”, İnci Aral “Edebiyatımızda Orhan Kemal”, Prof. Dr. Türkel Minibaş “Orhan Kemal Romanında Değişim”, Öner Cıravoğlu “Romanımızda Hıfzı Topuz”, Doğan Hızlan “Türk Edebiyatında Orhan Kemal-Hıfzı Topuz” başlıkları altında konuşacak. Konuşmaların ardından yapılacak ödül törenine, Hıfzı Topuz’a Orhan Kemal Roman Armağanı verilecek.
    Topuz, ödülü Sabahattin Ali’nin yaşamını anlattığı “Başın Öne Eğilmesin” adlı romanıyla kazanmıştı.
    Tören, İstanbul Beyazıt’ta bulunan Orhan Kemal Kütüphanesi Konferans Salonu’nda izlenebilir. (KÜLTÜR SERVİSİ)
    Bilgi için telefon: (212) 518 10 47

    Hackerlar Hayatımızı Karartıyor / Yeşim Demir

    17/2/2007 · Kategori: Haber-Izlenim

    Hackerlar Hayatımızı Karartıyor / Yeşim Demir

    Yeşim DemirAslında, bildiğiniz-duyduğunuz ama benim tekrar hatırlatmak istediğim bir konu var.

    MSN hackerları. Pek kullandığım birşey değil msn. Ama acil durumlar için birebir. Özellikle de dosya alıp vermekte. Hızlı iletişim olanağı sağlıyor. Teknoloji geliştikçe insanoğlu da nimetlerinden yararlanmak istiyor haklı olarak.

    Sadece yararı yok tabi ki.. Kötü niyetli insanların da zararına uğrayabiliyorsunuz eğer çok dikkat etmezseniz.

    Anlayacağınız başım dertte. “Hacklendim” sonunda. Her türlü tedbiri almama rağmen. Listemdeki herkesi uyardım. Ulaşabildiğim herkesi. İnanılmaz hikayeler dinledim bu konuyla ilgili. Dehşet verici, şok edici. Herkes farklı bir hikaye anlattı. Ben de kulağımıza küpe olsun diye sizlerle bir tanesini paylaşmak istiyorum.

    Önce benim hikayem; msn im açık, yurt dışında yaşayan kızkardeşimle laflıyoruz. O esnada arkadaşımın kızı bana mesaj atıyor ve onunla da sohbet ediyorum. “Okulun kötü gittiğini, erkeklerden nefret ettiğini, çok mutsuz olduğunu” yazıyor. Anlatım çok uyuyor kızın karekterine. Ben de moral vermeye çalışıyorum. Derken sohbeti sekse getiriyor. “senin seks konuşmak için yaşın erken” diyorum. Burada biraz şüphe doğuyor içime ve “telefon geldi bir dakika bekle” diyorum. Hemen kızı cepten arıyorum ve acı gerçek... Kız msn de değil. Karşımdaki bir Hacker.

    Hemen engelliyorum, ama bir dakika geçmiyor tekrar karşıma çıkıyor. Şifremi değiştirmek için giriyorum ama özel sorum bile değişmiş. Yapacak birşey yok. Msn’i unutuyorum. Pek de sevdiğim birşey değildi zaten.

    Ama sonra, duyduğum bir hikaye beni dehşete düşürüyor.

    Lise öğrencisi bir kız, arkadaşıyla mesajlaştığını zannediyor. “duşa girmek üzereyim, sonra konuşalım” diyor. Hacker ondan resim istiyor ve ona resim gönderiyor. Kız resmi kaydediyor ve duşa giriyor. Döndüğünde hackerın bilgisayarındaki tüm bilgilere ulaştığını ve onunla konuşmazsa kızın resimlerini okul duvarlarına asacağını söylüyor. Kız çok korkuyor ve hackerın kölesi oluyor. Çünkü, ergenlik heyecanıyla, cep telefonuyla kendi çektiği çıplak resimleri hackerın eline geçiyor ve okul duvarlarına asılacak diye ödü patlıyor. Hackerla haftada bir kalabalık bir alışveriş merkezinde buluşup tüm harşlığını ona veriyor. Ama okul harşlıkları hackerı kesmiyor tabi. Kız çaresiz, annesinin mücevherlerini çalıp satımaya çalışıyor. Derken kuyumcu olayda bir gariplik seziyor ve kızın üzerindeki üniformadan okulu tespit edip müdürü arıyor.

    Uzatmayalım, olay ortaya çıkıyor ama işin garip olan tarafı ne biliyor musunuz? Aile hackerla anlaşıp olayı kapatıyor. Kızlarının durumundan çok ailelerinin adı ortaya çıkar diye korkuyorlar. Kız okuldan alınıyor. İngiltere’ye yollanıyor.

    Buna benzer bir sürü hikaye var ortalıkta konuşulan. Siz siz olun, teknolojinin nimetlerinden yararlanmak adına hayatınızı riske sokmayın..


    Hackersız günler dilerim...  

     

    http://www.internetajans.com/default.asp?t=wa&wid=2&aid=933

    « Önceki :: Sonraki »