"ŞERİAT DEVLETİNE GİDİŞİN AÇIK KANITLARI VAR"

11/6/2008 · Kategori: Makale

"ŞERİAT DEVLETİNE GİDİŞİN AÇIK KANITLARI VAR"
İŞTE YARGITAY BAŞSAVCISI YALÇINKAYA'NIN ZEHİR ZEMBEREK MÜTALAASI

31.05.2008 02:55
 

Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AKP’nin kapatma davası hakkındaki mütalaasını Anayasa Mahkemesi’ne verdi. Başsavcı mütalaasında
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumuna geldiğinin tespiti ile eylemlerinin ağırlığı da gözetilerek temelli kapatılmasına, davalı partinin genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan başlamak üzere iddianamede isimleri sayılanlara beş yıl süreyle siyasi yasak getirilmesi istedi.
Başsavcılığın mütaalasında, AKP’nin ön savunmasında, iddianamenin “delil niteliği olmayan siyasi ve subjektif olgular ve değerlendirmeler esas alınarak, korku ve vehimlerden hareketle geleceğe yönelik spekülatif öngörülere yer verilmek suretiyle düzenlendiği”nin savunulduğuna işaret edildi. Mütalaa’nın “Davalı Partinin Eylemlerinin ve Ön Savunmasının İrdelenmesi” başlıklı bölümünde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin köhnemiş idari ve siyasi yapısı ile çağının gerisinde kalan, başında dinin en yüksek temsilcisi ‘halife’ sıfatını taşıyan, teokratik Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden doğduğu, bağımsızlığını canı ve kanıyla kazanarak, gasp edilen egemenliğini sultanın elinden aldığı belirtilerek şöyle denildi:

“Ulus egemenlik yetkisini ilahi bir güçten değil, bizzat kendisinden alır. Ulus egemenliğinin ilahi bir kaynağı yoktur ve bu nedenledir ki laiklik, cumhuriyetin temel karakteristiğidir. Kurtuluş Savaşı yıllarında Ulus'un kurtuluş mücadelesini sekteye uğratan isyanların elebaşları, kışkırtıcıları, tertipçileri, bu din taciri molla, şıh, şeyh ve derviş takımıdır. Bin yıllık Türk yurdu Anadolu’yu işgale kalkışan Yunan Ordularını, İslamın ve Halifenin koruyucusu olarak gösteren ve öven de bu işbirlikçi mürteci zihniyettir. İrticanın kendi ulusuna ihanetleri, Kurtuluş Savaşı dönemi ile de sınırlı değildir. Cumhuriyet kurulduktan sonra da Şeyh Sait’ler, Derviş Vahdeti'ler İngiliz altınlarının parıltısıyla ve şeriat devleti-hilafet çığlıklarıyla ayaklanmışlar, binlerce şehit kanı dökmüşlerdir.”

TOTOLOJİLİ SAVUNMAYA TOTOLOJİLİ YANIT

Mütalaada, Cumhuriyetin temel karakteristiğinin laiklik olduğu defalarca vurgulanırken, AKP’nin ön savunmasında da yer alan “Totoloji”yle ilgili ifadelere ise şöyle yanıt verildi:

“Cumhuriyetin temel karakteristiği laikliktir. Çünkü cumhuriyetin temelindeki Kurtuluş Savaşı sadece yabancı işgalcilere karşı değil, onun içteki işbirlikçisi irticaya, din istismarcılarına karşı da verilmiştir. Cumhuriyetin temel karakteristiği laikliktir. Çünkü ulusal egemenliğin kaynağı ilahi kudret değil, bizzat ulusun kendisidir. ‘Totoloji’ kaygısı, varlığını Cumhuriyete ve onun devrimlerine borçlu olanları bu gerçeği defalarca ve ısrarla vurgulamaktan alıkoyamayacaktır.”

“FAZİLET PARTİSİ’NDEN AYRILAN BİR EKİP TARAFINDAN KURULMUŞTUR”

İrticanın ilk defa 26 Ocak 1970 tarihinde bir siyasi parti olarak örgütlenerek Milli Nizam Partisi adıyla Türk siyaset sahnesine çıktığı vurgulanan mütalaada, Milli Nizam Partisi ve onun devamı niteliğindeki diğer parti örgütlenmeleri olan Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nin laikliğe aykırı faaliyetleri nedeniyle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldığına işaret edildi. Mütalaada şöyle denildi:

“Davalı parti laikliğe aykırı faaliyetleri nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nce kapatılan Fazilet Partisinde liderlik mücadelesi veren, kaybedince de ayrılan bir ekip tarafından kurulmuştur. Bu ekip mirasçısı olduğu laik rejim karşıtı partilerin geçmiş siyasi deneyimlerinden ders çıkarmış, siyasi amaçlarına, açık bir eylem ve söylem yerine, birkaç aşamada ve örtülü bir programla ulaşmayı hedeflemiştir. Örtülü programını gerçekleştirirken, olası tepkileri bertaraf etmek için demokrasi, insan hakları, din ve vicdan, örgütlenme ve ifade özgürlüğü gibi evrensel değerleri kullanmaya başlamıştır.”

“ILIMLI İSLAM DEVLETİ’NE GİDİŞİN AÇIK KANITLARI”

Başsavcı’nın mütalaasında davalı partinin, 14 Mart tarihli iddianamede yer alan eylem ve söylemlerinin ‘ılımlı İslam devleti’ adı altında bir şeriat devletine gidişin açık kanıtları olduğu kaydedildi. İktidar partisine karşı kapatma davası açılamayacağına ilişkin savunmanın hukuki temele dayanmadığı ifade edilen mütalaada, “siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğunda kuşku yoktur. Ancak, bu onların faaliyetlerinin sınırsız olduğu, demokratik yöntemleri kullanarak demokrasiyi ortadan kaldırmalarına geçit verilebileceği anlamına gelmez. Siyasi partiler çoğulcu demokrasinin temel ilkelerine uygun davranmak zorundadır. Siyasi partilerin faaliyetlerine sınır çizilmesi, bazı eylemleri nedeniyle yaptırım uygulanması, özgürlükçü demokratik düzenin korunması amacına yöneliktir”denildi.

“DEMOKRASİ VE LAİK CUMHURURİYETİ KORUMAK GÖREVİMİZ”

Mütalaada, demokratik ve laik cumhuriyeti korumanın, Yargıtay Başsavcılığı’nın Anayasa ve yasalar ile belirlenmiş temel görevleri arasında olduğu belirtildi. Egemenlik yetkisinin kullanılmasında kuvvetler ayrılığının esas olduğu ve yargı yetkisinin Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanıldığı belirtilen mütaala da, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu davayı Anayasada yazılı yetki ve esaslar çerçevesinde ‘ileri sürüldüğü gibi vehimlerle, sanal korkularla değil) somut kanıtlara dayanarak açmış, siyasi partiler üzerindeki yargısal denetim mekanizmasını işletmiştir. Savcıların görev unvanlarının başında taşıdıkları ‘cumhuriyet’ sıfatı, cumhuriyeti korumak için verilmiştir. Başsavcılığımız cumhuriyetin değerlerini, Anayasa ve hukukun üstünlüğünü her zaman ve her durumda savunmaya kararlılıkla devam edecektir” ifadeleri kullanıldı.

“AB İLE MÜZAKERELER DAVALI PARTİDEN ÖNCE BAŞLADI”

Mütalaada, AKP’nin ön savunmasında yer alan ‘Avrupa kamu düzeninin bir siyasi partinin kapatılmasını kabul etmeyeceği ve olası bir kapatma kararının Avrupa Birliği ile müzakereleri sonlandıracağı’ iddiası konusunda ise şu görüşlere yer verildi:
“Türkiye’nin AB ile birleşme müzakereleri davalı parti zamanında başlamayıp uzun zamandan beri süregelmektedir. Kaldı ki uluslararası ilişkiler parti temelinde değil, devletler ya da onların oluşturduğu kurumlar temelinde yürür. Diğer yandan davalı parti AB ile müzakere sürecini laikliğe aykırı faaliyetlerde bulunma için uygun ortam olarak değerlendirmiş, ülkemizde kendi siyasal gelişimi ve hedeflerine engel olarak gördüğü bazı kurumları tasfiye etmek, etkisizleştirmek için kullanmıştır.”

İKTİDARDA OLMASI TEHLİKEYİ SOMUT VE YAKIN KILMAKTADIR

İddianamenin hukuksal temele dayalı olduğu belirtilen iddianamade, ”davalı siyasi partinin şeriata ve çok hukukluluğa dayanan bir sistemi amaçladığı, devleti adım adım şeriat ile yönetilen bir devlete dönüştürmeye çalıştığı başta genel başkan olmak üzere her kademedeki parti üyelerinin beyanları ve davalı partinin eylemleri ile ortaya çıkmıştır. Şeriat ve çok hukukluluğun demokrasi ve demokratik toplumla bağdaşmadığı İHAM kararlarında vurgulanmıştır. Davalı partinin eylemleri Avrupa kamu düzenini oluşturan çoğulcu demokrasinin temel ilkelerine aykırıdır. Davalı partinin iktidarda bulunması projesini yürürlüğe koyma olanağına sahip bulunması amaçları bakımından demokrasiye yönelen tehlike ve tehdidi daha somut ve yakın kılmaktadır” denildi.

MİLLİ İRADEYİ SINIRSIZ İKTİDAR DİYE ALGILIYOR

Mütalaanın genel değerlendirme bölümünde davalı partinin dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar ettiği vurgulanarak “ancak mutabakat süreçleri olarak adlandırdığı, oysa toplumu takiyye ile İslami bir yapıya doğru evrimleştirilmesini sağlamaktan başka bir şey olmayan yöntemlerle şeriatı egemen kılmayı hedeflediği, Anayasa’nın başlangıç kısmında belirtilen ‘hiçbir faaliyetin laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı’ hükmünü dikkate almadığı görülmektedir. Şeriatın tüm toplumu İslami bir düzene kavuşturmayı esas alan ‘cihat’ boyutu gözetildiğinde, laik rejimi dönüştürmek için güç kullanılması ve bu tehlikenin uzak olmadığı bir gerçektir. Davalı partinin ‘milli irade’ kavramından anladığı sınırsız siyasi iktidar algısı olası çoğunluk diktasının açık işaretleridir“ görüşüne yer verildi.

-PARTİ KAPATILSIN, SORUMLULAR YASAKLANSIN

Mütalaanın sonuç ve istem bölümünde ise “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumuna geldiğinin tespiti ile eylemlerinin ağırlığı da gözetilerek, Anayasa’nın 69’ncu maddesinin altıncı fıkrası ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 101’nci maddesinin b bendi uyarınca temelli kapatılmasına, davalı partinin genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan başlamak üzere iddianamede isimleri sayılanların Anayasa’nın 69’ncu maddesinin 9’ncu fıkası ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 95’nci maddesi uyarınca temelle kapatılmaya ilişkin kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasından itibaren beş yıl süreyle bir başka siyasi partinin kurucusu, yöneticisi, deneticisi ve üyesi olamayacaklarına karar verilmesi kamu adına talep olunur” denildi.

ANKA

Türkiye'de Müslümanlar baskı altında mı?

13/4/2008 · Kategori: Makale

Türkiye'de Müslümanlar baskı altında mı?

Türkiye'de Müslümanlar baskı altında mı?
Türkiye Cumhuriyeti karşıtlığı Amerikan üniversitelerinde adeta moda. Herkes vur abalıya. O kadar ki ögrencilerin büyük bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti'nin aleyhinde konuşmaları gerektiğine, yoksa hocalarından iyi not alamayacağına inanıyor. Haksız da değiller

12/04/2008 (1048 kişi okudu)

İLHAN BAŞGÖZ (Arşivi)

Seçimlerden sonra işler ne güzel başlamıştı. Güzel gideceğine inanıyorduk... AK Parti büyük bir çoğunlukla Meclis'e girmişti. Başbakan yeni ve demokratik bir anayasa hazırlığı sözü veriyordu. Bütun vatandaşları kucaklayacak uzlaşmacı bir anayasa. Türkiye ümitli, ferah, rahat bir nefes alıyordu. Ben de ümitlenmiştim. Sonra, akıl almaz bir şey oldu. Kimin aklına esti, güzel güzel yol almaya hazırlanan idare gemisini götürdü, türban kayasına tosladı. Bu kesinlikle bir komplo. Bence yurtdışından kurulan bir tuzak. Tıpkı türban konusunu Türk toplumunun başına bela edenlerin Avrupa devletleri olması gibi.
Şimdi de Türkiye'nin başına öyle bir çorap ördüler ki, daha kötüsü olamazdı. Avrupa Birliği'ni unuttuk, Anayasayı unuttuk, uzlaşmayı unuttuk. 301'inci maddeyi unuttuk. İki aydır türbanla yatıp türbanla kalkıyoruz. Bu anayasa tartışmaları arasında beni en çok korkutan Sayın Cumhurbaşkanı'nın başı açıkların endişelerini ortadan kaldıracak düzenlemeler istemesi oldu. Demek 80 yıldır başı açık gezen kadınlarımızın başı gerçekten tehlikede ki, bu tehlike kanunla önlemek isteniyor.
Bu şuna benziyor: Her zaman mısır ekmeği yiyen bir Karadenizli vatandaşlara diyorsun ki, senin mısır ekmeği yemek hakkını kanunla koruyacağım... Nereden nereye gelmişiz? Bu türban çıkmazını diyelim Başbakan görmedi. AK Parti'nin aksakallıları arasından bir akıllı çıkıp da yahu memleketi nereye götürüyoruz diye sormadı da mı? Densizliğin bu kadarı Tanrı vergisi olamaz, yaman eğitim ister.

Kısır çekişme
Üç haftadır Amerika'dayım. İki aydır türbana takılıp kalan memleketimdeki kısır çekişmenin dışında, bir rahat nefes almayı umuyordum. Öyle olmadı. Üniversitedeki dostlarım burada da bana Türkiye'de dinin ve dindarların baskı altında olduğunu söylüyorlar. Bunun en elle tutulur delili üniversitemdeki türbanlı Türk kızları. Bunlar Türk üniversitelerinde okuyamadıkları için İndiana Üniversitesi'ne gelmiş oluyorlar. Oysa çoğunun daha iyi bir eğitim almak için buraya geldiğini ben biliyorum... Bir başka cemaat bu kızlar. Öbür Türk öğrencilere katılmazlar. Suudi Arabistan'ın yaptırdığı bir cami var. Kapısı bacası belli olmayan, çöl bozuna boyanmış, acayip sandık gibi bir yapı. Orada toplanırlar. Bir Arap imamın vaazlarını dinlerler. İmam efendi televizyon seyretmeyin, müzık dinlemeyin diyormuş. Çevrelerinde Malezya'dan, Suudi Arabistan'dan başı örtülü kızlar var... Her biri son model bir moda mecmuasından çıkmış gibidir... Benim bir aylık harcamama eşit marka ayakkabıları giyerler, en pahalı kokuları kullanırlar. En pahalı kremleri sürünürler. Hepsinin jean pantolonu var, üzerinden son moda bir gömlek sarkıtırlar. Cumhuriyet'le veya Atatürk'le ilgili toplantılara katılmazlar. Cumhuriyeti sevmezsiniz anlarım, Atatürk'ten nefret edersiniz anlarım. Ama bu insanların neden Suudi Arabistan'ın dört duvarı arasındaki çöl kültürüne sıkışıp kaldıklarını anlamıyorum. Bu çöl kültüründe ne bulduklarını anlayamıyorum. İnsan kendi kültürüne nasıl olur da bu kadar yabancılaşır, anlayamıyorum. Acaba yanık bir Anadolu türküsü duyunca gözleri dolmaz mı, burunlarının direği sızlamaz mı bunların? Veya bir çiftetelli havası duyunca içlerinden kalkıp oynamak gelmez mi? Hiçbirinin gidip o kadar benimsedikleri Suudi Arabistan'da yaşamak isteyeceğini sanmıyorum. Cumhuriyet'in kendilerine sağladığı haklardan kolayına vazgeçmeyeceklerini biliyorum.
Türkiye Cumhuriyeti karşıtlığı Amerikan üniversitelerinde adeta moda. Herkes vur abalıya.
O kadar ki ögrencilerin büyük bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti'nin aleyhinde konuşmaları gerektiğine, yoksa hocalarından iyi not alamayacağına inanıyor. Haksız da değiller..

Baskı nerede?
Türkiye'de dinin ve dindarların baskı altında olduğuna inanan dostlarıma şunları söylüyorum:
Bugün Türkiye'de, sayısını bilemediğim kadar çok tarikat var... Adıyaman'da var, Malatya'da var, Konya'dan İstanbul'a kadar her yerde tarikat var. Bunların on binleri geçen üyesi var. Bir kısmının televizyon kanalları, gazeteleri var. İstedikleri şekilde toplanıyorlar, ibadetlerini ve zikirlerini yapıyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üyelerinden bir kısmını bu tarikatlar seçtiriyor. Hükümette Nakşibendi bakanlar var. Kanun tarikatları yasakladığı halde, kimse bunların üzerine baskı koymuyor. Her tarikatın cemaat evleri var. Binlerce öğrenciyi oralarda öğretmenler değil ablalar ve ağabeyler eğitiyor.
Ne eğitimi verildiğini hiç kimse bilmiyor. Kimsenin bu faaliyetlere karıştığı da yok. Memleketimde sayısı üç bini bulan Kur'an kursu var. Kanuna göre bu kurslara ancak 12 yaşına basan kızlar devam edebilir. Benim bulunduğum kentte ellerinde amme cüzleri, başları örtülü Kur'an kursuna giden kızların yaşı en çok yedi. Bu kurslar hükumetin kontrolünde idi. Bu kontrol kaldırıldı.
Hiç kimseye kızını Kur'an kursuna göndermeyeceksin dendiği yok.
Türkiye'de cami sayısı okul sayısından fazla. Her gün de yenileri yapılıyor. Cami yaptırma dernekleri vatandaştan harıl harıl para topluyor. Kimse kimseye cami kuramazsın demiyor. İslam inanışına göre kızlar imam ve hatip olamaz. İmam Hatip liselerinin sayısı düz liseler kadar neredeyse. Öğrencilerinin yarısı kız. Bütün orta öğretim kurumlarında din dersleri zorunlu. Kimse çıkıp da ben bu derse girmek istemiyorum diyemiyor. Kâfirlik damgası hazır. Herkes korkuyor. Her yıl on binlerce vatandaş hacca gidiyor. Memleketimiz boğazına kadar borç içinde. Batı'dan üç buçuk dolar çekeceğiz diye kırk takla atıyoruz. Hiç kimse bunlara etmeyin, eylemeyin demiyor. Milyonlarca doları götürüp Suudi Arabistan çölllerine gömmeyin demiyor. Oysa Hac'ın başka bir yorumu da var. Bundan 700 yıl evvel Anadolu erenlerinin o büyük Türkmen kocası Yunus Emre söylemiş bunu:
Çalış kazan ye yedir
Bir gönül ele getir.
Yüz Kâbe'den yeğrektir.(daha iyidir)
Bir gönül ziyareti.
Bir yoksulun gönlünü almanın Hac kadar kutsal olduğunu kimse söyleyemiyor.

Memleketimden manzaralar
Camiler özellikle cuma günleri dolup taşıyor. Sokaklar trafiğe kapanıyor. Kimse yolları trafiğe kapatamazsınız demiyor. Sabahın erkeninde her minareden dört mikrofon en yüksek perdeden ezan okuyor. Gece geç yatıp sabah uyumak isteyen vatandaşlara uyku haram oluyor. Ezan insan sesinden başka iletişim vasıtası olmayan bir toplumda önemli idi... Bilal Habeşi çıkıp Araplara, gür sesi ile "Namaz vaktidir, haydin namaza" diye bağırmasa kimse namaz vaktini bilmiyordu. Kendisini atılan taşlardan korumak için de Habeşi iki eliyle yüzünü kapatırdı. Bugün herkesin evinde saati var, çalar saati var, televizyonu var. İsteyen istediği saatte uyanır ve namazını kılar. Hayır ille hoparlörler her yanı çınlatacak... Buna da kimsenin karıştığı yok. Dindarlar ve din nasıl oluyor da baskı altında imiş ben anlamıyorum
Türkiye'de bir baskı var. Ama bu baskı dindarlar üzerinde değil. Baskı, dini başka türlü anlayanlar, dini sıyasetin dışında kendi vicdanlarında yaşamak isteyenlerin üzerinde ciddi bir biçimde var. Ben ders verdiğim doğu Anadolu kentinde Ramazan'da açık lokanta bulamıyorum. Kente inip yemek yiyemiyorum. Bir sandviç alıp yemek istersem ancak bir parkta kimsenin göremeyeceği bir ağaç gölgesine sığınıp yiyebiliyorum.
Zındık damgası hazır. Universitemin genç kızlarının başı açıksa kısa kollu bluzlarla kentin sokaklarından geçerken kokuyorlar. Sokakta sigara içemiyorlar. Sayıları milyonları bulan Alevi vatandaş Cemevlerine ibadet yeri diyemiyor. Ancak kültürevi diyebiliyorlar. Bir doçent, çalıştığım üniversitede bir kız öğrencisine soruyor. "Sen Alevi misin?" "Evet" cevabını alınca, "Çık dışarı yoksa abdestim bozulacak" diye kızcağızı sınıftan kovuyor. Bu doçent hâlâ Türkiye Cumhuriyeti'nin bir üniversitesinde ders vermeye devam ediyor. Pendik'te genç partililer cuma günleri dükkân dükkân dolaşıyorlar, dükkânı kapamayan esnafa iyilikle olmazsa tehditle dükkânlarını kapattırıyorlar. Osmanlı'da asesbaşı her Cuma çarşıyı pazarı dolaşır, dükkânı kapatıp camiye gitmeyeni hemen oracıkta falakaya çekermiş. Henüz şükür bu noktaya gelmedik. Ama, mayo reklamı yapan işyerinin reklamlarını çamurla sıvıyorlar. Kimsenin bunlara etmeyin, eylemeyin dediği yok.
Parti büyüklerinin politikası belki bu değil. Ama bunlar önlenmiyor...
Bütün bunlar yetmiyor olmalı ki, AK Parti Genel İdare Meclisi'nin önemli üyelerinden biri, Mir Dengir Mehmet Fırat birkaç hafta evvel Harvard Üniversitesi'nde bir konuşma yapmış. Konuşmasında, Anayasa'nın laiklik maddesini değiştiremiyoruz diye, bir defa değil iki defa esef etmiş ki bu haberi Radikal'de çıkan bir yazıdan öğrendim. Kimse çıkıp da o konuşmacıya sormamış. Memleketimizde din manzarası budur. Laiklik maddesi Anayasa'da iken bunlar olabildiğine göre bu maddeyi değiştirseniz acaba başka neler yapacaksınız? Yahut ne bekliyorsunuz da çifte çifte eseflerle laiklik maddesinden şikâyet ediyorsunuz? Ben bu çifte eseften gerçekten ürktüm.

İlhan Başgöz: Van 100. Yıl Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

1- Türkiye'de Müslümanlar baskı altında mı? (12/04/2008)
Seçimlerden sonra işler ne güzel başlamıştı. Güzel gideceğine inanıyorduk... AK Parti büyük bir çoğunlukla Meclis'e girmişti. Başbakan yeni ve demokratik bir anayasa hazırlığı sözü veriyordu.

2- 'Hükümet kulpları' hep kaybediyor
(04/09/2007)
22 Temmuz seçimlerinden AK Parti büyük bir başarıyla çıktı. Başarıya çeşitli yorumlar getirildi. Ekonomi dendi, muhtıra dendi, dış güçlerin desteği dendi, yoksulara gıda dağıtımı dendi. Bunların seçim zaferinde payı olabilir de olmayabilir de. Bu beni ilgilendirmiyor.

3- Yolu Bülent Ecevit'ten geçen anılar
(12/11/2006)
Ecevit Başbakan. Ben Sovyet Bilimler Akademisi tarafından Moskova'ya davet edilmişim. Ankara'daki Sovyet Buyükelçiliği bana vize vermekte güçlük çıkarıyor. Ecevit'i ziyaret ediyorum. "İlhan bey" diyor, "Demek sana da vize vermiyorlar?"

4- Türkiye'de ortak değer: Lozan
(30/07/2005)
Ben 1923 yılında hür bir memleketin, hür bir vatandaşı olarak doğdum. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti adını alan bu yeni devlet o yıl doğmuştu. Bu tarihi kentte Lozan Barış Antlaşması imzalanınca ben bir yaşındaydım.

5- Tek taraflı bakan yanılır
(22/05/2005)
Anı, ağıt gibi sözlü tarih verileri araştırıldığında Ermenilerin de çok sayıda Türkü acımasızca katlettiği açıkça görülüyor. 1915'te yaşanan istenmeyen olaylarla ilgili olarak sadece Türk tarafını suçlu gösteren bazı çevreler büyük bir yanılgının içinde.

6- Sözlü tarih ve Ermeni sorunu
(21/05/2005)
Ermeni sorununu yazılı tarihe dayanarak tartışıyoruz. Biz doğrudan taraf olduğumuz halde, sözlü tarih verilerini toplamayı akıl etmedik. O bunalımlı günlerde çatışmaların çilesini çekenler artık yaşamıyor.

7- Asıl sorun: İki başlı eğitim
(13/05/2004)
Liselerle imam-hatipler, birbirini tanımayan, hor gören, aralarında gerginlik bulunan iki kuşak yetiştiriyor. Gençliğin tek çatıda eğitimi sağlanmalı.

"Gerçek Gündem Gazetesi" : Yazarlar

10/4/2008 · Kategori: Makale

Yazarlar

‘CÜNEYT ARCAYÜREK’ konusundaki yazılar

10/4/2008 · Kategori: Makale

‘CÜNEYT ARCAYÜREK’ konusundaki yazılar

Davul RTE’nin Boynunda Tokmak AB Elinde - Cüneyt Arcayürek

Nisan 10, 2008 - CÜNEYT ARCAYÜREK

Muhalefetten, karşı duran gazetelerden, yargıdan esirgedikleri saygıyı AB’den esirgemiyorlar.

Kimler mi? Böyyük medya! AKP ve hükümeti!

Günlerdir Avrupa Birliği’nin irili ufaklı yetkililerinin kapatma davasıyla ilgili açıklamaları izleniyor.

Üstelik bu açıklamaları kimi gazeteler sağduyu çağrısı diye, kimileri -içeriğine bakarak- tehdit diye yansıtıyor. Devamını oku »

AKP Cephesinde Yeni Bir Şey Yok - Cüneyt Arcayürek

Nisan 09, 2008 - CÜNEYT ARCAYÜREK

AKP’nin günlerdir beklenen “yol haritası” nihayet açıklandı.

Partinin derin hukukçularından Genel Başkan Yardımcısı DMM Fırat ‘ın varılan sonucu açıklayan sözleri, kimi medyada “AKP MKYK’den ’sağduyu’ çıktı” diye yorumlandı, manşetlere geçti. Devamını oku »

Ya Siyaset Dışı Kafalar - Cüneyt Arcayürek

Nisan 08, 2008 - CÜNEYT ARCAYÜREK

Ne söylersen söyle. Bir kulağından girip öteki kulağından çıkan bir iktidar ile demokratik yollardan sorunlara çare bulmak olanaksız.

Ayağına kızgın demir değmiş gibi, o il senin bu il benim gezen ve her gittiği yerde muhalefete yüklenerek aklanmaya çalışan iktidar başının söylemlerinden nasıl oluyor da görsel medya çözüm yolunda mesajlar verdiği sonucunu çıkarıyor, anlamak da olanaksız. Devamını oku »

Türkiye’yi Kim Yönetiyor? - Cüneyt Arcayürek

Nisan 06, 2008 - CÜNEYT ARCAYÜREK

AB’nin içimizdeki kuyrukları sustu.

Kuyruklara baskın çıkanlar AB’nin iki iri başı. Olli Rehn ile milli enişte Joost Lagendijk .

Anayasamıza, yasalara ve siyaset dünyamıza yeni bir düzen getirmeye çalışıyorlar. Devamını oku »

Ne Olur Ne Olmaz… - Cüneyt Arcayürek

Nisan 05, 2008 - CÜNEYT ARCAYÜREK

Uzlaşma sağlamak, gerginliğe son verebilmek için ana muhalefetin ilk koşulu AKP’nin özeleştiri yapması.

AKP ve tek adam RTE , özeleştiri yapabilseydi, bugünlere gelebilir miydik?

AKP özeleştiri yapabilecek bir bünyeye sahip değil. Oturuyorlar, partinin kapatılmasını nasıl önleyeceğiz diye günlerce düşünüyorlar. Bir değil, dört formül saptayıp rahatlıyorlar. Devamını oku »

Yeni Oyunlar Kuluçkada - Cüneyt Arcayürek

Nisan 04, 2008 - CÜNEYT ARCAYÜREK

Siyaset dünyasındaki hava birden değişti.

İktidarın başı, İsveç’ten yumuşak bir ses tonuyla konuşuyor.

Her hafta CHP grubunun dinlediği, yazılı basında fazla yer almayan konuşmalar yapan Deniz Baykal ‘ın bu hafta üstelik böylesine nazik bir dönemde grubu toplamaktan ve gelişen olayları yorumlamaktan neden uzak durduğu merak konusu. Devamını oku »

Rüzgâr Gülü - Cüneyt Arcayürek

Nisan 03, 2008 - CÜNEYT ARCAYÜREK

Siyaset, ekonomi, hukuk, emre amade iktidar milletvekilleri, hemen her çevre efendi hazretlerinin vereceği kararı bekliyor.

Ya anayasa değişikliğine karar vererek yeni sorunlara, yeni bunalımlara yol açacak ya da çok, ama çook zayıf bir olasılıkla partisel ve kişisel yararlar uğruna anayasanın ilgili maddelerini değiştirmekten vazgeçecek! Devamını oku »

‘Samimi Sohbetler’ - Cüneyt Arcayürek

Nisan 01, 2008 - CÜNEYT ARCAYÜREK

AKP iktidarının baş aktörü RTE sayesinde acayip manzaralar sergileyen bir ülke konumuna girdik.Devleti A’dan Z’ye temsil edenlerin alışılmamış davranışları, devletin kimi kurumlarına güvensizlik, geleceğe kuşkuyla bakmamıza neden oluyor.

Dün Hürriyet’te yer alan “samimi diyalog” başlıklı haber ilgi çekiciydi. Devamını oku »

Umut Dağın Ardında-Cüneyt ARCAYÜREK

Mart 30, 2008 - CÜNEYT ARCAYÜREK

“Mantılı zirve” beklentilerin aksine sonuçlar veriyor. Devamını oku »

Kaypak Yaklaşımlar - Cüneyt ARCAYÜREK

Mart 27, 2008 - CÜNEYT ARCAYÜREK

Gerginliği azaltmak, tansiyonu düşürmek için yollara düşen düşene.

TÜSİAD hafta başında başı çekti. Devamını oku »

‘SERVER TANİLLİ’ konusundaki yazılar

10/4/2008 · Kategori: Makale

‘SERVER TANİLLİ’ konusundaki yazılar

Ortak Hayatımızdan Haberler… - Server Tanilli

Nisan 04, 2008 - SERVER TANİLLİ

İlhan Selçuk, salıverildikten sonra ilk yazısında, yaşanan olaylara bakıp hayatı yorumluyordu. Devamını oku »

AKP’ye Dava Açıldı… - Server Tanilli

Mart 21, 2008 - SERVER TANİLLİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, “Laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle, AKP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı.

Bekleniyordu.

Devamını oku »

Sadun Hoca’nın Ardından… - Server Tanilli

Mart 14, 2008 - SERVER TANİLLİ

Sadun Aren ‘in ölümüne hazır değildik. Devamını oku »

Bursa’da Kitap Fuarı’ndan… - Server Tanilli

Mart 07, 2008 - SERVER TANİLLİ

Türkiye’ye pazar uçağıyla geldiğim için, TÜYAP Bursa Kitap Fuarı’nın açılışında bulunamadım. Pazartesi Bursa’ya vardığımda, herkesten aynı haberi aldım. 1 Mart’ta Bursa’ya yakışır bir fuar açılışı yaşanmış.

Devamını oku »

Martın Başlarında Bursa’da… - Server Tanilli

Şubat 29, 2008 - SERVER TANİLLİ

Mart’ta Bursa’da olacağız.
Her yıl mart başları, “TÜYAP’ın Bursa Kitap Fuarı” haftasıdır. Bu yıl da 1 Mart’ta açılıyor. Devamını oku »

Bir Yaşam, Bir Ölüm… - Server Tanilli

Şubat 22, 2008 - SERVER TANİLLİ

Yaşamla ölüm iç içedir. Devamını oku »

Turan Dursun’u Anarken… - Server Tanilli

Şubat 15, 2008 - SERVER TANİLLİ

9 Şubat’ta, laiklikte korkunç bir gedik açan anayasa değişikliğini ve yankılarını ertesi gün gazetelerde okuyup, ülkeyi bekleyen çalkantıların kaygılarıyla dolu olarak, Almanya’ya doğru yola çıktık.

Devamını oku »

Ey Halk ve Aydınlar Uyanın! - Server Tanilli

Şubat 08, 2008 - SERVER TANİLLİ

Cumhuriyet devriminin, Türkiye’yi, 1920 yıllarından başlayarak, laik çığırın içine katması, bize onur veriyor. Ne var ki, İslam dünyası, içinde çırpındığı cendereyi hâlâ parçalayıp atmış değildir ve Türkiye’deki deneyimi de zorluyor. Devamını oku »

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na Açık Mektup -SERVER TANİLLİ

Şubat 03, 2008 - Genel, SERVER TANİLLİ

Sayın Abdurrahman Yalçınkaya ,İyi hatırlayacaksınız, AKP, 2002′de iktidara geldikten sonra, ilk işi, türban, imam hatipler ve Kuran kursları oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , küllenmeye yüz tutmuş bu konuları, eşeleyip harlayarak himayesine aldı.

Bir yandan da, hızla “kadrolaşma” ya gidildi. Devamını oku »

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na Açık Mektup - Server Tanilli

Şubat 01, 2008 - SERVER TANİLLİ

Sayın Abdurrahman Yalçınkaya , Devamını oku »

‘ATAOL BEHRAMOĞLU’ konusundaki yazılar

10/4/2008 · Kategori: Makale

‘ATAOL BEHRAMOĞLU’ konusundaki yazılar

Cumhuriyet Kendini Savunuyor -Ataol Behramoğlu

Nisan 05, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU

29 Ekim 1923′te Ankara’daki Millet Meclisi’nin ilan ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin gerisinde yaklaşık yüz yıllık bir düşünce birikimi; sayısı on binler ve yüz binlerle ölçülebilecek dergi, broşür, kitap sayfası; hapisler, sürgünler,suikastlar, savaşlar, yıkımlar, toplumsal kargaşalar, sayısız kişisel acı ve özveri ve hepsinin sonucunda da olağanüstü zorluktaki koşulların alt edilmesiyle kazanılmış bir Kurtuluş Savaşı vardır. Devamını oku »

Bunlarla Uzlaşılmaz-Ataol Behramoğlu

Mart 29, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU

Bazen yazı öncesinde masaya oturmamak için ayak sürürsünüz.Canınız yazmak istemiyordur, konu bulamamışsınızdır, vb. Devamını oku »

Aydınlanma Savaşımını Durduramazsınız -ATAOL BEHRAMOĞLU

Mart 24, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU

Bu satırları yine, Dünya Şiir Günü kutlamalarının bir şölene dönüştüğü İzmir’den yazıyorum.Latin Amerika’nın çeşitli ülkelerinden gelen şairler sözcüğün tam anlamıyla büyülenmiş gibiler. Devamını oku »

Operasyon Sonrasında Sorular -Ataol Behramoğlu

Mart 08, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU

Kuzey Irak’taki PKK kamplarına beklenmedik ve gösterişli biçimde başlayan askeri operasyonun yine beklenmedik bir anda fakat bu kez sessiz sedasız sona ermesi toplumda bir şok yarattı.Şok açıldıkça bazı sorular ve sorunlar da açıklık kazanmaya başlıyor. Devamını oku »

“Ulusal Ant”ın Çözülüşü…-Ataol Behramoğlu

Mart 01, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU

12 Ocak 1920′de Osmanlı Devleti’nin son Milletvekilleri Meclisi (Meclis-i Mebusan) İstanbul’da toplanıyor.”Son” olmasının nedeni, bu açılıştan az sonra 16 Mart 1920′de İstanbul’un işgali, bazı Devamını oku »

Bir Yazının Analizi -Ataol Behramoğlu

Şubat 23, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU

Bir konunun ayrıntıları için internette dolaşırken, geçen yıl 7 Nisan tarihinde Radikal gazetesinde yayımlanan ” Türkiye ABD’nin Ortadoğu Modeli ” başlıklı bir yazı dikkatimi çekti.” Washington Post ” gazetesinden çevrilmiş Steven A. Cook imzalı yazı kavram kargaşası yaratma ustalığının bir örneği olduğu için üzerinde durmak istedim. Yazar, ABD Dış Devamını oku »

‘Beyaz Çarşaf’ Kime Karşı? -Ataol Behramoğlu

Şubat 16, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU

Cumartesi yazımı Başbakan’ın birkaç gün önceki konuşmasında geçen “beyaz çarşaflarla yola çıktık” sözü üzerinde kurmayı tasarlamıştım.Nitekim Atatürkçü Düşünce Derneği Kadıköy Şubesi’nin önceki gün “Marmara Devamını oku »

Suç İşliyorsunuz - Ataol Behramoğlu

Şubat 09, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU

Babaannem Zehra Hanım nasıl giyinirdi bilemem. Devamını oku »

‘MUSTAFA BALBAY’ konusundaki yazılar

10/4/2008 · Kategori: Makale

‘MUSTAFA BALBAY’ konusundaki yazılar

Akaydın’a Gözdağı mı? - Mustafa Balbay

Nisan 10, 2008 - MUSTAFA BALBAY

Pazar günü Akdeniz Üniversitesi yurtlarında meydana gelen olaylar hükümet hariç, herkesi ürküttü!

Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Efendi olayların ardından şu yorumda bulundu:

“Üniversite rektörü de biraz kendi işine baksın!”

Cemil Efendi, yargı, asker ve akademisyenlerin telefonlarının dinlendiği ve medya arenasına sürüldüğü günlerde de şöyle buyurmuştu: Devamını oku »

ABD Se’NATO’su! - Mustafa Balbay

Nisan 08, 2008 - MUSTAFA BALBAY

Geçen hafta Romanya’nın başkenti Bükreş’te yapılan NATO zirvesi, son yılların en stratejik zirvelerinden biriydi. Bir dizi yeni adım bekleniyordu, yarım oldu!

Zirvenin başlangıcından sonuna yapılan açıklamalar, Soğuk Savaş döneminin ürünü olan NATO’nun 21. yüzyıla henüz uyarlanamadığını gösteriyordu. Devamını oku »

AB: Yargı Darbesi Var… AKP: AB’ye Sarılacağız! - Mustafa Balbay

Nisan 07, 2008 - MUSTAFA BALBAY

Geçen hafta başında gözler Anayasa Mahkemesi’ndeydi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ nın AKP’nin kapatılmasına ilişkin iddianamesi resmen “dava” olarak mahkemenin gündemine girdi.

Bu hafta da gözler AKP’de… Devamını oku »

Devlete Küfret… Sadakaya Şükret! - Mustafa Balbay

Nisan 06, 2008 - MUSTAFA BALBAY

Başlık ekonomiden siyasete, toplumsal yaşamdan devlet kurumlarına kadar geldiğimiz noktanın bir başka özetidir…

Bugünü hafta içinde öne çıkan ekonomik gelişmelere ayıralım… Devamını oku »

AKP ‘AB’a Altından Sopa Gösteriyor! - Mustafa Balbay

Nisan 05, 2008 - MUSTAFA BALBAY

AKP-AB sürecinde gelinen noktaya ne demeli?

Dön baba dönelim, AB’ye girelim!

3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında AKP, Türkiye’de kendisine karşı çıkabilecek, çekirdek tabanını tatmin etmek için atacağı adımların önünde engel olabilecek kesimlere karşı AB’yi kullandı! Devamını oku »

Cumhuriyet Okumak Bayraklaşırken… - Mustafa Balbay

Nisan 04, 2008 - MUSTAFA BALBAY

29 Mart günü bu sütunun başlığı şöyleydi:

Cumhuriyet’in Tirajından Başlasak…

O yazıya elektronik postadan faksa, telefondan yüz yüze görüşmeye kadar pek çok karşılık geldi.

Yanıtlar özünde iki ana gruba ayrılıyordu: Devamını oku »

Çıkış: AKP’nin Karşısına Seçenek Üretmek! - Mustafa Balbay

Nisan 03, 2008 - MUSTAFA BALBAY

Anayasa Mahkemesi, AKP’nin kapatılmasına ilişkin davada yasal süreci başlattı. Bundan sonrası yargının işi…

Mahkemeyi, dosyaları ile baş başa bırakıp siyasetin akışına geçelim…

Başbakan Erdoğan ‘ın, sözlüğüne “hukuk” sözcüğünü nihayet eklediğini gördük!

Son grup toplantısında lütfetti, bundan sonra adımlarını “hukukun üstünlüğü” ilkesine dayalı olarak atacaklarını söyledi…

Biraz zahmet olacak ama! Devamını oku »

Kapatma Davası ve Rehn Geyiği! - Mustafa Balbay

Nisan 01, 2008 - MUSTAFA BALBAY

AKP’ye yönelik kapatma davasının Anayasa Mahkemesi’ndeki süreci dün resmen başladı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ‘nın hazırladığı iddianame AKP’ye özel olarak ulaştırıldıktan sonra “savunma süreci” başlayacak. Devamını oku »

İlhan Selçuk’un Evi 780 Bin Kilometrekaredir! -Mustafa BALBAY

Mart 30, 2008 - MUSTAFA BALBAY

Son bir hafta içinde gazetelerde metrekareye 8-10 İlhan Selçuk yorumu düşüyor, desek abartmış olmayız. Her kesimin kendine göre bir İlhan Selçuk tarifi var. Bu arada kamuoyu İlhan Selçuk’la ilgili iki bilgi sahibi oldu: Devamını oku »

Dik Çene Niçin Geldi?-Mustafa BALBAY

Mart 29, 2008 - MUSTAFA BALBAY

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ‘nin genel duruşuna, konulara yaklaşımına bakınca, adını Türkçeye şöyle çevirmek abartı olmaz:

Dik Çene! Devamını oku »

‘İLHAN SELÇUK’ konusundaki yazılar

10/4/2008 · Kategori: Makale

‘İLHAN SELÇUK’ konusundaki yazılar

Daha… - İlhan Selçuk

Nisan 01, 2008 - İLHAN SELÇUK

Salıverildikten sonra yayımlanan ilk yazımda, uzak bir iklimden bir alıntı yapmıştım…
Neydi o?.. Devamını oku »

Pencere - İlhan Selçuk

Nisan 01, 2008 - İLHAN SELÇUK

Daha… Salıverildikten sonra yayımlanan ilk yazımda, uzak bir iklimden bir alıntı yapmıştım…

Neydi o?..

Hastene yatağında anımsayabildiğim kadarıyla yazıyorum: Devamını oku »

AKP-FETO Medyası Kafayı Yemiş… -İlhan Selçuk

Mart 29, 2008 - İLHAN SELÇUK

Laik Türkiye Cumhuriyeti ne durumda diye merak ediyorsanız, bir tek köşe yazısının başlığı bile sorunun yanıtını vermeye yeterlidir…Oray Eğin ‘in dünkü Akşam’da yayımlanan köşe yazısının başlığı: Devamını oku »

RTE Görevini Yerine Getirmeli… - İlhan Selçuk

Mart 27, 2008 - İLHAN SELÇUK

Salıverildikten sonra yayımlanan ilk yazımda, yalnız “biz” den değil, ara sıra “ben” den de söz açacağımı haber vermiştim… Devamını oku »

Nalları Diksem Çok Sevinecekler… - İlhan Selçuk

Mart 26, 2008 - İLHAN SELÇUK

Mizah dehamızın ve Türkçemizin en güzel deyimlerinden biridir ‘nalları dikmek…’ Devamını oku »

Biz mi, - İlhan Selçuk

Mart 25, 2008 - İLHAN SELÇUK

Tümceyi sanırım Marquez’ in bir romanında okumuştum…
Nasıldı?..
“Huanito o gün öğleden sonra yaşayacağı olayı, yıllar sonra idam mangasının karşısında kurşuna dizilirken anımsayacaktı
Kim bilir, belki böyle bir tümce yoktur da ben uydurmuşumdur veya değiştirmişimdir; bilemiyorum… Devamını oku »

RTE, XIV’üncü Louis mi?.. - İlhan Selçuk

Mart 21, 2008 - İLHAN SELÇUK

Geçenlerde (14.03.2008) bu köşede “Sonra Oturup Ağlamasınlar” başlığı altında bir yazı yayımlandı… Devamını oku »

Türbanla Topuklu -İlhan Selçuk

Mart 20, 2008 - İLHAN SELÇUK

Giyilebilir mi?..İş geldi nereye dayandı?.. Devamını oku »

Çanakkale Zaferi’nin Anlamı… - İlhan Selçuk

Mart 18, 2008 - İLHAN SELÇUK

Bugün 18 Mart…
Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü… Devamını oku »

‘Fiili Durum’ ile Hukuk… -İlhan Selçuk

Mart 16, 2008 - İLHAN SELÇUK

Az buçuk hukuk yalayanlar bilirler, birbirinin karşıtı iki Latince sözcük vardır:De facto.. Devamını oku »

Provokasyona kim göz yumuyor? / Fikri Sağlar

10/4/2008 · Kategori: Makale

Fikri Sağlar Fikri Sağlar
Metni büyültün Metni küçültün
fikrisaglar@birgun.net
Provokasyona kim göz yumuyor? 09/04/08
Akdeniz Üniversitesi’nde karşıt görüşlü gençlerin kavgasında hedef gözeterek ateş eden bir kişinin resmi gazetelerde boy boy yayınlandı. Resminin yayınlanmasının yanı sıra kimliği de belirlendi.
Bu kişi; Ülkü ocaklı, MHP üyesi Ömer Ulusoy!..
Ulusoy’un MHP ile ilgisi lafta değil!.
Eski ve yeni Antalya İl Başkanları Nizamettin Sağır ve Mustafa Akar ile birlikte dolaşırken çekilen resimleri var. Adeta MHP’nin kadrolu elemanı görünümünde! MHP binasından çıkmıyor. Yapılan eylemlerde hazır bulunuyor.
Ayrıca, birlikte olduğu İl Başkanlarına saygıda kusur etmiyor…
Tek kusuru(!) uyuşturucu da dahil olmak üzere bir çok suçtan sabıkalı olması!

•••
Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Akaydın aynı zamanda Üniversiteler Arası Yüksek Kurul Başkanı.
Çağdaş üniversitelere sahip çıkıyor, ‘Türban kanunu’, YÖK Başkanı’nın düşünce ve davranışlarına karşı çıkanların da sözcülüğünü yapıyor...
Laik Cumhuriyet’e,sosyal hukuk devletine sıkı sıkıya bağlı olduğunu tüm Türkiye biliyor!..

•••
Başbakan ve AKP’nin gerdiği Türkiye’de beklenen kargaşa başladı.
Oyun, her zaman olduğu gibi önce üniversite gençlerini çatıştırarak başlatıldı.
Ancak, “kör gözüm parmağına” der gibi, birilerine mesaj vermek adına bu kez ilk olarak, Akdeniz Üniversitesi karıştırılıyor!..
Görülen o ki; başarılı olunursa diğerlerine doğru kargaşa yayılacak…

•••
Nüfusunun çoğunluğu Türkmen olan Antalya, son zamanlarda aldığı göçle yoğun bir Kürt nüfusa sahip oldu. Bu kentte, tarikatlar çok etkili. Türk-Kürt çatışmasında milliyetçilik hat safhada!.
Milliyetçilik dinle birleşince, Antalya yerel yönetimleri AKP’nin eline geçti.
Çağdaş bir yaşamı isteyenlerin, bu yaşama uzak duran yönetimlerle ciddi çelişkisi yaşanıyor!..
Turizm geliri Antalya da kalmıyor. Bu nedenle turizm karşıtları güçleniyor.
Ekonomide ortaya çıkan yeni durum, ayrıca göç edenlerin kentin yerlisinin elindeki mülkiyeti alması, iş yerlerinin el değiştirmesi başka bir olguyu daha körüklüyor. Ayrımcılık!.. Sonuçta işsizlik de hızlanıyor. Bu durum ‘toplum barışını’ zorluyor.
Bunlara ırk ve dine dayalı siyaset yapan partilerin ‘sekter’ tavırları da eklenince Antalya ‘patlamaya’ hazır bir kent haline geliyor!..
Yani Akdeniz Üniversitesi belli hedeflere ulaşmak için doğru bir seçim!. Buradaki patlama herkese ‘ders’ verilebilir!..
Kürtlere, Türklere, Rektöre,işadamlarına! Ve hatta Ana Muhalefet lideri Baykal’a bile!..

•••
Göstermelik kabul edilse de, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin Ülkücü gençlere ‘sakin olun’ çağrısı yapması yerinde bir davranış. Ancak yeterli değil. İçlerinde bulunan Ömer Ulusoy’lara karşı olduklarını, şiddeti ve vahşeti kabul etmediklerini daha net ifadelerle aktarmalılar!..
Kabadayı edası ile “yapmayın ama sizler de uslu durun!” diyen bir üslup ‘Hem nalına hem mıhına’ anlayışı getirir ki bu kimseyi ikna etmez!..

•••
Türkiye de Şemdinli ile ‘başlayan’, Hrant Dink cinayeti ile ‘ayyuka’ çıkan ‘kışkırtma dönemi’ bilinen farklı yöntemlere doğru yol alıyor!..
Anarşinin terörle birleşmesi, ülkeyi önü alınmaz türlü belalara sürükler. Henüz başında durduramazsanız sonu nereye varır bilemezsiniz!.. Şimdi tüm sorumluluk AKP iktidarına düşmekte!..
‘Toplumu germek, hukuku halkın karşısındaymış’ gibi göstermek ateşe benzin dökmek olur!..
Hukukçuyu aşağılamak, adaletin oluşmasını engeller.
AKP iktidarının uyguladığı anlayış bazı güvenlik güçleriniz şaibe altına sokuyor...
İstihbaratı zamanında yapamazsanız, yaptığınız istihbaratın gereğini yerine getiremezseniz başkaları sizi kolayca kullanır!..
Bilin ki ne kadar mücadele etseniz de; Halkın güven duymadığı yönetimler çok çabuk yıkılır!..
««Geri Dön | Başa Dön  Yazdır Arkadaşınıza Gönderin

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
»»» Vahşi bir oyun!   / 8 Nisan 2008
»»» Aydın bir öğretmen!   / 8 Nisan 2008
»»» CHP’ye görev düşüyor!   / 3 Nisan 2008
»»» Milli Eğitim Bakanı’na açık mektup   / 28 Mart 2008
»»» Kirli hesaplaşma!..   / 25 Mart 2008
»»» Sahtekârların dünyasında bile partiler k...   / 20 Mart 2008
»»» Sahtekârların dünyasında bile partiler k...   / 18 Mart 2008
»»» Başbakanın buyruğu!   / 14 Mart 2008
»»» Bir günde zengin olduk!   / 12 Mart 2008
»»» Demokrasi sınavı   / 11 Mart 2008
»»» Kadın ve istifa!   / 8 Mart 2008
»»» Bu kavga niye?   / 4 Mart 2008
»»» Tehlikeli gidiş!..   / 29 Şubat 2008
»»» Şeyhülislam Erdoğan!   / 28 Şubat 2008
»»» Kara Harekâtı dün başladı   / 22 Şubat 2008
»»» Arşiv

Özrü kabahatinden büyük

6/4/2008 · Kategori: Makale

Özrü kabahatinden büyük

05.04.2008 | Atilla Birkiye
<****** src="js/comp/c_share.js" type=text/**********>

 

<****** type=text/**********> ******** f_showLinks (li) { try { f_display(li); } catch (e) { } }

Bilinen bir fıkra ve "mesel"dir ama, yeri gelmişken bir kez daha anlatalım:

Padişah bir gün, bir nedenle vezirine öfkelenmiş, kellesini alacak, kafaya takmış ve demiş ki: "Bana üç gün içinde, öyle bir "şey" söyle ki ‘özrün kabahatinden büyük' olsun yoksa kelleni alırım!"

Vezir üç gün kıvranmış ama bir türlü ne diyeceğini bulamıyormuş. Nasıl kabahatten büyük bir özür olabilirmiş. Zaten kabahatini de pek bilmiyormuş! Üçüncü gün sonunda, padişah, vezirinin biraz sonra kellesini alacak olmanın verdiği keyifle önde yürürken, vezir birden arkadan padişahın poposuna el atmış. Padişah hınç, öfke ve şiddetle dönmüş, vezir de:

"Padişahım, hanım sultan zannettim de" demiş!

 

Yine bir kitaba dava

Demokratik, laik ve hukuk devleti "söylemi" başbakanın da, hükümetin de, muhalefetin de dilinde. Geçmişten bugüne. Böyle olmadığını, bir türlü böyle olamadığımızı da görüyoruz. Kuşkusuz bu başka bir melese ama yazımızın konusu gereği, bir kez daha anımsatalım istedik.

Bir ay kadar önce yine bir kitaba, yayıncısı ve çevirmenine dava açılmıştı. Bir vatandaşımız "duygusal olarak mağdur" olduğundan şikâyetçi olmuş ve bilimkişisi

Richard Dawkins'ın yazdığı "Tanrı Yanılgısı" (Kuzey yay.) adlı kitabı Türkçe'ye çevirip basan yayınevi sahibi Erol Karaaslan'a TCK 216/1-3 ve 54. Madde gereğince dava açılmıştı.

Yani "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçunun işlendiği iddia ediliyordu. Geçenlerde Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmadan beraat kararı çıktı. Mahkeme hükmü şöyle:

"Sanığın tercümesini yaptığı kitapta Tanrı'nın varlığına ve birliği yönünde ve düşüncelere yer verildiği, bu konuda ayrıntılı tartışmaların bilirkişi raporunda suçlama olarak belirtilen hususların İslam ile ilgili olmadığı, bozulmuş Tevrat olarak bilinen Eski Ahit olarak kitap ve uygulamasındaki Tanrı anlayışının eleştiri konusu yapıldığı, Tanrı anlayışının vicdani olmadığı dile getirildiği, kitabın bütünlüğünün lehte ve aleyhteki görüşlere yer verildiği, kitabın suç unsuru sayılmasının kitabın çok daha kısa sürede, çok fazla okuyucuya ulaşacağı gerçeği de dikkate alındığında kitap yasaklamanın özgürlüğünü özünden sınırlayacağı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi göre esasen Yahudi inancındaki Tanrı anlayışının düşünce özgürlüğü kapsamında kalan nedeni ile yasal oluşmayan musnet suç nedeni ile sanığın beraatine…"

 

Çelişkiler ve çifte ölçüt

Hukuk dilinin teknik biçimini bir kenara bırakacak olursak, bazı noktaları anlamıyorum ya da anlıyorum da şayet anladığım gibiyse ki galiba öyle eyvah!

Her şeyden önce sanırım zaman zaman (eskiden) ben de yapmışımdır; bir yanlış yapıyoruz. "Düşünce özgürlüğü" diyoruz. Aslında düşünce özgürlüğü diye bir şey olamaz. İfade özgürlüğü olur. Pencerenin önünde oturup saatlerce Boğaz'a bakarak her istediğimi düşünebilirim. Ama ne var ki bu ifadenin altında yatan toplumsal daha doğrusu erksel bir baskının bilinçdışımıza yerleşmiş bir anlamı da var.

Hiçbir şeyi düşünme! Özellikle de aydınlar ve yazarlar için. Düşenme ki, yazmayasın! Eh tabii ki bunlar biraz ortaçağ önlemleri ne var ki doğu despotizminde de çağlardır görülüyor.

Bir başka nokta, aslında hükme baktığınızda fazla söze gerek yok ama, özcesi, Yahudi dinini, Tevrat'ı eleştirdiği için beraat edebilir.

Peki İslam'ı eleştirseydi ne olacaktı. En ufak bir eleştirel yaklaşımda bile yazar ve aydınların "doğu dünyası"nda başına neler geldiklerini biliyoruz. Yüzlerce böyle yazar var. En tipik örneği Salman Rüşdü.

Bir başka mesele de, demeye getiriliyor ki, şayet kitabı yasaklarsak daha çok okuyucuya ulaşır, yani daha çok tepki çekeriz.

 

Ateistin de hükümeti

Yirmibirinci yüzyılda yaşıyorsak, kendimizi modern bir toplum olarak görüyorsak, herkesin inancına saygı duymalıyız ve ibadet özgürlünü de sağlamalıyız. Kim olursa olsun! Öte yandan seçimler sonrasında başbakan biz "ateist"tin de hükümetiyiz demişti. İfade hiç kuşkusuz ki doğru. Ateist de kendi görüşünü söylemeli.

Tabii ki bu kâğıt üzerinde böyle. Diyelim ki çok izlenen bir televizyonun yine çok izlenen bir izlencesinde ünlü bir aydın ya da yazar ya da sanatçı ateist olduğunu ilan edip, biraz İslam dinini bilimsel açıdan eleştirmeye kalksa, sizce ne olur!

Anımsanacağı gibi, bu yıl onbeşinci yılı olan Sıvas Katliamı'nda, otuz beş kişi yakılarak öldürülmüştü. (İki kişi de kurşundan!) Aziz Nesin'in yaptığı konuşmanın olayları tetiklediği hatta tahrik etteği görüşü ileri sürülmüştü.

Aziz Nesin'in konuşma metni gazetelerde yayınlanmıştı, belleğim beni anımsatmıyorsa, daha çok Aleviler'i "tutuculuk"larından dolayı, kendisine özgü biçemiyle "azarlıyor"du!

Neyse aradan on beş yıl geçti, biz daha hoşgörü sahibi olduk, daha laik olduk ve daha da demokratlaştık!

« Önceki ::