04 04 2015

Kadrini Seng-i Musallada Bilmek / Ali ŞAHİN

Ünlü Divan şairimiz Baki, Şeyhülislâm olmak istedi ama bu isteğine ulaşamadan öldü. «Şairler Sultanı» diye anılan Baki'nin cenazesine bütün devlet büyükleri, tanınmış adamlar katıldı. Şeyhülislâm Sunullah Efendi'nin, musalla taşında şairin tabutunun önünde onun şu dizelerini söylediği anlatılır: «Kadrini sengi musallada bilüp ey Baki Durup el bağlayalar karşında yaran saf saf» (Ey Baki! Dostların senin değerini [ancak] musalla taşında anladılar ve karşında sıra sıra el bağladılar). Günümüzde halen yaşama gafletinde bulunan dünyada da ünlenmiş, dışarıda ünlendiği ile doğru orantılı olarak içerde karalanmaya çalışılmış bir çok ozan ve yazarımız, MEB tarafında ozan ve yazar olarak Hüsn-ü kabul görmüyor; bunların yapıtları da MEB Temel Eserleri arasına giremiyor.(ad verip polemik yaratmak istemiyorum.) Demek ki bunların da kadri “Taht misali O musalla taşında bir namazlık saltanat”tan sonra anlaşılacak. Hoş o zaman da değeri anlaşılamayanlar az değil ama. 18 Temmuz 2005 Devamı

08 01 2013

Şeker Portakalı güneşi uyandırdı mı?

Şeker Portakalı güneşi uyandırdı mı? |  görsel 1

   Şeker Portakalı güneşi uyandırdı mı? Melek Özlem Sezer Bir zamanlar çok sevilen bir televizyon programı vardı: Bir Kelime, Bir İşlem. MEB’de kimilerinin aklında kalmış demek, olur olmaz oynayıp duruyorlar. Ama oyunu yanlış anımsadıkları için yanlış oynuyorlar. Kitapları rastgele karıştırıp içinden cımbızla kelime seçip, işlem budur diyorlar. Son olarak 1968 yılından beri tüm dünyada çok sevilerek okunan Şeker Portakalı’nın başına geldi bu tuhaf işlem. Portakalı soydum başucuma koydum, ben bir tuhaflık uydurdum, duma duma dum! MEB okuma kültürünün gelişmesi için okuma çalıştayları düzenliyor, bildirgeler yayınlıyor ama işlemlerini kendi içindeki tutarsızlıklardan kurtaramıyor. MEB’in 100 Temel Eser listesi içinde yer alan “Şeker Portakalı”nı okuttuğu için 7. Sınıf Türkçe öğretmenine soruşturma açılıyor. Neden? Bir veli hayatta hiç argo duymadığı için birkaç sözcük yüzünden şok olmuş. Zeze’ye bu sözcükleri kullanmaması yönünde yapılan telkinler de şoku aşmasına yetmemiş. Soruşturma açılmasını istemiş. Bir başka derdi ise kitabın Türk örf ve adetlerine uygun olmaması imiş. Ki Brezilyalı bir yazarın ilk derdi kuşkusuz Türk örflerini araştırmak olmalıydı. Ve dillerine pelesenk ettikleri “evrensellik” ilkesinin karşılığı da burada aranmalıydı. Oysa Jose Mauro de Vasconcelos’un “Şeker Portakalı” yoksul bir ailenin yaşamıyla birlikte gözlerin en çok kapatıldığı evrensel bir meseleyi de anlatıyordu. Zeze’nin düşsel dünyası, hayatı ancak bir çocuğun cesaret edebileceği düşsel sınırsızlıkla yorumlaması ise yaratıcı zekâyı ortaya koyuyordu. Bu, yalnızca çocukların okuyacağı bir kitap değil.... Devamı

28 01 2007

Nazım Hikmet 105 Yaşında…

Nazım Hikmet 105 Yaşında…   Nazım Hikmet 15 Ocak 1902’de doğmuştu… Tam 105 yıl önce…Önümüzdeki hafta sayısız kutlamalarla onu anacağız. Benim için, Nazım Hikmet bir bütün... İnançları, düşüncesi, yaşamı, eylemleri, aşkları ve eseri bir bütündür. İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş yılları boyunca, onun şiirde gerçekleştirdiği devrimi yok sayıp , salt ideolojisiyle değerlendirip “düşman” gibi görenler ya da onu putlaştıranlar olduğu gibi, ideolojisini yok sayıp, şiirinin işlerine gelen bölümünü alıp onu yüceltenler oldu. Oysa, politik inançlarıyla, sanatsal yaratıcılığıyla ve cesaret örneği diye nitelediğim yaşamıyla o bir bütündü. Ulusal kimliğine tutkun yurtsever şairle , yaşamını enternasyonalizme adamış, dönemin tarihsel determinizmine meydan okuyan , ideal bir gelecek umuduna hep bağlı kalmış, bu düşüncelerinden asla ödün vermemiş şair bir bütündü. Komünist ve Yaratıcı Nazım Hikmet komünistti: Sömürüsüz, baskısız, adil, eşitlikçi, özgürlükçü, daha güzel, daha iyi, daha doğru bir dünya özlemiyle doluydu. Sınıfsız bir toplum özlemiyle yanıp tutuşuyordu. İdeal bir gelecek inancından hiç mi hiç vazgeçmeyecekti. Kendi deyişiyle “canı, kanı, eti, sinirleri, kafası ve yüreği olan toplumsal bir insandı.” Ancak idealize ettiği sistemin yanlışlarını, uygulamalardaki hataları eleştirmekten de geri kalmayacaktı. Nazım Hikmet yaratıcıydı: Kendinden önceki Türk ve dünya şiirini çok iyi biliyor; yeni şeyler söylemek için, yeni formlar gerektiğine inanıyordu. Sözlü edebiyat kaynaklarından, deyişlerin zenginliğinden , ses , ritim ve uyumlarından yararlanırken, Divan edebiyatının aruz, halk şiirinin hece kalıplarını kırıyordu. Canlı, yaşayan, dinamik, derin ,çok renkli , imge yüklü, müzik yüklü sözcüklerle, Türk şiirinin hem içeriğini , hem biçimini değiştirerek Türk şiirinde devrim yaratacaktı. Çalışkandı, en olumsuz koşullarda dahi hep üretecekti.   Aşık ve duygudaş O hep aşkla yaşadı, aşkla yazdı. Yap... Devamı