10 08 2016

Emanet Gece – Mehmet Ergün

“Mehmet Ergün’ün öyküleri emanet bir geceden, emanet bir günden; insanın kendine, toplumun insana dayattığı sınırlar ve sınırlarla yüzleşme çabasına açılıyor. Ergün, kurduğu mahallede, insanın suçla arasındaki mesafeyi okura adımlatıyor. Kahramanların dost, âşıkların yalnız olabileceği hâlleri taşıyor yazarın kurduğu “ev akşamları”.” Emanet Gece isimli öykü kitabından Bavul adlı tam öyküyü sunuyoruz. Bavul Akşam güneşi çarşının üzerinde gezinirken, kalabalığın gittikçe artan yoğunluğunda insanlar amaçsızca bir araya toplaşıyordu. Günün geri kalan kısmında birbirini görmeyen ve görmeyecek emekli yaşlılar dershane öğrencileriyle, mazbut ev kadınları yaklaşan geceye hazırlanan bar kuşları ile karşılaşıyordu. Bir manav tezgâhının gölgesinde, büyük bir kitapçının şık rafları arasında veya semtin eski sinemasının renkli afişleri önünde küçük dertleri, birbirine benzeyen ve birbirini yadsıyan sevgi ve nefretleri ile sürekli bir bekleme hâli içinde gibiydiler. Dışarıdaki soğuğa inat kadife ceketinin önünü iliklemeyen Tahir, her cuma mesai çıkışı hissettiği hafifliği önüne katıp kendini çarşıya yaklaştırdı. Vitrinlerin önünden geçerken adımlarını ağırlaştırıyor, dükkân camekânlarında belli belirsiz gördüğü suretinin çekiciliği ile zamanı donduruyordu. Ortayı biraz aşan boyu uzarken, seyrekleşen saçlarının arasına dağılan beyazlıklar sanki savruk kelliğine göze hoş gelen bir anlam katıyordu. Batan güneşin aydınlığında, şekilsiz kahverengi gözleri koyulaşıp kestane rengini harmanladı. Kısa bir zaman için sıradanlığından, kırık dökük benliğinden uzaklaşıp bir tür özel olma d... Devamı

06 08 2015

Nereden Nereye / Emin ARIK

Yıllarca Balkanlarda, Çanakkale’de savaşmış, evine döneli bir yıl kadar olmuştu ki; Kurtuluş Savaşı’nın başladığı, seferberlik ilan edildiği haberi geldi. Mustafa Kemal çağırır da gitmez miydi? Eşi, anası, babası ile vedalaştı, altı yaşlarındaki kızına ve yeni doğan oğluna sarıldı. Ondan sonra doğru cepheye. Yıllar süren savaş… İzmir’e girdiler sonunda. Bir daha haber alınamadı Tahsin’den. Nerede şehit düştüğü de bilinemedi. Memlekette; babası, anası da göçmüştü öbür dünyaya. Eşine ve çocuklarına amcası sahip çıktı. Acılara ve ayrılıklara dayanamayan eşi de, çok geçmeden, iki küçük çocuğunu bırakarak, bu dünyadan göçüp gitti. Ablasını, bir köye gelin veren amcası, ilkokulu bitiren Ahmet’i ise "ben seni okutamam" diyerek, marangoz yanına çırak verdi. On dört yaşlarındaki Ahmet, bir süre burada çalıştı, marangozluğu öğrendi. Bir gün testereyi dizine kaçırdı, kesti. Kan içinde kalmıştı bacağı. Testereyi elinden fırlatarak, dükkandan çıktı, gitti. Can acısıyla nereye gittiğini bilmez haldeydi. Baktı, istasyonda. Tren de Ankara’ya doğru hareket etmek üzere. Bindi, Polatlı’da indi. Gedikli Okulu öğrenci arıyordu, başvurdu. Boyu bosu yerindeydi. Sınavlardan da başarıyla geçerek bu okulun öğrencisi oldu. Topçu Astsubayı olarak Cumhuriyet ordusuna katıldı. Başçavuşluğa kadar da yükseldi. Yaşı kırka yaklaşıyordu. Yaşam yormuştu. Astsubay Topçu Başçavuş olarak da çok yorulmaktaydı. Ablasından başka kimsesi olmadığını düşünüyordu. Amcasından hayır yoktu. Oysa, kendisini okutamayacağını söyleyen amcası, kendi oğullarını okutmuştu. Kararını verdi, ordudan istifa etti. Komutanı Binbaşı Adnan, üstün ... Devamı

06 08 2015

Panayır Zamanı / Mümtaz Tiftik

 Taşköprü, Kastamonu’nun en büyük ilçelerinden birisi olup Gökırmak havzasında yer almaktadır. İsmini Romalılar  zamanında  yapılmış  ve  günümüzde kullanılmakta olan taş köprüden almaktadır.  İlçe ekonomisi  zengindir. Kendir, şeker pancarı ve sarımsak yetiştirilir.Bu yüzden 60’lı yıllarda bir hafta süren panayırlar düzenlenir,sosyal yaşama hareketlilik gelirdi.Şu an aynı ilçede sarımsak festivali düzenlenmektedir. Yaz mevsiminin sona ermesiyle birlikte günler kısalmaya, güneş ışığı parlaklığını yitirmeye başlamıştı. İlçenin orta yerinde  bir  gerdanlık gibi  ışıldayan  Gökırmak artık hüzün biriktiriyordu. Bu yıl önceki  yıldan daha  az  gelen leylekler çoktan göçmüş, yuvaları sahipsiz kalmıştı. Ağaçların yaprakları sararmaya, sokak aralarını  oduncu testerelerinin sesleri doldurmaya başlamıştı. Kadınlar  evlerin arka  bahçelerinde imece  usulü tarhanalar  karmaya, Pazardan alınan, bağ bozumundan getirilen domateslerle  salça yapmaya, turşular kurmaya başlamışlardı. Cumhuriyet meydanının  köşesinde yer tutmuş olan kestaneci Hurşit kestaneleri kavurmaya,  Pazar yerinde Balıkçı Vasfi palamutları çifti 2.5 liradan satmaya başlamıştı. Çocuklar sokaklarına dönmüştü; kimileri topaç çevirirken, kimileri misket yuvarlıyordu.   Akşamüstleri ise Kuştepesi’nden bırakılan çubuklu uçurtmalar gökyüzünü süslüyordu. Kısacası tüm bu yaşananlar yaz mevsiminin  sona erdiğini anlatır gibiydi.   Okulların açılmasına kısa bir süre kalmıştı, yeni  heyecanlar  çocukların gözlerinden okunuyordu. B... Devamı