12 08 2015

Anadolu'nun Yatılı Umutları Ebru TOKTAR (Foto: Serdar ÖZSOY

Devrekâni Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Mustafa Kaya Şenlik YİBO

Devrekâni İlçe Milli Eğitim Müdürü Ali Şahin ise müteahhit Metin Karabasakal 'ın inşaattaki yanlışlarından yakınıyor. Çamaşırhanelerin bozuk olduğunu belirten Şahin, günlerdir öğrenci çarşaflarının yıkanamadığına dikkat çekiyor. Müteahhidin bozuk çamaşır makinelerini tamir ettirmediğini söyleyen Şahin, bayan hizmetli gereksinimine dikkat çekiyor. Devrekani'ye yeni atanan ve Şenlik Sağlık Ocağı'nın yetersiz kaldığını kaydeden Şahin, YİBO'daki eksiklikleri bildiğini, bunları gidermek için azami güçle çalışacağını belirtti.

Yatılı bölge okulu öğrencileri, duyarlı öğretmenlerle güneşli bir geleceğe göz kırpmak istiyor

Anadolu'nun yatılı umutları

SUNUŞ

Duvarlarında şen çocuk kahkaları yerine, ağırbaşlı tebessümlerin öksürük sesleriyle yankılandığı yatılı ilköğretim bölge okulları.

Düşüncelerine erkenden ak düşmüş, geleceğe bakarken içlerindeki kaygıyı dindiremeyen çocukların eğitim yuvaları...

Parasız yatılı okullar...

Bazen bir mahkûmun, bazen simitçinin, bazen işçinin, kapıcının, çobanın, parçalanmış ailelerin kötü yazgılarına çalım atmak isteyen çocukları için umut kapısı...

Kaygıyla atan ürkek yüreklerine ve omuzlarına binen yoksulluğun olanca ağırlığına karşın okumak ve güneşli bir geleceğe göz kırpmak istiyorlar.

Kâh ders çalışıyor, kâh Mahsun Kırmızıgül, Emrah, Ceylan' ın şarkılarını yüreklerinde taşıdıkları acı ve aile özlemleriyle içselleştiriyorlar.

''Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar. Annesinin bir tanesini hor görmesinler'' şarkısıyla kederlerini gözyaşlarıyla damıtıyorlar.

''Görüş günleri olan cezaevlerinden daha yalnız hissettikleri okullarda'' , yol parasının maddi yükü nedeniyle ailelerinin cumartesi-pazar kendilerini ziyaret edememesinin hüznünü yaşıyorlar bazen de.

En çok sevdikleri öğretmenlerinin mesleklerine umut beslerken jandarma, polis, subay veya hemşire olmanın düşleriyle yaşıyorlar.

Hüzünle erken tanışanların, çocuklarına hüzün yaşatmamak üzere devletten uzanan eli tuttukları okullar.

Maddi yoksulluklarını içsel zenginlikleri ile geliştiren, gururlu, mağrur, buruk ve ürkek çocukların dünyası...

Kırsal kesimden yeni bir yaşama ilk adım. Tüm eksiklerine karşın yüklendiği misyonla fırsat eşitliğine dönük bir eğitim meşalesi.

Bakanlık kayıtlarında kısaca; YİBO.

Cumhuriyet , Anadolu'nun yatılı eğitim kurumlarını dolaştı.

Büyük kent ışıltılarına uzak bir dünyanın penceresini, öğrenci, öğretmen ve okul yöneticilerinin anlatımlarıyla aralıyoruz...



* Kastamonu'nun Devrekani ilçesindeki Mustafa Kaya Şenlik bölge okulundaki öğrencilerin en belirgin özelliği, Türkçe öğretmeni olmak istemeleri. Genç Türkçe öğretmenlerine olan hayranlıklarını gizlemeyen öğrenciler, Türkçe ders saatlerini iple çekiyorlar.

 
*Hüzünlü öykülerini anlatarak içlerini dökmek için birbirleriyle kıyasıya yarışırken, üzerlerine çevrilen objektife karşı anında 'hazır ol'' durumuna geçiyorlar.'Ekmek elden su gölden, bir de dayak olmasa'
 

Kastamonu'nun 5 bin nüfuslu Devrekâni ilçesine bağlı 262 öğrencili Mustafa Kaya Şenlik Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO). İnebolu, Devrekani ve Küre'nin dağlık köylerinden gelen yoksulluğu tüm ağırlıklarıyla taşıyan çocuklardan oluşuyor. 1998- 1999 öğretim döneminde hizmete açılan okul, ilçeden 13 kilometre uzaklıkta bulunuyor.

108 kız öğrenci okuyor. Çok sayıda yoksul öğrenciye ''eğitim kapılarını'' aralıyor. Aile özlemiyle karışan korku yüzünden altına kaçıran çocukların gece saatlerinde nöbetçi öğretmenler tarafından tuvalete kaldırıldığı okulda, ikinci çözüm de altı muşamba serili yatakların bulunduğu ''harita odaları'' . İdrarın çarşafta harita izi bırakması nedeniyle ''harita odası'' adı verilen özel bölümlere alınan çocuklar ilaçlarla tedavi ediliyor.

Mustafa Kaya Şenlik YİBO'daki öğrencilerin en belirgin özelliği, Türkçe öğretmeni olmak istemeleri. Genç Türkçe öğretmenlerine olan hayranlıklarını gizlemeyen öğrenciler, Türkçe ders saatlerini iple çekiyorlar.

Hüzünlü öykülerini anlatarak içlerini dökmek için birbirleriyle kıyasıya yarışırken, üzerlerine çevrilen objektife karşı anında ''hazır ol'' durumuna geçiyorlar.

Müdür yardımcısının kendilerine yönelik hoşgörüsüzlüğünden yakınan öğrenciler, yaşadıkları acıları anlatırken adlarının açıklanmamasında da ısrar ediyorlar. Okul yöneticisinin, birkaç arkadaşlarının sırtında sopa kırdığını sırasıyla onaylarken şiddeti kendi tümceleriyle şöyle aktarıyorlar:

''Öğretmenimiz, bize tekme tokat girişiyor. Sanki dövmek için bahane arıyor. Geç yattığımızda, tuvaletleri, koğuşları iyi temizlemediğimizde, birisinin parası kaybolduğunda, banyoya izinsiz girdiğimizde, yemek saatinden 10 dakika önce yemekhaneye gittiğimizde bizi dövüyor, ellerimize poşet giydirerek tuvalet temizletiyor. Fırçalarla değil elimizle temizletiyor. Değnek gibi bir sopası var. Hafta sonlarımız zaten hep dayakla geçiyor. Ders anlatması da çok sinirli. Bize bir şey yazdırırken ayaklarını sıraya dayıyor. Yetişemediğimiz yeri tekrar sorduğumuzda, bizimle 'elma, armut' diye dalga geçiyor.''

Kâh kuşkulu bakışlarla ''ispiyoncu arkadaşlarını'' kolaçan edip, kâh uzaklara dalıp, her konuyu tek isteğe bağlıyorlar: ''Lütfen bizi Sadık öğretmenden kurtarın.''


'İmam olmak istemiyorum'

11 yaşındaki 5. sınıf öğrencisi Ömer Faruk Cebeci 'nin yatılı okulda okumaktan memnunluğu endişeyle örülü. Özetliyor günlerini:

''Ekmek elden su gölden! Burası köye göre çok daha rahat, bir de büyük öğrencilerden dayak yemesek.''

Babası köyde imam, ancak o ''doktorluk ya da öğretmenlik'' mesleğini istiyor. Babasının mesleğini istememesini çocuk saflığıyla anlatıyor:

''İmamlık çok zor iş. Bu konuda kendime güvenemiyorum. İmam olursan, çok sorumlu olman gerekiyor. Hadi, saat 05.00'te kalkamadım, sabah ezanını okumayı unuttum. O zaman ne olacak? Tabii ki çok kötü olur. Ben bu sorumluluğu alamam. Ezan okumayı unutmama konusunda kendime güvenemiyorum.''

Okula diğer kardeşiyle birlikte babası tarafından yazdırılmış. Ailesinin, para gönderememesine değil, ama ''yaşamın adaletsizliğine'' tepkisini gizleyemiyor:

''Büyük çocuklar bize küfrediyor, bizi dövüyor, onlara gücümüz yetmiyor. Yemeklerden de şikâyetimiz var. Canımız salata, yumurta, meyve çekiyor. Arkadaşlarımız sık sık kabakulak, grip oluyor.''

Yine de öncelikli isteğini bilgisayar ve televizyon olarak sıralıyor.


İnşaat işçiliği de düşlenir mi?

12 yaşındaki Selami Bakal 'ın en büyük düşü ''inşaat işçisi'' olmak. Annesine ilişkin bildikleri, büyükanne-büyükbabasının anlattıklarıyla resimlenmiş. Çocuk yüreğinde duyduklarıyla örmüş tepkisini de:

''Benim babamı annem öldürmüş. Bir gün babam, gece dedemin yanına uğrayınca annem Satılmış diye biriyle kaçmış. Daha sonra da babamı hayalarına vurararak öldürmüşler. Annem şimdi Kastamonu'da yaşıyor. Beni bu okuldan almak istedi, beni görmek istedi, ama onu görmek istemedim. Küçükken beni de öldürmek istedi. Beni küçükken tepedeki beşikten yuvarladı. Ondan nefret ediyorum. Bana amcalarım bakıyor.''

Bir amcası kız kaçırdığı için cezaevindeymiş. Umutlarının erken kırıldığını ele veriyor, ama amcasını mı daha çok seviyor, mesleğini mi, anlaşılamıyor:

''Aynı onun gibi inşaat işçisi olmak istiyorum. Hayattan fazlaca bir beklentim yok.''

Patlamış ayakkabısından dert yanarken okulu da es geçmiyor:

''Hep fasulye yiyoruz. Çarşafları hafta sonu ailemize götürüyoruz. Ama ben en son 15 tatilde köye gitmiştim. O zamandan beri çarşaflarım temizlenemedi. Ayrıca daha çok banyo yapmak istiyoruz.''

Annesi ve babası 7 yıl önce ayrılan Mustafa Oral , aile özleminin yanı sıra geçmişe duyduğu öfkeyi de büyütüyor. 7 yıldır annesinin onu hiç aramamasını aktarırken gözleri buğulanıyor, babasının işsizliğinin sona ermesi belki ilk umudu. 1 kardeşi burada, diğer 2 kardeşi de yetiştirme yurdunda. Ailesini göremediği geçmiş Şeker Bayramı'nda olduğu gibi bu bayram da onun için ''yalnızlığı'' perçinliyor.

Asmaloz köyünden gelen Dilek ve Melek Öztürk kardeşler de sisli bir geçmişi sıralıyorlar. Dilek 12, Melek 13 yaşında... Okumak istemeyen Melek, bu okula yazdırılan kardeşi nedeniyle 6. sınıfa kaydolmuş. Ailesinden ilk defa ayrılan Dilek, okulun ilk günlerinde bunalım geçirerek ''intihar edeceğini'' söyleyince, annesi diğer kardeşi Melek'i de okula göndererek olayı çözümlemiş. Evin geçimini sağlayan ağabeyinin İstanbul'da bir konfeksiyoncuda çalıştığını anlatıyor. Geleceğe yönelik hedeflerinde de çıtayı alçak tutuyor:

''Çocuklara iyi davranmayı ve Türkçe öğretmeni olmayı istiyorum.''


Trafik mağduru Mehmet

Sürekli fotoğrafının çekilmesini isteyen 6. sınıf öğrencisi 13 yaşındaki Mehmet Yılmaz , trafik mağduru. 2 yıl önce Kastamonu'da sarhoş bir kamyon şoförünün taksilerine çarpması sonucu bir gözünü kaybetmiş. Geçirdiği dört ameliyatla kapanan gözkapağı biraz kaldırılmış. Beşinci ameliyatı ise ''parasızlıktan'' olamamış. Babasının, İstanbul'da bir yufkacı dükkânında çalıştığını söylüyor. Soğuktan kanayarak çatlamış elleri, sökülmeye yüz tutmuş soluk renkli süveteri, üzerine küçük gelen buruşuk ceketiyle yoksulluğun resmini veriyor objektife.

Kaban, forma yardımından henüz yararlanamamasına kızıyor. Devletin kendisine verdiği bot yerine lastik ayakkabı giymeye devam etmesini ise ''Bot ağır geliyor, onu taşıyamıyorum'' diye afacan bir tutumla açıklayıveriyor.

''Zanaat sahibi olmak için buraya geldim'' diyen Yılmaz, babasıyla bayramlarda köyde görüşebildiğini, ailesini çok özlediğini söylüyor. Köy özlemini banyo anıları ile tazeliyor:

''Köyde izinsiz de banyo olabiliyordum. Sobadaki güğümde ısınan suyla yıkanmak çok hoşuma gidiyordu. Burada izinsiz banyo olamıyorum. Her gün de banyo olamıyorum. O yüzden köyümü özlüyorum. Ama burada okumaya da devam etmek istiyorum.''

Aynı köylülerin birbirlerine yönelik hemşeri dayanışması gözleniyor. Çaybükülü Mustafa Yazar , Mehmet Yılmaz'ın hem dert ortağı, hem yaveri. Henüz bot yardımı alamadığı için lastik ayakkabı giymek zorunda olduğunu söyleyen Yazar, diğer yandan da soğuktan çatlayan ellerini gizlemeye çalışıyor. Ekmek parası için İstanbul'a göç eden Yazar'ın babası simitçilik yaparak yaşam kavgası veriyor. Babasının ayda ancak 500 bin lira gönderebildiğini söylüyor ve tıpkı diğer öğrenciler gibi düşlerinde Türkçe öğretmeni olduğunu görüyor. 5 kardeşinden 2'si okumamış, köyünü özlese de okuması gerektiğine inanıyor. Televizyon bulunmadığı için dünya ve ülkedeki gelişmeleri kestiremiyor, ama çamaşır ve çarşaflarının görevlilerce yıkanması gerekirken kendilerine yüklendiğini fark ediyor.

Babası kamyoncu olan Salih Toplu ise geleceğini, köyde en çok ''itibar bulan'' imamlıkta görüyor.

Sürekli hastalandıkları için sağlık ocağı tarafından kendilerine verilen ilaçların müdür yardımcısının odasında tutulmasına anlam veremiyor. İlaçları yataklara dağıttıkları için müdür yardımcısı el koymuş, ama gece vakti gereksinim olduğunda ulaşamıyorlarmış. ''İlacı sakladığımızda da...'' diye başlıyor tümceye, ama bitirmemeyi yeğliyor.

Hâkim olmak isteyen 12 yaşındaki Yelda Yalman , diğer çocuklara göre daha şanslı. Annesi İstanbul'da konfeksiyon işçisi, babası temizlik işçisi, parçalanan ailesinin burukluğunu taşıyor. Ancak idealleriyle daha umutlu:

''Küçükken doktor olmayı istiyordum. Ama annem hâkim olmamı istedi. Ona sözüm var, mutlaka hâkim olacağım. Annemle babamın ayrılmasında dedemin de parmağı var. Başından beri babamı sevmedi. Beni bu okula babam yazdırdı. Bana 10 milyon lira para gönderdi. Onu çok seviyorum.''

Akmescitli Şerife Bilir 'in öyküsü yöredeki Kuran kurslarının etkinliğini ve geleneksel yapının ağırlığını yansıtıyor. Babası çiftçi olan Bilir'in ağabeyi liseyi bırakarak köye dönmüş, ablası ise okul yerine 2 yıl Kuran kursuna devam etmiş. Tüm isteğinin ''köy yaşamından'' kurtularak ''doktor çıkmak'' olduğunu söylüyor. Diğer öğrenciler gibi yurtta üst üste çıkan aynı yemeklerden şikâyetçi.

''Patron olmak'' isteyen Bülent Ünlü 'nün 3 kardeşi de yatılı okulda öğrenim görüyor. Tansiyon hastası babasının işsiz olduğunu, evin geçimini ağabeyinin sağladığını belirtiyor. Maddi olanaklarının elverdiği sürece okuyacak. Ama yaşamın adaletsiz dengesi onu da ürkütüyor; beyaz eşya mağazasında çalışan ağabeyi bu yıl askere gidince diğer ağabeyi okuldan ayrılacak.

Yatakhanelerdeki ağır kokuyu kimi kez ''gülsuyu dökerek'' temizlemeye çalışan öğrenciler, kendi buldukları afacan çözümlerle yurtlarındaki sorunlara çelme takmak istiyorlar... Eğitim tutkusunun kimi kez geçim sıkıntısı ile bölündüğü öğrenciler, YİBO'larla daha umutlu uzanıyorlar geleceğe.


Okul yöneticileri: Veliler ilgisiz

Müdür Necati Çiftçi de Milli Eğitim Bakanlığı'nca sağlanan araç kullanımının, kaymakam İlhami Aktaş tarafından ''izne bağlanmasından'' yakınıyor. Çocukların öncelikle rehber öğretmenlere gereksinim duyduğunu vurgulayan Çiftçi, okuldaki personel sıkıntısına dikkat çekiyor. ''Memurumuz, aşçımız yok, muhasebecimiz, sekreterimiz, kalorifercimiz yok'' diyen Çiftçi, sorunlarını şöyle özetliyor:

''Her türlü yazışma işini kendimiz yapıyoruz. Yeterli personel olmadığı için ihaleleri de zamanında yapamadık. Aşçı olmadığı için yemekleri hizmetliler yapıyor. Bu nedenle de beslenme değerleri dikkate alınmadan günlerce aynı yemek çıkabiliyor.'' Çiftçi, öğrencilerin çoğunlukla dağ köylerinden geldikleri için tuvalet ve banyo kültürleri olmadığını belirterek, nöbetçi öğretmenler gözetiminde öğrencilere sürekli bilgiler verildiğini, uyarılar yapıldığını kaydediyor. ''Öğrencilerin bir kısmı tuvalette iken kapıyı kapatmıyor, tuvaletten sonra ellerini yıkamıyor, tuvaletten çıktıktan sonra su dökmüyor, tuvaletin deliğine değil ucuna yapıyor'' gözlemlerini aktaran Çiftçi, başlarına bela olan ''bit sorunundan'' dert yanıyor. Müdür Çiftçi, öğretim yılı başında tüm öğrencilerin saçlarının ilçeden getirilen berber tarafından kesildiğini, bit belirlenenlerin özel şampuanlarla tedavi edildiğini ifade ederken karşılaştıkları zorlukları şöyle aktarıyor:

''Ancak, tedavi edilen çocuklar, cumartesi-pazar günleri gittikleri köylerinden tekrar bitlenerek dönebiliyor. Tek bir çocuğun bitlenmesi, yatılı okulda bit salgınının oluşması demek. Bu nedenle tatilde köylerden dönen çocukları sürekli denetliyoruz. İşimiz çok zor. Veliler oldukça ilgisiz. Veli toplantılarına gelmiyorlar bile. Çocuklarını okula verdikten sonra, devlet ne yaparsa yapsın anlayışındalar.'' Çocukların genelde geleceğe karşı karamsarlık beslediğini vurgulayan Çiftçi, birçok öğrencinin köyüne geri dönmek istediğini belirtiyor. 8 yıllık zorunlu temel eğitimin aileler üzerinde eğitim baskısı oluşturduğunu anlatan Çiftçi, ''Sayısız aile, çocuğunu baskılarımız sonucunda okula getirdi. Çocukların karamsarlıklarını gidermek, onları eğitime devam yönünde aydınlatmak istiyoruz'' diyor.

Çiftçi, öğrencilerin sağlık sorunlarının guatr ve üst solunum rahatsızlıklarında yoğunlaştığını da sözlerine ekliyor. Devrekâni İlçe Milli Eğitim Müdürü Ali Şahin ise müteahhit Metin Karabasakal 'ın inşaattaki yanlışlarından yakınıyor. Çamaşırhanelerin bozuk olduğunu belirten Şahin, günlerdir öğrenci çarşaflarının yıkanamadığına dikkat çekiyor. Müteahhidin bozuk çamaşır makinelerini tamir ettirmediğini söyleyen Şahin, bayan hizmetli gereksinimine dikkat çekiyor. Devrekâni’ye yeni atanan ve Şenlik Sağlık Ocağı'nın yetersiz kaldığını kaydeden Şahin, YİBO'daki eksiklikleri bildiğini, bunları gidermek için azami güçle çalışacağını belirtti.

Cumhuriyet, 29 MART 1999 PAZARTESİ
Yarın: İnebolu Azize Ana Yatılı İlköğretim Bölge Okulu

53
0
0
Yorum Yaz