Direnen Kadının Öyküsü: Kadın Öyküleri Ödülleri Sahiplerine Verildi

1/6/2007 · Kategori: Odul

Evrensel, 31/05/2007
Kadın öyküleri ödülleri sahiplerine verildi


Petrol-İş Kadın Dergisi tarafından düzenlenen ‘Petrol-İş Kadın Öyküleri Yarışması’nın ödülleri sahiplerine verildi. Birincilik Ödülü “Fadime Hanımın Işığı” adlı öykü ile Serap Gökalp’e verildi.
Taksim Hill Otel’de düzenlenen törene Petrol-İş Yönetim Kurulu üyeleri, sendika temsilcileri, yazarlar, öğretim üyeleri ve kadın kurumları temsilcileri katıldı. Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın yaptığı açılış konuşmasında, kadınların yaşam deneyimlerinden imbikle süzülüp gelen her öykünün kendileri için anlamlı ve değerli olduğunu söyledi. Türkiye’de yaşayan insanların büyük bir bölümünü emekçilerin oluşturduğunu ama şiirlerin, hikayelerin, romanların, evrensel insani durumlar ve acılar üzerinden yalnızca belli insanların yaşantılarını anlattığını dile getiren Öztaşkın şöyle konuştu: “Toplum içinde görünmeyenler, sanat ve edebiyat içinde de görünmezliklerini sürdürüyorlar. Petrol-İş Sendikası olarak bu görünmezlikten en fazla nasibini alan çalışan kadınların, anlatılmaya değer hikayeleri olduğunu düşünüyoruz. Gerçekliğin bu bölümü üzerindeki örtüyü kaldırmak, onların öykülerinin gün yüzüne çıkmasını sağlamak istedik.”
Öztaşkın konuşmasını, yarışmaya öykülerini gönderen kadınlara ve jüri üyeleri Sennur Sezer, Berat Günçıkan, Jaklin Çelik, Handan Koç, Latife Tekin, Saliha Paker ve Yaşar Seyman’a teşekkür ederek bitirdi.
Öztaşkın’ın konuşmasının ardından öykü yarışmasının jüri üyelerinden Jaklin Çelik, yarışmada dereceye giren öykülerden pasajlar okudu. Daha sonra ise ödül kazananlara ödülleri verildi. Birincilik Ödülü “Fadime Hanımın Işığı” adlı öyküyle Serap Gökalp’a, İkincilik Ödülü “Variyola”adlı öyküyle Kadriye Bakşi’ye, Üçüncülük Ödülü ise “Kendi Tabutunu Taşıyanlar” adlı öykü ile Hamide Gönen’e verildi. Yarışmada, “Melamin Tabaklar” adlı öyküsü ile Nazmiye Demiroğlu’na, “Sukut-u Meryem” adlı öyküyle Gülbeyaz Karakuş’a ve “Ciğer Kokusu” adlı öykü ile Hande Baba’ya teşvik ödülü verildi. Ödüllerini alan kadın öykücüler ise yarışmayı düzenleyen Petrol-İş Sendikası’na ve jüri üyelerine teşekkür ettiler. (İstanbul/EVRENSEL)

Direnen kadının öyküsü

 

BÜLENT ZEYTİN
Petrol-İş Sendikası tarafından düzenlenen Petrol-İş Dergisi Kadın Öyküleri Yarışmasında dereceye girenler, Taxim Hill Otel'de yapılan törenle ödüllerine kavuştu.

Türkiye Petrol Kimya Lastik İşçileri Sendikası (Petrol-İş) Kadın Dergisi'nin düzenlediği Kadın Öyküleri Yarışması'nda, Nazmiye Demiroğlu birinci, Gülbeyaz Karakuş ikinci, Hande Baba üçüncü olmuştu. Birçok kitle örgütünün ve sendika temsilcisinin katıldığı ödül töreninde bir açıklama yapan Petrol-iş Sedikası Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın "Küresel kapitalizmin ortaya çıkardığı tek tipleştirilmiş kültürün nelere mal olacağının farkındayız. Sermayenin çalışan kesimleri ideolojik ve kültürel değerleriyle nasıl manipüle ettiğini görüyoruz. Yeni dönem sendikal anlayış, bu saldırıya karşı kendi kültürünü yaratmak zorundadır. Birileri 'başarılı iş kadınlarının' şen hikâyelerini anlatıyorlarsa, biz de hüznün içindeki gerçek neşeyi yakalamasını bilen, direnen kadınların hikâyesini anlatacağız. Sistemin üzerimize püskürttüğü sanal gerçekliğin dışında da bir gerçeklik var. Sanat-Kültür endüstrisinin görmezden geldiği hikâyelerin ve gerçekliğin dili olacağız" dedi.

Kadınları yazma konusunda teşvik etmeyi amaçlayan yarışmada, jüri; gazeteci-yazar Berat Günçıkan, gazeteci-yazar Handan Koç, yazar Jaklin Çelik, yazar Latife Tekin, öğretim üyesi Saliha Paker, yazar Sennur Sezer ve sendikacı-yazar Yaşar Seyman'dan oluştu.

Birincilik ödülünü "Melamin Tabaklar" öyküsüyle alan Demiroğlu Bursa'dan, ikincilik ödülünü "Sükut-u Meryem" öyküsüyle kazanan Karakuş Almanya'nın Hannover kentinden, üçüncülük ödülünü "Ciğer Kokusu" öyküsüyle kazanan Baba'ysa İstanbul'dan yarışmaya katıldı. Ödüllü öykülerle birlikte, jüri üyelerinin yayınlanmaya değer bulduğu öykülerden oluşan bir kitap hazırlanacak.

Birgün, 31/05/2007

05/06/2007
Yazmak o kadar iyi geldi ki

Serpil İlgün / Ulaş Emre
Petrol-İş Sendikası’nın düzenlediği kadın öyküleri yarışmasında ödül kazanan kadınlar, yazma serüvenlerini heyecanla anlatıyorlar...
İş, çocuk, ev... Kadının sorumluluklarını ve sınırlarını oldukça iyi çizdiği için önüne arkasına başkaca sözcükler ekleme gereği duyulmayan ve ağırlığını en iyi kadınların anladığı bu üç sözcük, kadına, başkaca bir faaliyette bulunamayacağını hatırlatır. Sinemaya gitmek de olabilir bu, sendika toplantısı da, iş gezisi de... Kitap okuma da bundan payına düşeni alır. Hele yazma...
Oysa yazılsa roman olacak ne hikayeler birikmiştir içimizde, ne olaylar... “Bulaşıkları sen yıka, ben yazı yazacağım”ı kaç kadın söyler? Kaç anne? Kaç eş?
Ama işte gün geliyor, bir yerlerden başlanıyor. Bazen eş dost yüreklendirmesi vesile oluyor, bazen de bir yarışma.
Petrol- İş Kadın Dergisi’nin, kadınları yazmak konusunda yüreklendirmek, emeği ile geçinen kadınların da edebiyata yansıtılabilecek gerçekliklerinin olduğunu göstererek kadınları edebiyat içinde de görünür kılmak amacıyla düzenlediği Kadın Öyküleri Yarışması’na, Türkiye’nin her bölgesinden, cezaevlerinden ve yurtdışından 345 kadın, 498 hikaye ile katıldı.
Jüri üyelerinin seçmekte zorlandığı ve önemli bir bölümü şiddet, tecavüz, taciz, işkence gibi ağır sorunları konu edinen öykülerin bazıları el yazısıyla, bazıları da çocukların okul defterlerine yazılmıştı. Öyküler, ödül alanların yanı sıra jüri üyelerinin de yayınlamaya değer bulduğu öykülerden oluşacak bir kitapta toplanacak.


‘Yarışmamız gelenekselleşecek’

Mustafa Öztaşkın (Petrol-İş Genel Başkanı)
Ödül alan kadınlarımızı dinledikten sonra, ne kadar iyi bir iş yaptığımızın farkına vardım. Sendika olarak ilk defa böyle bir şey yaptık. Başta kuşkuluyduk, kaygılarımız vardı. ‘Acaba nasıl olur’, ‘Katılım olur mu’ diye. Ama bütün bu kaygılarımızı aştık. Yarışmayı gelenekselleştirmek istiyoruz. Birinci dememiştik bilerek, ama kadınlarımızı dinledikten sonra ‘bu birincisi’ diyebilirim. Gelecek yıllarda da emekçilerin gerçek hikayelerini gün yüzüne çıkarmaya devam edeceğiz.
İlk üçe girerek ödül alan kadın yazarlar Serap Gökalp, Kadriye Bakşi ve Hamide Gönen’le, ödül töreni öncesi bir araya geldik ve yazarlık serüvenlerini konuştuk.
Yazmak için çalışmak“Fadime Hanımın Işığı” adlı öyküsüyle birinciliğe değer görülen Bursalı Serap Gökalp, yarışmanın en tecrübeli yazarlarından. Zira “yazar olmaya karar verdiğinden” beri; yani 20 yıldır yazıyor. İlk öyküsünü 17 yaşında yazan Gökalp’in çalışma hayatı devlet memurluğu ile başlamış. Yazarlıkla memurluğun bir arada gitmeyeceğini düşününce istifa edip özel sektöre geçmiş ve tekstilden meşrubat sektörüne, radyoculuktan çelik sanayiine birbirinden farklı işkollarında çalışmış. Emekli olmasına karşın halen otomotiv yan sanayiinde çalışan Gökalp, farklı alanlarda çalışmayı “malzeme toplamak” için özellikle tercih ettiğini söylüyor.
Gökalp’in öyküleri, 1983’ten bu yana çeşitli dergilerde yayınlanır. Topladığı “malzemeler” yeterince biriktiğinde ise 2000 yılında Sistem Yayıncılık’ın çıkardığı “Astak Kum Saatinde” isimli öykü kitabıyla okurun beğenisine sunulur. Toplumun farklı kesimlerinde yaşayan ve kadın olmanın anlamını sorgulayan öykülerinden oluşacak ikinci kitabının hazırlığını sürdürüyor. “Fadime Hanımın Işığı”nda da tedirginlik kavramını ayrıntılandıran Gökalp, balıkhanede işçi olarak çalışan bir kadının, hasta çocuğunu bırakarak evinden balıkhaneye giderken yaşadığı süreci anlatmış.
Semra Gökalp, Kafka ve Ömer Hayyam hayranı. Pınar Kür, Sevim Burak, Leyla Erbil, Adalet Ağaoğlu Türk edebiyatında tutkunu olan diğer yazarlar.
Peki çalışan, hem de günde 12 saat çalışan bir anne, aynı zamanda okuma ve yazma faaliyetine nasıl zaman ayırıyor? “Açıkçası zor oluyor” diyor ve devam ediyor: “Belki kitabın bu kadar gecikmesinin de sebebi buydu. Ekmek parası kazanmak, anne olmak derken edebiyat, çok tutkulu olduğum bir alan olmasına rağmen hep arkada olmak zorunda kaldı. Az uyuyarak bunu telafi etmeye çalıştım. Başka bir şeyden çalmanız mümkün değil çünkü. Toplumsal hayatınızı sınırlıyorsunuz ve ben onu çok fazla yapıyorum. Emekli olup tamamen yazarlığa zaman ayırmaksa, ülke koşullarında bir hayal.”


‘Param ve vaktim var, yazabilirim!’
“Variyola”, 25 yıldır Almanya’da yaşayan sosyal hizmet uzmanı Kadriye Bakşi’nin ilk öyküsü. Bu yüzden ikincilik ödülünü aldığını duyduğunda çok şaşırmış: “Yarışmadan çok geç haberdar olmuştum. Çalakalem yazdım. Bir de katılımın çok yoğun olduğunu duyunca öykümün şansının daha da azaldığını düşünmüştüm. Şaşırdım ama çok da sevindim. Ancak kadınlar bir şeyi bu kadar kusuruyla sevebilir.”
Liseyi bitirdikten sonra gittiği Almanya’daki ilk 5 yılında, otomotiv fabrikası Volvo’da işçi olarak çalışan Bakşi, bir yandan da üniversite eğitimini sürdürmüş. 7 yıl kadın sığınma merkezlerinde, 12 yıl da uyuşturucu bağımlılarına yardım eden bir merkezde çalışan Bakşi, halen işsiz yabancı kadınları mesleğe hazırlayan bir projede yer alıyor. Lise dönemi sayılmazsa eğer, fabrikada çalışırken Türkiyeli işçilere yönelik çıkarılan gazetelere yazdığı makaleler, onun ilk ciddi yazıları olmuş. Ağırlıkla Almanca okuyan, Türk edebiyatında da en çok Orhan Pamuk, Pınar Kür ve Onur Caymaz’ı beğenen Kadriye Bakşi, Almanya’da da olsa çalışan bir kadının yazı yazmaya vakit ayırmasının kolay olmadığını söylüyor: “Evet, Türkiye ile kıyaslandığında günlük yaşam birçok açıdan daha rahat sürdürülüyor. Kızım büyüdükçe, maddi koşullarım düzeldikçe yazma zamanımı artırdım. Haftada 20 saat çalışıyorum. Bunları eşime borçluyum aslında. Yani biraz vaktim, param var. Yoksa lüks olurdu. Türkiye’de işçi olsaydım öykü yazabilir miydim? Büyük ihtimal yazamazdım.”
Gelişmiş bir endüstri ülkesindeki bir fabrikada, değişik uluslardan yan yana çalışan işçi kadınların öyküsünü anlatan Variyola’da, küreselleşme nedeniyle işsiz kalan kadınların fabrikalarına olan özlemlerini anlatıyor. Bu biraz da Bakşi’nin özlemidir. Zira anlattığı fabrika, Almanya’ya ilk gittiği yıllarda çalıştığı fabrikadır.


Başlayınca gerisi geldi
Bakımını üstlendiği ve annesi yerine koyduğu 93 yaşındaki yaşlı kadın, vefat ederken Hamide Gönen’e bir vasiyette bulunur. “Kitap yazacaksın” der. “Ama bana anlattığın gibi yazacaksın.” İş, ev, çocuklar... Yerine getirmesi zor bir vasiyettir bu. 1996 yılının ortalarında, eşinin bile bilmediği hayat hikayesini yazmaya koyulur. Liseyi bitirir bitirmez çalışmaya başlayan ve yıllarca bilgisayar programcılığı yapan Hamide Gönen’in yazarlık macerası böyle başlar.
Hamide Gönen, bir yandan otobiyografi üzerinde çalışırken bir yandan da iki roman yazar. “O kadar iyi geldi ki yazmak. Gerçekten muhteşem bir şey. O yoğunluklar içinde yazmaktan çok mutlu oldum.”
Yazmaya başladıktan bir yıl sonra; 1997’de iş hayatını noktalayan Hamide Gönen, yaratıcı yazarlık seminerleri veren bir yazardan dersler almayı da ihmal etmez. Kadın öyküleri yarışmasından haberdar olduğu günler, öykü denemeleri yapmaya başladığı zamanlara denk gelir. Yarışmaya, yazdığı ilk öyküyü gönderir. Katıldığı ilk yarışmada, üçüncülük ödülü kazandıran öyküsü “Kendi Tabutunu Taşıyanlar”da, kadınların aslında ne kadar güçlü, ne kadar yaratıcı, nasıl özverili, nasıl, sevecen olduklarını anlatır. Hamide Gönen, “Kadınların gerçekten kendilerinin de farkında olmadıkları inanılmaz bir güçleri olduğuna inanıyorum. Yazarlığı hiç düşünmedim. Ama iki roman bitirdim. Kadınlar da öyle, başlamalılar. Güçlerinin farkına vardıklarında hem şaşıracak, hem keyif alıp mutlu olacaklardır” diyor. (İstanbul/EVRENSEL)

                                    ****************************************

 

Rıfat Ilgaz’ın,  sanatçı kimliğini, özellikle çocuk-edebiyat etkileşimindeki temel sanatsal önceliklerini gelecek kuşaklara tanıtabilmek amacıyla düzenlenen Rıfat Ilgaz Çocuk Edebiyatı ‘Roman’ Yarışması Sonuçlandı.

Prof. Dr. Sedat Sever , Doç. Dr. Selahattin Dilidüzgün , Yrd. Doç Dr. Necdet Neydim , Dr. K emal Ateş ve Zekeriya K aya’dan oluşan seçici kurul gelen dosyaları:


“Dil ve anlatımın, çocuğun dil evrenine uygunluğu

Dil ve anlatımın, Türkçenin anlatım olanaklarını yansıtmadaki başarısı

Dilsel kurgunun yazınsal özgünlüğü

Dilsel kurgunun düzeye uygunluğu (12 – 18 yaş)

Dilsel kurgunun çocuğun düş kurmasına, düşünme sorumluluğu üstlenmesine katkısı

Kurgunun çocuğun eğlenmesine katkısı

Kurgudaki merak öğelerinin okuma isteği uyandırmadaki etkisi 

Olay dizisindeki çatışmaların çocuk gerçekliğine uygunluğu

Olay / olayların geçtiği çevrenin çocuğun yaşama kültürüne katkısı

Kahramanın / kahramanların bir / birer özdeşim öğesi olarak niteliği

Kurgunun yapılandırılmasındaki başarı durumu (konunun yapılandırılmasını zayıflatan abartılmış merak, rastlantısallık, duygusallık vb. öğelerin yokluğu/varlığı)

K itabın bir bütün olarak çocuğa göreliği.”

Ölçütlerini kullanarak değerlendirmişlerdir. 

 
Değerlendirme sonucunda 1. ödülü yerine Başarı Ödülü verilmesi kararlaştırılmıştır.

Bu yıl birincisi düzenlenen Rıfat Ilgaz Çocuk Edebiyatı ‘Roman’ Yarışması Başarı Ödülü’ ne K üçük Tay adlı dosyası ile Hamdullah K öseoğlu değer görülmüştür.

Hamdullah K öseoğlu’nun K üçük Tay adlı dosyası bu yıl içinde Çınar Yayınları tarafından yayımlanacaktır.

HAMDULLAH KÖSEOĞLU

1945 K ars’ta doğdu. Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümünü bitirdi. 

 
İlk öyküsü Varlık Yıllığı’nda çıktı. 1981 yılında K ırık Testi, Gül Açar Yüreğimde; 1984 yılında K ara Bir Gecede (Halkevi Öykü Ödülü) adlı kitapları yayımlandı.

Uzun bir süre yazmaya ara verdi. 
 

1997 yılında Saksı ile Çekirdek (Bu Yayınevi Mansiyon Ödülü), Aynalı Geyik ( Mevlüt K aplan Roman İkincilik Ödülü); 1998 yılında Canı Sıkılan K itap (Vedat Dalokay Öykü Ödülü); K ar Çiçekleri (Bu Yayınevi Masal İkincilik Ödülü); 1999 yılında Çocukluğum Hoşça K al ( Mevlüt K aplan Öykü Ödülü); Barış K oyağı (Tömer Masal Üçüncülük Ödülü); Sevgi ile Barış, Okuma Sevgisi; Yiğit’in Arkadaşları; 2000 yılında, Uzak Yaz (Bu Yayınevi Roman Ödülü); K ardelen (Bu Yayınevi Roman Dördüncülük Ödülü) Trenler Nereye Gider; Başı Bulutlu Uçurtma; 2001 yılında, Ne Bu Sevda Olaydı/ Ne De Bu Ayrılıklar, Mavi Balık, Akıllı K alem ; 2002 yılında, Dağ Masalı, Uçan Çocuklar, Ay Dede, Güneş Ana, Yıldız K ardeş , Caner’in K edi si, K ar K uşları, Çöl Çiçeği, Az Gittim Uz Gittim, Elimi Bırakma Anne, K üçük Ressam, Yazarına Direnen Öyküler; 2004 yılında Çocuk ve Leylek, Mavi Irmak adlı kitapları yayımlandı.

Ömer Seyfettin, Gezginler K ulübü, Samim K ocagöz, Ümit K aftancıoğlu öykü ödüllerini aldı. 1997 yılında emekli oldu. Tire’de oturuyor.  

60.CANNES FİLM FESTİVALİ BİTTİ

28/5/2007 · Kategori: Odul

60.CANNES FİLM FESTİVALİ BİTTİ

Fatih Akın'a 'En İyi Senaryo' ödülü

Yaşamın Kıyısında, Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın'a 'En İyi Senaryo' ödülünü getirirken, bu yıl Altın Palmiye'yi Romanyalı Mungiu kazandı

DIŞ HABERLER SERVİSİ




60. Cannes Film Festivali'nde, Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın'ın, "Yaşamın Kıyısında" isimli filmi 22 film arasından "En İyi Senaryo" ödülünü kazandı. Büyük ödül olan "Altın Palmiye"yi de Romanyalı yönetmen Cristian Mungiu'nin, kürtajın yasak olduğu komünizmin son yıllarında Romanya'da hamile kalan bir kızın endişe dolu hikâyesini anlattığı "4 Months, 3 Weeks and 2 Days" (4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün) adlı filmi aldı.
Akın'ın "Yaşamın Kıyısında" adlı filminde başrolleri Nurgül Yeşilçay, Tuncel Kurtiz ve Nursel Köse paylaşıyor. Filmde, Almanya ve Türkiye'de farklı kültürlerden gelen kişilerin ilişkileri anlatılıyor. 60. Cannes Film Festivali'nin jüri başkanlığını İngiliz yönetmen Stephen Frears yapıyordu. Jüride, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi, yazar Orhan Pamuk da yer aldı. Festivalde, Amerikalı aktris Jane Fonda'ya ise 1946'dan bu yana sadece 3 kez verilen "Altın Palmiye Ömür Boyu Başarı Ödülü" verildi.




İşte ödüller

  • Altın Palmiye: Cristian Mungiu, "4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün" (Romanya)
  • Grand Prix: Naomi Kawase, "The Mourning Forest" (Japonya)
  • Jüri Özel Ödülü: Marjane Satrapi (İran)-Vincent Paronnaud (Fransa), "Persepolis" ve Carlos Reygadas, "Silent Light" (Sessiz Işık)(Meksika)
  • 60'ıncı Yıl Özel Ödülü: Yönetmen Gus Van Sant (ABD)
  • En İyi Kadın Oyuncu: Jeon Do-yeon (Güney Kore), "Secret Sunshine"
  • En İyi Erkek Oyuncu: Konstantin Lavronenko (Rusya), "The Banishment"
  • En İyi Yönetmen: Julian Schnabel (ABD), "The Diving Bell and Butterfly" filmi ile
  • En İyi Senaryo: Fatih Akın, "Yaşamın Kıyısında" (Türkiye)
  • En İyi Kısa Metrajlı Film: Elisa Miller, "Watching It Rain" (Meksika)
  • Altın Kamera Ödülü: Etgar Keret "Meduzot" (İsrail)


    Analiz...

    Akın bu ödülü hak etti

    Alin Taşçıyan
    Nobel'li yazarımız Orhan Pamuk'un da yer aldığı 60. Cannes Film Festivali jürisi Altın Palmiye'yi "4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün"e değer gördü ama Fatih Akın'ın başarısını da es geçmedi:
    Kültürlerarası ilişkileri ve Doğu - Batı çatışmasını çağdaş politika ve ebeveyn - çocuk bağı çerçevesinde ele alan 'Yaşamın Kıyısında'ya En İyi Senaryo Ödülü'nü verdi. Akın, yaklaşımıyla bu ödülü hak etti. Julian Schnabel, beyin kanaması sonucu bütün vücudu felç olduğu için tek gözüyle iletişim kurabilen ve bu yolla kitap yazan Elle dergisi Yayın Yönetmeni'nin öyküsünü onun felçli bakış açısından anlattığı "Le Scaphandre et le Papillion" ile En İyi Yönetmen seçildi.
  •  

    Fatih Akın: Şansım 23'te 1

    "Diğer Tarafta" adlı filmiyle Cannes Film Festivalinde yarışan yönetmen Fatih Akın, yarışmada her türlü sonucun alınabileceğini söyledi.


     

    23 Mayıs 2007 Çarşamba

    Akın, Almanya’nın başkenti Berlin’de yayınlanan "B.Z" gazetesine verdiği röportajında, yarışmada kazanma şansını nasıl gördüğü şeklindeki bir soruya karşılık, "Yarışmada 23 film var, benim şansım 23’te bir. Bu dürüst ve adil bir değerlendirme. Ben kendim de bir zamanlar Cannes jürisindeydim, olayları biliyorum" diye konuştu.
         
    Kendini daha çok Almanya’nın mı, yoksa Türkiye’nin mi temsilcisi olarak gördüğü sorusunu Akın, "Her ikisinin de. Ben her ikisine de aitim. Çok şükür, ikisi arasında karar vermek zorunda değilim. Ne demişler: Biz hepimiz Cannes’ız" diye cevapladı.
         
    Papyon takmayı sevip sevmediğinin sorulması üzerine de Akın, "Ben sadece kırmızı halı üzerindeyken papyon takarım. Salona girdiğimde papyonu çıkartırım. Birçok kişi de böyle yapıyor. Ancak ben kendimi papyonla rahat hissediyorum. Okul önlüklerini de severdim, çünkü insanları eşit yapıyor" dedi.
         
    Akın, hangi festivali daha çok sevdiği sorusuna da, "Bir festivale katılım zamanlamaya bağlı. Eğer aralık ayında bir film hazırlarsanız, tabii ki Berlin’e gidersiniz. Bir festival, diğer bir festivale karşı kullanılmaz" karşılığını verdi.
         
    Akın, Berlin’de her yıl şubat ayında düzenlenen Berlinale Film Festivalinde 2004 yılında "Duvara Karşı" (Gegen die Wand) adlı filmiyle "Altın Ayı" ödülünü kazanarak bir anda üne kavuşmuştu.

    « Önceki :: Sonraki »