03 04 2015

Çorum Ve İlköğretmen Okulu Yıllarından Anılar 2

      — Bir okur olarak edebiyata karşı ilginiz nasıl doğdu?

      — Çocukluğumda - çocukluk dersem, daha çok ortaokul çağında - ben içe kapalı bir insandım, hala da öyleyimdir ya biraz... Okul arkadaşlarım, bizim evin önünde oyun oynar, ben elimde kitap evin ikinci kat penceresinden onları izlerdim. Onlar çizgi roman okurlardı: O dönem Tommiksler, Teksaslar bilmem neler moda tabii. Beni hiç sarmadı onlar. İlkokulda pek kitapla karşılaşmadım. Sanırım çevre ve ilkokul öğretmenim Hasan Yumuşak'ın konu ile ilgisizliğindendi bu. Sonra ilçede ortaokula başladım. Türkçe öğretmenimiz okul müdürü Mehmet Sürer'di. Bu konuda o da sanki okul müdürlüğünden arta kalan zamanlarda Türkçe derslerine de girer gibiydi, yasak savma kabilinden. Hatta dersleriyle ilgili bir anekdot da anlatılırdı o zamanlar. Daha sonra Sağlık Bakanlığında oldukça üst düzeylerde görev yapan Hayati Ünal, bir kompozisyon dersinde noktalama işaretlerini yerli yerinde kullanamadığından olacak yazısının sonuna satır satır noktalama işaretlerini doldurmuş, altına da yazmış: "Herkes yerine marş, marş!.." Sonra genç bir Türkçe Öğretmeni geldi: Nihat Önem. Her derste hangi yazarın hangi parçasını işleyecekse o yazarın bir kitabıyla, mümkünse o metnin içinde yer aldığı kitapla girerdi derse. Bu durum ilgimizi çekerdi, kitap inceleme ödevleri verirdi: Benim kitapla karşılaşmam bu yüzden oldu. İlk kez Ömer Seyfettin'in "Mahcupluk İmtihanı" adlı öyküler kitabından, aynı adlı öyküyü incelemiş ve bu vesileyle o kitabı da okumuş, hatta babamdan, "roman okuyana kadar dersine çalış..." diye hatırı sayılır bir zılgıt da yemiş, ona bir türlü anlatamamıştım bunun da dersle ilgili olduğunu. Hala belleğimde anısı taze durur bu olayın.

 

      — Sonra?

      — Sonra okul bitti, ilçede lise yok... İlde ev tutacaksın, yanına kim gidecek köy yerinde dört mevsim herkesin işi var. O zamanlar böyle değil: Bizde bir kendir olayı var, işi bitip tükenmez yaz kış... Bize hafızlık görünmeye başlamıştı ki, neyse Allah'tan Öğretmen Okulu sınavlarını kazandık üç- beş arkadaş Taşköprü'den Çorum'u. O dönemde bizim oralardan ortaokuldan sonra erkekler Çorum Erkek İlk öğretmen Okuluna; kızlar ise Kastamonu Kız Öğretmen Okuluna alınıyordu, kızlar da Kastamonu'ya gittiler... Sınavlarda, o dönem Çorum'da trafik baş komiseri olan hemşerimiz Mehmet Gürbüz bizden hiçbir desteğini esirgemedi, her sorunumuzla ilgilendi sağ olsun. Taşradan bizim için oldukça büyük sayılabilecek bir ile yolculuk... Taşköprü- Çorum arasında ulaşım o dönemler oldukça zordu, minibüs tutar kısa yoldan Havza- Merzifon üzerinden giderdik, bazen de bir külüstür otobüsle dinlene dinlene iki günde getirirdi Fahri Abi bizi Çorum- Ankara hattından gördüğü her kiremit kırığı altında mola vererek.

 

     — Asıl konumuz olan edebiyata dönersek...

     — Konuyu oraya bağlayacağım zaten. Aile ocağından ayrılınca kendimi daha özgür bir ortamda hissettim, çok daha rahattım. Okul kütüphanesi genişti, ilde bir Halk Kütüphanesi, bir de Merkez Kütüphanesi vardı. Orada okuduğum ilk kitap, Yaşar Kemal'in "İnce Memed"iydi. Sınıf arkadaşımız Selim Alparslan'ın kitabını okuyabilmek için sınıfça sıraya girmiştik. —Selim kalınca bir deftere roman yazardı o dönemde, sonra hepsinin izini yitirdik, ne yaptı bilmem— Sıram geldiğinde o koca kitabı geceli-gündüzlü, derslerde arka sıralarda oturmamın getirdiği avantajla (!) 24 saatte bitirmiş ve çok etkilenmiştim. Okul kitaplığına her gün Cumhuriyet; Milliyet, Akşam gazeteleri gelirdi o dönemde. İlk gazeteden kupür kesme hastalığım da o zamanlarda başladı zaten... Çetin Altanları, İlhan Selçukları, İlhami Soysalları o dönemlerde tanıdık yazıları ile... Bir de çok sonraları ilk kez "Kızılırmak"ını okuyup çarpılacağım Hasan Hüseyin Korkmazgil, Çorum'dan TİP Milletvekili adayı olmuştu 1969 Seçimlerinde... Görmek kısmet olmadı o zamanlar...

 

       — Daha sonra da netten yazılar kopyalamaya dönüşen bir hastalık...

       — Evet, hala durur kimi kesikler o zamanlardan kalan 1974 Yazıhamit yangınından kurtulabilenler... O dönemde her kütüphaneden birer kitap bulundururdum zulamda. Bir de Çorum'daki üç sinema oynatılan filmlerin hepsini izlerdik. Sinemaya gitmediğimiz, ya da iyi film olmadığı zamanlar sinemaya vereceğimiz para ile de Varlık'ın o küçük cep kitaplarından alırdık birkaç arkadaş ama kendi aldıklarımızı okumaz sona bırakırdık, herkes kitap değiş-tokuşu yapar, başkalarının aldıklarını okurdu önce... Ben yine Fakir Baykurt'la ilk Okul kütüphanesinde karşılaştım: "Yılanların Öcü"... Sonra Üç Kemaller dediğim; Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir'e Kemal Bilbaşar'ı da ekledim dörtleştiler... Eşzamanlı bir okuma götürüyormuşum o zamanlar. Bir yandan gerçekçi yazarlar, bunlara koşut olarak, Kerime Nadir, Etem İzzet Benice, Esat Mahmut Karakurt, Oğuz Özdeş, Muazzez Tahsin Berkantların tüm kitaplarını ya edinerek ya da kitaplıklardan özellikle Halk Kitaplığından alarak okurdum. Daha sonra öğretmen olduğumda ilk görev yerim olan Tosya'ya giderken yanımda götürmeyip köyümde bıraktığım bu koleksiyon 1974 Yazıhamit yangınında tamamen yandı, bir daha da zaten dönmedim o tür okumalara. Demek ki diyorum çocukları şu yararlı- şu zararlı yöneltmesi ile sıkboğaz etmeye gerek yokmuş; çok okuyan kendi kendine kendi rotasını çizebiliyormuş. Ayakları yere basmayan kalıplaşmış klasik aşk üçgeni konuları zamanla sıkıyor okuyanı ve yaşamın gerçeklerini konu edinen yapıtlara yöneltiyormuş.

 

       — Sinemaya dönersek... Ne tür filmler izlerdiniz?

       — Sinema... Taşköprü'de iki sinema vardı o dönemde. Çiçek ve Bahar sinemaları… Dedim ya aile baskısı, okuldan eve- evden okula... Çok seyrek gidebilirdik ilçede. Çorum'a gidince orda daha çok film izleme olanağına kavuştuk. Turan sineması- ki bugün ünlü bir ressam olan İbrahim Çiftçioğlu'nun babası çalışırdı gişede- ve Yalçın Sineması yerli filmler gösterirdi. Daha sonradan açılan ve her zaman yabancı filmler gösteren Saray Sineması ise o dönemde bir sinema değil, bir saraydı bizim için ama ben mecbur kaldıkça diğerlerindeki filmleri izlediğimden ya da arkadaş ısrarı ile Saray Sineması’na gittiğimde hep uyurdum koltukta. Şarkıcı türkücü filmlerinden tut da gerçekçi sinema örneklerine, Yılmaz Güney'in o dönem filmlerine kadar, ne bulursak izler, Yıldız Tezcan ve Nuri Sesigüzel'le ağlardık... Metin Erksan'ın "Kuyu" filmini unutamam. Bir de şu anda aklıma gelen, İnce Cumali, Hudutların Kanunu, Seyit Han, Ezo Gelin, Boş Beşik, Ölüm Tarlası...

 

       — 1968- 70'li yıllar, toplumsal ortam, 1960 Anayasasının getirdiği kısmi özgürlük...

       — Evet, bazı şeylerin şöyle böyle farkındalık... 65'lerde Nazım'ın şiirleri günışığına çıkmaya başladı. Yön hareketi, daha sonra Devrim, And, TİP'in 15 milletvekiliyle meclise girmesi, 69 seçimlerinde oyunun kurallarının değiştirilmesi.. Gençlik hareketleri, boykotlar.. Biz de bir şekilde etkileniyorduk. Öğretmen Okulu eski binadan yenisine taşınınca yemekhaneye akan tuvalet suları konusunda yönetimin duyarsız davranışı, bu ve benzeri kimi aksaklıkları protesto etmek üzere yaptığımız 2 günlük boykotu cezasız atlatıyorduk hepimiz. Ama acısını Çorum Belediyesi Salonun’nda  bir konferans vermek için gelen TÖS Genel Başkanı Fakir Baykurt'u izin alamadığı için etütten kaçarak dinlemeye gidenlerden çıkartıyorlar. Hüseyin Erikli ve Cafer Yüksel sürgün; ben ve Erol Karabulut da 15'er gün "Okuldan Uzaklaştırma"... Alt sınıflardan birkaç öğrenciye da çeşitli cezalar. TÖS'ün (Türkiye Öğretmenler Sendikası) boykotunda son sınıf öğrencisi olarak kendimizce uygulamada derse girmeme. Okulda eski binadan yeni binaya geçişle bazı sorunlar, yemekhaneye tuvaletlerden sızan sular ve okul müdürümüz Tayyar Kerman'ın bazı tavır ve davranışları üzerine 2 günlük bir boykot... Kazasız belasız atlatılmıştı. Müdürün değişmesi... Sonra o zamanlar TÖS Genel Başkanı olan Fakir Baykurt'un Çorum'a bir konferansa gelişi.. Etütten sonra okuldan kaçarak onu dinleyeme gidişimiz. Ne kalabalık demiştim belediye önüne gelince salondan dışarı taşan onca kalabalığı yara yara Fakir'e bir hoş geldin demiştik, tanışmıştık. Çok geçmeden konuşmaya başladı. Ne de güzel konuşuyordu. Konu eğitimdi, halkımızın ilgisini eğitime, okullara çekmek istiyordu. Çocuklarımız olur onlara öyle beşikler yaparız ki süsleriz, beşik düğünleri yaparız. Büyürler, okul çağına geldiklerinde okula başlarlar, ahırdan bozma yapılarda, sağlıksız koşullarda uğraşır didinirler. Hoş binlerce köyümüz onu da bulamıyor ya... Diyordu. Şimdi usumda kalan bunlar. Zaten konuşturmadılar. Binadan caddelere taşan kalabalık uğuldamaya, içerdekilere yol göstermeye başlamıştı yüksek sesle. O dönemde belli sloganlar: Komünistler Moskova'ya... Sonra konuşmanın engellenmesi... Tabii bu arada konferansçı grupla caddenin 2 yanında- ortada polisler- taşlaşan İmam Hatip Lisesi öğrencileri de ödüllendirilmese de sırtları sıvazlanmıştır... İlginçtir o dönemde Yalçın sinemasında yapılan Tercüman gazetesi yazarı Ahmet Kabaklının bir konferansına da öğrencileri serbest bırakmış hatta teşvik de etmişlerdi.

(...)

21
0
0
Yorum Yaz