Direnen Kadının Öyküsü: Kadın Öyküleri Ödülleri Sahiplerine Verildi
1/6/2007 · Kategori: Odul
Birgün, 31/05/2007
05/06/2007
Yazmak o kadar iyi geldi ki
Serpil İlgün / Ulaş Emre
Petrol-İş Sendikası’nın düzenlediği kadın öyküleri yarışmasında ödül kazanan kadınlar, yazma serüvenlerini heyecanla anlatıyorlar...
İş, çocuk, ev... Kadının sorumluluklarını ve sınırlarını oldukça iyi çizdiği için önüne arkasına başkaca sözcükler ekleme gereği duyulmayan ve ağırlığını en iyi kadınların anladığı bu üç sözcük, kadına, başkaca bir faaliyette bulunamayacağını hatırlatır. Sinemaya gitmek de olabilir bu, sendika toplantısı da, iş gezisi de... Kitap okuma da bundan payına düşeni alır. Hele yazma...
Oysa yazılsa roman olacak ne hikayeler birikmiştir içimizde, ne olaylar... “Bulaşıkları sen yıka, ben yazı yazacağım”ı kaç kadın söyler? Kaç anne? Kaç eş?
Ama işte gün geliyor, bir yerlerden başlanıyor. Bazen eş dost yüreklendirmesi vesile oluyor, bazen de bir yarışma.
Petrol- İş Kadın Dergisi’nin, kadınları yazmak konusunda yüreklendirmek, emeği ile geçinen kadınların da edebiyata yansıtılabilecek gerçekliklerinin olduğunu göstererek kadınları edebiyat içinde de görünür kılmak amacıyla düzenlediği Kadın Öyküleri Yarışması’na, Türkiye’nin her bölgesinden, cezaevlerinden ve yurtdışından 345 kadın, 498 hikaye ile katıldı.
Jüri üyelerinin seçmekte zorlandığı ve önemli bir bölümü şiddet, tecavüz, taciz, işkence gibi ağır sorunları konu edinen öykülerin bazıları el yazısıyla, bazıları da çocukların okul defterlerine yazılmıştı. Öyküler, ödül alanların yanı sıra jüri üyelerinin de yayınlamaya değer bulduğu öykülerden oluşacak bir kitapta toplanacak.
‘Yarışmamız gelenekselleşecek’
Mustafa Öztaşkın (Petrol-İş Genel Başkanı)
Ödül alan kadınlarımızı dinledikten sonra, ne kadar iyi bir iş yaptığımızın farkına vardım. Sendika olarak ilk defa böyle bir şey yaptık. Başta kuşkuluyduk, kaygılarımız vardı. ‘Acaba nasıl olur’, ‘Katılım olur mu’ diye. Ama bütün bu kaygılarımızı aştık. Yarışmayı gelenekselleştirmek istiyoruz. Birinci dememiştik bilerek, ama kadınlarımızı dinledikten sonra ‘bu birincisi’ diyebilirim. Gelecek yıllarda da emekçilerin gerçek hikayelerini gün yüzüne çıkarmaya devam edeceğiz.
İlk üçe girerek ödül alan kadın yazarlar Serap Gökalp, Kadriye Bakşi ve Hamide Gönen’le, ödül töreni öncesi bir araya geldik ve yazarlık serüvenlerini konuştuk.
Yazmak için çalışmak“Fadime Hanımın Işığı” adlı öyküsüyle birinciliğe değer görülen Bursalı Serap Gökalp, yarışmanın en tecrübeli yazarlarından. Zira “yazar olmaya karar verdiğinden” beri; yani 20 yıldır yazıyor. İlk öyküsünü 17 yaşında yazan Gökalp’in çalışma hayatı devlet memurluğu ile başlamış. Yazarlıkla memurluğun bir arada gitmeyeceğini düşününce istifa edip özel sektöre geçmiş ve tekstilden meşrubat sektörüne, radyoculuktan çelik sanayiine birbirinden farklı işkollarında çalışmış. Emekli olmasına karşın halen otomotiv yan sanayiinde çalışan Gökalp, farklı alanlarda çalışmayı “malzeme toplamak” için özellikle tercih ettiğini söylüyor.
Gökalp’in öyküleri, 1983’ten bu yana çeşitli dergilerde yayınlanır. Topladığı “malzemeler” yeterince biriktiğinde ise 2000 yılında Sistem Yayıncılık’ın çıkardığı “Astak Kum Saatinde” isimli öykü kitabıyla okurun beğenisine sunulur. Toplumun farklı kesimlerinde yaşayan ve kadın olmanın anlamını sorgulayan öykülerinden oluşacak ikinci kitabının hazırlığını sürdürüyor. “Fadime Hanımın Işığı”nda da tedirginlik kavramını ayrıntılandıran Gökalp, balıkhanede işçi olarak çalışan bir kadının, hasta çocuğunu bırakarak evinden balıkhaneye giderken yaşadığı süreci anlatmış.
Semra Gökalp, Kafka ve Ömer Hayyam hayranı. Pınar Kür, Sevim Burak, Leyla Erbil, Adalet Ağaoğlu Türk edebiyatında tutkunu olan diğer yazarlar.
Peki çalışan, hem de günde 12 saat çalışan bir anne, aynı zamanda okuma ve yazma faaliyetine nasıl zaman ayırıyor? “Açıkçası zor oluyor” diyor ve devam ediyor: “Belki kitabın bu kadar gecikmesinin de sebebi buydu. Ekmek parası kazanmak, anne olmak derken edebiyat, çok tutkulu olduğum bir alan olmasına rağmen hep arkada olmak zorunda kaldı. Az uyuyarak bunu telafi etmeye çalıştım. Başka bir şeyden çalmanız mümkün değil çünkü. Toplumsal hayatınızı sınırlıyorsunuz ve ben onu çok fazla yapıyorum. Emekli olup tamamen yazarlığa zaman ayırmaksa, ülke koşullarında bir hayal.”
‘Param ve vaktim var, yazabilirim!’
“Variyola”, 25 yıldır Almanya’da yaşayan sosyal hizmet uzmanı Kadriye Bakşi’nin ilk öyküsü. Bu yüzden ikincilik ödülünü aldığını duyduğunda çok şaşırmış: “Yarışmadan çok geç haberdar olmuştum. Çalakalem yazdım. Bir de katılımın çok yoğun olduğunu duyunca öykümün şansının daha da azaldığını düşünmüştüm. Şaşırdım ama çok da sevindim. Ancak kadınlar bir şeyi bu kadar kusuruyla sevebilir.”
Liseyi bitirdikten sonra gittiği Almanya’daki ilk 5 yılında, otomotiv fabrikası Volvo’da işçi olarak çalışan Bakşi, bir yandan da üniversite eğitimini sürdürmüş. 7 yıl kadın sığınma merkezlerinde, 12 yıl da uyuşturucu bağımlılarına yardım eden bir merkezde çalışan Bakşi, halen işsiz yabancı kadınları mesleğe hazırlayan bir projede yer alıyor. Lise dönemi sayılmazsa eğer, fabrikada çalışırken Türkiyeli işçilere yönelik çıkarılan gazetelere yazdığı makaleler, onun ilk ciddi yazıları olmuş. Ağırlıkla Almanca okuyan, Türk edebiyatında da en çok Orhan Pamuk, Pınar Kür ve Onur Caymaz’ı beğenen Kadriye Bakşi, Almanya’da da olsa çalışan bir kadının yazı yazmaya vakit ayırmasının kolay olmadığını söylüyor: “Evet, Türkiye ile kıyaslandığında günlük yaşam birçok açıdan daha rahat sürdürülüyor. Kızım büyüdükçe, maddi koşullarım düzeldikçe yazma zamanımı artırdım. Haftada 20 saat çalışıyorum. Bunları eşime borçluyum aslında. Yani biraz vaktim, param var. Yoksa lüks olurdu. Türkiye’de işçi olsaydım öykü yazabilir miydim? Büyük ihtimal yazamazdım.”
Gelişmiş bir endüstri ülkesindeki bir fabrikada, değişik uluslardan yan yana çalışan işçi kadınların öyküsünü anlatan Variyola’da, küreselleşme nedeniyle işsiz kalan kadınların fabrikalarına olan özlemlerini anlatıyor. Bu biraz da Bakşi’nin özlemidir. Zira anlattığı fabrika, Almanya’ya ilk gittiği yıllarda çalıştığı fabrikadır.
Başlayınca gerisi geldi
Bakımını üstlendiği ve annesi yerine koyduğu 93 yaşındaki yaşlı kadın, vefat ederken Hamide Gönen’e bir vasiyette bulunur. “Kitap yazacaksın” der. “Ama bana anlattığın gibi yazacaksın.” İş, ev, çocuklar... Yerine getirmesi zor bir vasiyettir bu. 1996 yılının ortalarında, eşinin bile bilmediği hayat hikayesini yazmaya koyulur. Liseyi bitirir bitirmez çalışmaya başlayan ve yıllarca bilgisayar programcılığı yapan Hamide Gönen’in yazarlık macerası böyle başlar.
Hamide Gönen, bir yandan otobiyografi üzerinde çalışırken bir yandan da iki roman yazar. “O kadar iyi geldi ki yazmak. Gerçekten muhteşem bir şey. O yoğunluklar içinde yazmaktan çok mutlu oldum.”
Yazmaya başladıktan bir yıl sonra; 1997’de iş hayatını noktalayan Hamide Gönen, yaratıcı yazarlık seminerleri veren bir yazardan dersler almayı da ihmal etmez. Kadın öyküleri yarışmasından haberdar olduğu günler, öykü denemeleri yapmaya başladığı zamanlara denk gelir. Yarışmaya, yazdığı ilk öyküyü gönderir. Katıldığı ilk yarışmada, üçüncülük ödülü kazandıran öyküsü “Kendi Tabutunu Taşıyanlar”da, kadınların aslında ne kadar güçlü, ne kadar yaratıcı, nasıl özverili, nasıl, sevecen olduklarını anlatır. Hamide Gönen, “Kadınların gerçekten kendilerinin de farkında olmadıkları inanılmaz bir güçleri olduğuna inanıyorum. Yazarlığı hiç düşünmedim. Ama iki roman bitirdim. Kadınlar da öyle, başlamalılar. Güçlerinin farkına vardıklarında hem şaşıracak, hem keyif alıp mutlu olacaklardır” diyor. (İstanbul/EVRENSEL)
****************************************
Rıfat Ilgaz’ın, sanatçı kimliğini, özellikle çocuk-edebiyat etkileşimindeki temel sanatsal önceliklerini gelecek kuşaklara tanıtabilmek amacıyla düzenlenen
Prof. Dr. Sedat Sever , Doç. Dr. Selahattin Dilidüzgün , Yrd. Doç Dr. Necdet Neydim , Dr. K emal Ateş ve Zekeriya K aya’dan oluşan seçici kurul gelen dosyaları:
“Dil ve anlatımın, çocuğun dil evrenine uygunluğu
Dil ve anlatımın, Türkçenin anlatım olanaklarını yansıtmadaki başarısı
Dilsel kurgunun yazınsal özgünlüğü
Dilsel kurgunun düzeye uygunluğu (12 – 18 yaş)
Dilsel kurgunun çocuğun düş kurmasına, düşünme sorumluluğu üstlenmesine katkısı
Kurgunun çocuğun eğlenmesine katkısı
Kurgudaki merak öğelerinin okuma isteği uyandırmadaki etkisiOlay dizisindeki çatışmaların çocuk gerçekliğine uygunluğu
Olay / olayların geçtiği çevrenin çocuğun yaşama kültürüne katkısı
Kahramanın / kahramanların bir / birer özdeşim öğesi olarak niteliği
Kurgunun yapılandırılmasındaki başarı durumu (konunun yapılandırılmasını zayıflatan abartılmış merak, rastlantısallık, duygusallık vb. öğelerin yokluğu/varlığı)
Ölçütlerini kullanarak değerlendirmişlerdir.
Değerlendirme sonucunda 1. ödülü yerine Başarı Ödülü verilmesi kararlaştırılmıştır.
Bu yıl birincisi düzenlenen
Hamdullah
HAMDULLAH
1945
İlk öyküsü Varlık Yıllığı’nda çıktı. 1981 yılında
Uzun bir süre yazmaya ara verdi.
1997 yılında Saksı ile Çekirdek (Bu Yayınevi Mansiyon Ödülü), Aynalı Geyik (
Ömer Seyfettin, Gezginler



İşte ödüller