30 11 1999

KORE'DE ÖLEN BİR YEDEK SUBAYIMIZIN MENDERES'E SÖYLEDİKLE

MENDERES'İN VE 1960 İHTİLALİNİN YANLIŞ DEĞERLENDİRİLDİĞİ ŞU GÜNLERDE  BÖYLE BİR HATIRLATMA YAZISININ GELMESİNE SEVİNDİM.. O YILLARDA 18 YAŞINA BİLE HENÜZ GELMEMİŞ HATTA DOĞMAMIŞ TÜM TANIDIKLARINIZA GÖNDEREREK GERÇEKLERİ GÖRMELERİNE YARDIMCI OLUNUZ LUTFEN. BİZLER YAŞADIK VE UNUTAMADIK... BANU AVAR' DAN ALINAN BİR OKUR MEKTUBU Menderes neden idam edildi? Adnan Menderes İmralı Adası'nda 17 Eylül 1961'de sağlık muayenesini yapan doktor heyetinden sağlam raporu alındıktan sonra öğlen 13:21'de idam edildi. Adnan Menderes neyle suçlanmıştı? 1- Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek, 2- 6-7 Eylül Olayları'na önceden haberi olduğu halde müdahale etmemek, 3- Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak, 4- Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak, 5- Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak, 6- Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek 7- Kırşehir'i (DP'ye oy vermediği için{O.E.}) haksız olarak ilçe yapmak, 8- Yargı bağımsızlığının ihlal etmek, 9- Tahkikat Komisyonu'nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatmak, 10- CHP'nin mallarına "haksız" yere el koydurmak, Gibi nedenlerle. Peki bunlar idam cezası için yeterli mi? Bence hiçbir suçun cezası idam olamaz, idama tamamen karşıyım. Fakat Menderes de idama karşı mıydı? Elbette değil, 1951-1960 yılları arasında Menderes 43 kişinin idam kararına imza attı ve hepsi idam edildi. İdamların en dramatik olanı ise, 14 Nisan 1955'te casusluk suçundan idam edilen Hayati Karaşahin'di. İnfazı, Ankara Samanpazarı'nda halka açık olarak yapıldı. Suçu neydi? Rusya için casuslukyapmak Menderes'in ... Devamı

22 03 2012

Hurrem Sultan / Piyes / Orhan Asena (1)

HÜRREM SULTAN   KİŞİLER Hurrem Sultan Mihrimah Rüstem Paşa Şehzade Bayezit Şehzade Selim Kanunî Sultan Süleyman Şehzade Mustafa Şehzade Cihangir Ahmet Paşa Şair Yahya Şemsi Ağa Sayinur I. Ulak II. Ulak I. Asi II. Ası III. Asi Saray İç Oğlanı (Topkapı) Saray İç Oğlanı (Amasya) Kapı Kethüdaları - Meşaleciler - Şamdancılar - Asiler... BİRİNCİ PERDE PERDE: l SAHNE: l SAHNE: Kanunî’nin sarayında bir salon, bir ikindi sonrası. Dışardan uğultu halinde gürültüler gelmektedir. Ara sıra top sesleri. Sahne ilkin boştur. Sonra Mihrimah Sultan'la, kocası Rüstem yukarıdan, Hurrem Sultan ise sağdaki has odasından çıkar. Hurrem endişeli adımlarla pencerelere doğru yürürken, Mihrimah'la Rüstem, Osmanlı geleneğince saygı duruşu gösterirler. HURREM— (Atlas perdeleri aralar, dışarıyı seyreder, konuşmaz.) MİHRİMAH— (Annesini taklit eder, o da atlas perdenin öteki ucundan dışarıyı seyreder.) Rüstem az uzakta kalmıştır. Bu sessiz oyun bir an sürer. HURREM— (Birden dudaklarından dökülüyormuş gibi.) Korkuyorum! Sessizlik. Üçü birbirine bakar. RÜSTEM— (Bir adım ilerler, hürmetkar.) Sultanım. HURREM— (Bir sayıklama halinde.) Ben, Osmanlı sarayının birinci hasekisi Padişahımız efendimizin birinci kadını ben, korkuyorum. MİHRİMAH— (Şaşırmış, annesine bakar.) Kimden? Niçin? (Perdeleri daha da açar.) Bu sesler zaferin müjdecisi Sultanım. (Bir top sesi) Bu top sesleri Padişahımız efendimizin dönüşünü müjdeliyor. Onun dört düvel üzere kazanmış olduğu büyük gazayı kutluyor. RÜSTEM— (Hurrem'in korkusundan çıkarına bazı şeyler yakalamaya çalışır gibi) Macar seferi hele şerefli bir sona erdi. Derler ki Ferdinand bu ... Devamı

22 03 2012

Hurrem Sultan / Piyes / Orhan Asena (2)

  PERDE: II SAHNE: II Hünkârın arz odasında divan, üçüncü vezir, Eğri'de bulunduğundan hünkâr ikinci vezirle beraberdir. Kanunî, Ahmet Paşa, sonra Rüstem. KANUNΗ (Ahmet Paşa'ya) Eğri'den dönerken daha neler gördün Paşa? AHMET PAŞA — Pek çok şeyler hünkârım. İllâ hiçbiri Şehzade Selim'in Edirne'de inşa ettirmiş oldukları o muhteşem camii şerifi kadar beni hayretler içinde bırakmadı. Sinan'ın bir harikası. KANUNΗ (Ahmet Paşa'nın sözünü keser.) Halkı nasıl buldunuz, halkı? AHMET PAŞA — (Şaşırmıştır.) Halkı mı? KANUNÎ — (Acı bir gülüşle) Evet. Selim'in adaletine, Selim'in hamiyetine bırakmış olduğum halkı? AHMET PAŞA — (Susar.) KANUNΗ (Aynı acı gülüşle) Susarsınız. Demek söylemeye değer bir şey yok? (Öksürük) Bir insan gönlünü âbad etmeyen, Tanrı'nın gönlünü âbad etmek diler öyle mi? (Üzüntülü) Korkarım Paşa benim hazinemle, Sinan'ın dehasıyla ortaya çıkan bu eserden gayri şehzadeyi yâd ettirecek hiçbir iz kalmaya gelecek nesiller üzerinde? AHMET PAŞA — Hünkârım, şehzademiz için acele hüküm vermekten sakınırız. KANUNÎ — Tarih sabırsızdır paşa, tarih çok sabırsızdır. Uzun boylu bekleyemez. (Bir an durur, sonra gururlu) Allaha şü¬kür ki Mustafamız var. Rüstem Paşa, dipteki kapıdan girer, hünkârın eteklerini öper, sonra ayakta boyun kırıp bekler. KANUNΗ (Onu kaldırır, yer gösterip oturtur.) Seni bekler¬dik sadrazam paşa. Divanı açabiliriz. Ne haberlerin var? RÜSTEM — Haberler kötü hünkârım. Demeye cesaret edemem. KANUN... Devamı

22 03 2012

Hurrem Sultan / Piyes / Orhan Asena (3)

  PERDE: III SAHNE: IV Evvelkiler, Sayinur. MUSTAFA — Gel, gel kadınım, gel. Sana şiirde de insanlıkta da kendisinden feyz aldığım üstadım Yahya'yı tanıtayım. YAHYA — (Sevgi ile eğilir.) Şehzadem iltifat ederler, biz beraber başlamıştık. MUSTAFA — Beraber başlamıştık, doğru. Lakin o bizi çok aştı, yoldaşımız iken üstadımız oldu. SAYİNUR — Efendimiz bana çok korkunç şeyler söylediler: Rüstem Paşa yanınızdan çok hiddetli ayrılmış, ya maazallah hünkârımız efendimize hakkınızda yazarsa? MUSTAFA — (Sinirli) Hakkımızda yazarsa mı? (Karısına karşı müşfik) Siz de mi bunun tasasını çekersiniz? Demek Sultan Süleyman'ın şehzadesinin hayatı bu kadar teminatsız görünür size? Herkese... Bir Rüstem Paşa gelmekle herkes cellâdın satırını boynumda görür. Yoo, eğer gerçekten böyle ise, ben ölmeliyim, bin defa ölmeliydim şimdiye kadar. Bin defa, arımdan. SAYİNUR — (Ağlayarak Mustafa'nın ayaklarına kapanır.) Efendimiz, yalvarırım size efendimiz paşa ile barışınız. MUSTAFA — (Onu tutup kaldırır.) Kalk kadın, Allah'a şükür ben henüz bu kadar alçalmadım. Siz henüz bu kadar düşmediniz! İstikbale güvenle bakabiliriz henüz. (Balkonun nihayetine doğru gider, oradan dışarıyı seyreder.) Bir memleket düşünürüm: İnsanları daha yürekten sever, kardeşin kardeşten korkusu yok, hükümdarın hakkı tabaanın hakkından yeğ tutulmaz. Herkesin hakkı diğerinin hakkı ile sınırlanmış. Bir memleket düşünürüm. Herkes ne kadar insansa, o kadar saygı görür, hudutta bekleyen asker, ne için beklediğini, kimi beklediğini bilir. Bilir ki burada uğruna ölmek zorunda olduğu şey bir hükümdarın imtiyazı değil, kendi haklarıdır. Yaşamak ve sevmek hakkı. Hükümda... Devamı

22 03 2012

Hurrem Sultan / Piyes / Orhan Asena (4)

  DÖRDÜNCÜ PERDE SAHNE: l Hurrem, Mihrimah, Rüstem. Kanunî'nin sarayında bir salon. Sağda hünkârın arz odası. Solda Hurrem'in has odası. Perde açıldığı zaman ışıklar yalnız has odasını aydınlatır. RÜSTEM — (Girer.) Hünkâr beni kabul etmedi. İlk defadır ki kapısından çeviriyor beni. HURREM — (Aynı Rüstem'in ses tonuyla) İlk defadır ki günler geceler geçiyor, hünkâr beni aramıyor. MİHRİMAH — Odasına kapanmış, Cihangir'den başka hiç kimseye ihtiyacı yok. RÜSTEM— Şehzade ne kadarını biliyor acaba? HURREM— Hiçbir şey, ya da hepsini. Bazen bakışları bir kartalın atmacaya saldırışı gibi saldırıyor üstüme... Gözlerinde beni itham eden bir parıltı yakalar gibi oluyorum. Bu kısacık bir an sürüyor. Hemen arkasından hem de sebepsiz bir coşkunlukla boynuma sarılıveriyor. RÜSTEM — Ya her şey... Ya hiçbir şey... HURREM— Dün göğsümde ağladı. MİHRİMAH— Ağladı ha? HURREM— Bir çocuk gibi... Ara sıra ürpertiler geçirerek. MİHRİMAH— Şehzade Mustafa'yı pek severdi. HURREM— O herkesi sever, ölesiye sever. Bu sevgi beni korkutuyor. MİHRİMAH — Acaba buna bir vicdan azabı diyebilir miyiz valide? HURREM— Vicdan azabı mı dedin? MİHRİMAH— Yüzlerimiz sapsarı. Neden korkuyoruz? Kimden korkuyoruz? RÜSTEM— Şehzade henüz yaşıyor. MİHRİMAH — (Dalgın) Şehzade henüz yaşıyor, biz ise evhamlarla boğuşuyoruz. RÜSTEM— O her zaman kuvvetliydi, (O kâbus içinde yaşıyor gibi) onu kışkırtıyordum, niçin bilmem, mütemadiyen kışkırtıyordum. Elindeydim, beni öldürebilirdi. Galiba beni öldürmesini istiyordum. Bunu sonralar çok düşündüm, gerçekten &oum... Devamı

22 03 2012

Hurrem Sultan / Piyes / Orhan Asena (5)

  BEŞİNCİ PERDE SAHNE: l Sahne: Kanunî'nin sarayında salon. Üç gün sonra bir sabah. Sabah ışıkları vitraylı pencerelerden içeriye süzülmekte. Dışardan galeyan halindeki halkın anlamsız bir uğultu halinde sesleri gelmekte. Salonda Hurrem, Rüstem ve Mihrimah vardır. Birbirlerinden aralıklı durmuşlardır. Huzursuzluk ve korku yüzlerinin ifadesinde aşikârdır. MİHRİMAH — (Dışardaki gürültülere karşı kulaklarını tıkamıştır.) Üç gündür aç kurtlar gibi uluyorlar. HURREM — (Korkusunu gizlemeye çalışarak) Halk ne istediğini bilmez. RÜSTEM — (Acı bir gülüşle) Bu halk, bu defa ne istediğini biliyor sultanım. Şehzade Mustafa'nın kanının bedelini isterler, yani kellemi. (Pencereyi aralar.) Dinleyin. DIŞARDAN SESLER — Mustafa Han, Mustafa Han... (Bu sesler daha çok bir ağıt edasıyla aksedecektir.) MİHRİMAH — (Sinirli) Üç gün üç gecedir uyku tutmaz gözlerimiz. Ne bizim ne de onların. Bu adamlar geceleri olsun uyumazlar mı? (Rüstem sokulur.) RÜSTEM— İntikam uyumaz. (Bir an durur sonra ileri doğru bir çıkış yapar.) HURREM — (Durgun) Ve hünkâr hâlâ onları hiç görmez hiç duymaz gibi davranır. MİHRİMAH— Bir sessiz isyan bu... Silâhsız bir ayaklanış... Hâlâ kimse karşı durmak istemez. RÜSTEM — Kim karşı duracak? Hünkâr bizimkinden ayrı bir dünya içinde yaşar sanki. Onun dünyasında ne bize yer var, ne de şu çılgın insanlara... Onun dünyasında bir büyük sessizlik, bir ölüm sessizliği... Kimin haddine onu inzivasından çekip çıkarmak? Kimin haddine onun uyumakta olan gazabını yeniden uyandırmak? MİHRİMAH— Bunu ancak Cihangir yapabilir? HURREM — (Bir yerine bir ... Devamı

09 03 2012

Zeynep Altıok: ‘Sivas’ın külleri hiçbir zaman soğumuyor’

Zeynep Altıok: ‘Sivas’ın külleri hiçbir zaman soğumuyor’ |  görsel 1

Zeynep Altıok: ‘Sivas’ın külleri hiçbir zaman soğumuyor’ <_script /> $(window).load(function() { var resimParent = $(".haber .makale-resim"); var resim = $(".haber .makale-resim img"); var haber = $(".haber"); if (haber.width() - resim.width() > 160) { resimParent.css('width', resim.attr('width')); resimParent.css('margin-left', '20px'); resimParent.css('margin-bottom', '20px'); resimParent.css('float', 'right'); } }); <_script /> “Ben de bu ülkenin bir vatandaşıyım. Ne yapmış olabilirim bu ülkeye ki beni bu kadar cezalandırıyor ve tekrar tekrar acımadan cezalandırıyor?” Sivas Katliamı'nda babası Metin Altıok’u kaybeden Zeynep Altıok Akatlı ile zamanaşımına uğraması gündeme gelen dava sürecini konuştuk. Zeynep Altıok Akatlı, insanlığını kaybetmeyen herkesin canını yakan Sivas Katliamında babası Metin Altıok’u kaybetti. Akatlı ile, hem kaybettiği babası Metin Altıok’u, hem de yaklaşık 20 yıldır süren skandallarla dolu dava sürecinin zamanaşımına uğrama ihtimalini konuştuk. soL: Türkiye’nin yakın tarihinin en büyük vahşetlerinden biri olan Sivas Katliamı davasının zaman aşımına bugün itibariyle sadece 5 gün kaldı. Öncelikle baştan sona türlü hukuk skandallarını beraberinde getiren davanın geldiği bu aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Zeynep Altıok Akatlı: Dediğiniz gibi Sivas Katliamı yakın tarihin en büyük, en vahşi katliamlarından birisi olarak tarihin kara sayfalardan birinde yerini aldı. Yine daha yakın bir tarihte yaşanan Uludere Katliamında da en az bu katliam kadar büyük bir vahşete tanık olduk. Bu katliamı yaşayanlar bizim yaşadıklarımızın benzerini çok yakın bir şekilde yaşamış oldular. Uludere’yi hatırlatmamın amacı kısaca şunu söy... Devamı

09 03 2012

Kılıçdaroğlu 'din algısı'nı böyle mi değiştirecek?

Kılıçdaroğlu 'din algısı'nı böyle mi değiştirecek?  |  görsel 1

"Siyasi Hayatımı Feda Etmeye Hazırım" Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı "Siyaset Meydanı Özel" programında Ali Kırca'nın sorularını yanıtladı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt meselesinin çözümüne ilişkin "Bu ülkenin çıkarları eğer siyasî hayatımın sonlandırılmasını uygun görürse ben siyasi hayatımı bu ülke için feda etmeye hazırım. Her türlü riski alırım. Yeter ki bu ülkenin çıkarları, birliği, bütünlüğü korunsun" dedi. Kılıçdaroğlu, Sky Türk 360 televizyonunda katıldığı "Siyaset Meydanı Özel" programında Ali Kırca'nın sorularını yanıtladı. "Kürt meselesinin çözümünde nereye kadar risk alırsınız?" şeklindeki soru üzerine de Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: "Bu ülkenin çıkarları eğer siyasî hayatımın sonlandırılmasını uygun görürse ben siyasî hayatımı bu ülke için feda etmeye hazırım. Her türlü riski alırım. Yeter ki bu ülkenin çıkarları, birliği, bütünlüğü korunsun. Barışı bu coğrafyada egemen kılmak zorundayız. Bu coğrafyada çatışma, 21. yüzyılın Türkiye'sine yakışmıyor. 21. yüzyılın Türkiye'sinin siyaset kurumu, bu sorunu çözmeye hazır olmalıdır. Eğer hazır değilse iktidarda da olmamalıdır. Ölen, bizim insanımız. Kan kaybeden, bizim insanımız. Biz kendi insanımıza, kendi ülkemizin çıkarlarına sahip çıkacağız. Bunu yapabilirsek bu coğrafyada güçlü oluruz" CHP'de yakın zamanda iki kurultay yaşandığını anımsatan Kılıçdaroğlu, yeni CHP'nin; halka güven veren, halkın partisi olan bir CHP olduğunu belirterek parti içerisinde demokrasiyi sağladıklarını, bunu, t&u... Devamı

01 03 2012

100 Temel Eser Polemiği

100 Temel Eser Polemiği 100 Temel Eser Polemiği  27.06.2005    Milli Eğitim Bakanlığı'nın her uygulaması polemik konusu. Şimdi de ilköğretim öğrencileri için belirlenen 100 temel eser tartışmaların odağında. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), ilköğretim öğrencileri için tavsiye ettiği “100 Temel Eser”e yaşayan hiçbir yazarın kitabının dahil edilmemesi, çocuk edebiyatı uzmanları ve yazarlarının tepkisini çekti. MEB Müsteşarı Necat Birinci’nin “polemik konusu olmaması” için yaşayan yazarların eserlerine listede yer verilmediğini açıklaması ayrı bir polemiği de gündeme getirdi. Çocuk edebiyatçıları, uygulamanın mantığını izah edemediklerini belirterek, seçilen kitapların bugünün çocuklarına seslenmekten uzak olduğu noktasında birleşiyor ve uygulamanın ülkemizde yeni filizlenen çocuk edebiyatını yoksullaştıracağını düşünüyorlar. Çocuk kitapları yazarı Aytül Akal listede adı geçen Pertev Naili Boratav, Tahir Alangu, Kemalettin Tuğcu gibi isimlerin çocukları tek kanatlı bırakacağı görüşünde: “Bundan elli yıl önceki ortamdaki çocuklarla günümüz ortamında büyüyen çocuğa ancak günümüz çocuk edebiyatı yazar ve şairleri seslenebilir. 50 ya da 300 yıl önceki çocukların beklentileriyle şimdiki çocukları koşut tutmak, çocuğu tanımak adına bilgisizliktir.” Çocukların genel kültürünü, düşünce yapısını geliştirmek, onları iyi okur yapmak maksadıyla hazırlanan listeye tepki gösterenler, listedeki kitapların çoğunun günümüz çocuklarına seslenmediği konusunda hemfikir. Çocuk kitapları yazarı Aytül Akal listede adı geçen Pertev... Devamı

01 03 2012

Cumhuriyet Döneminde Türk Resim Sanatı

Cumhuriyet Döneminde Türk Resim Sanatı |  görsel 1

Cumhuriyet Dönemi Türk sanatı   Cumhuriyet Döneminde Türk Resim Sanatı 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet, İtalyan sanatçı Gentile Bellini'yi bugün Londra National Gallery'de sergilenen kendi portresini yaptırtmak üzere çağırmasına rağmen Batı tarzı resim, Osmanlı İmparatorluğu'nda benimsenmemiş bunun yerini genelde minyatür sanatı almıştır. Geçen süre zarfında Osmanlı İmparatorluğu'na gelerek çalışmalarda bulunan Batılı bazı sanatçıların olduğu bilinse de bu sanatçıların saray ve çevresinden büyük destek gördükleri dönem, Osmanlı'nın Avrupa ile ilişkilerini arttırdığı Batılılaşma dönemi olmuştur. Ayrıca Osmanlı minyatür sanatının geleneksel çizgisinden ayrılmaya başlaması da yine aynı döneme rastlamaktadır. 18. yüzyıl, Osmanlı sanatı açısından bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Bu yüzyılda ülkemizde yabancı sanatçıların resim ve mimari alanında etkinlikleri sürerken III. Selim(1789-1807) dönemi ıslahatları arasında Batı yöntemlerine uygun eğitim yapan askeri okulların kurulması kararlaştırılmıştır. Bunlardan 1794 yılında eğitime başlayan Mühendishane-i Berîi Hümayun adını taşıyan askeri okulda askeri amaçlı ilk resim dersleri verilmeye başlanmış, fakat bu dersler içinde perspektif, ışık-gölge gibi kurallar da yer almıştır. III. Selim'in başlattığı ıslahata II. Mahmud(1808-1839) devam etmiş ve yine çağdaş anlamda eğitim veren Harbiye, Tıbbiye, Bahriye gibi askeri okullar açılmıştır. II. Mahmud, aynı zamanda kendi resmini çoğaltarak devlet dairelerine astırarak yeni bir geleneğin başlatıcısı da olmuştur. Askeri okullarda eğitim gören ve resim yapmaya ilgi duymuş olan sanat&... Devamı

29 02 2012

3 MART PANELİNE DAVET

  3 MART PANELİNE DAVET   EĞİTİM VE BİLİM İŞGÖRENLERİ SENDİKASI KASTAMONU İL TEMSİLCİLİĞİ Belediye Cad. Özkendirci İş Merkezi Kat 4 No:14 KASTAMONU Tel: 0 535 323 97 65 3 MART PANELİNE DAVET             Mustafa Kemal ATATÜRK öncülüğünde gerçekleştirilen Cumhuriyet devriminin en önemli aşamalarından biri 3 Mart 1924’te gerçekleştirilmiştir.             Bu tarihte Halifelik, Şeriye ve Evkaf Vekâleti ile Erkân-ı Harbiye Vekâleti kaldırılmış, Osmanlı hanedanı mensupları yurtdışına çıkartılmış ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) kabul edilmiştir.             Söz konusu devrim yasaları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal ve laik temellere dayanan çağdaş bir devlet olarak yapılanması sağlanmıştır. Ulusal egemenlik ile bağdaşmayan ve toplumsal gelişmenin önünde engel olan çağdışı kurumların kaldırılarak devlet ve toplumsal düzenin akla ve bilime dayalı ilkelerce düzenlenmesinin yolunun açılması, böylelikle “sultanın kulu”nun yerini cumhuriyetin özgür yurttaşının, ümmet toplumunun yerini ise modern ulusun aldığı büyük bir toplumsal devrimin gerçekleşmesi söz konusu olmuştur. Öğretim birliğini sağlayan Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun ulusal bütünlüğümüzün oluşmasında, ulusal kimliğimizin ve ulusal bilincimizin gelişmesinde önemi son derece büyüktür. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun gerekçesinde “Bir devletin kültür ve genel eğitim siyasetinde, ulusun düşünce ve duygu yönünden birliğini sağlamak için, öğretimin birleştir... Devamı

29 02 2012

Gülen cemaati yeni bir muhafazakâr sınıf oluşumunu sağladı

'Gülen cemaati yeni bir muhafazakâr sınıf oluşumunu sağladı' 2012-02-28   ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan 'Türkiye: Arka plan ve ABD ile İlişkiler' başlıklı raporda, önemli değerlendirme ve iddialara yer verildi. T24 - ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan 'Türkiye: Arka plan ve ABD ile İlişkiler' başlıklı raporda, önemli değerlendirme ve iddialara yer verildi. Kongrenin Ortadoğu Uzmanı Jim Zanotti imzasını taşıyan 17 Ocak tarihli 46 sayfalık rapor, merkezin resmi internet sitesinde yayımlandı. Raporda, "Fethullah Gülen hareketi-cemaati, orta sınıf Türk toplumunda yaygınlaşarak yeni bir 'muhafazakar sınıf' oluşmasını sağladı." ifadeleri yer aldı.    Mahmut Gürer imzasıyla Akşam gazetesinde yayımlanan haber şöyle:   - Yeni anayasanın geleceğiyle ilgili olarak Türkiye'de kaygı yaratan husus, tek parti iktidarının güç kullanarak, kendi istediği gibi bir anayasa yapması... Buradaki soru işareti, yeni anayasa popüler liderlerin istediği yönde bir anayasa mı olacak, yoksa büyük bir konsensus gerçekleştirilerek, tüm ideolojik unsurları taşıyan bir yapı mı taşıyacak? Anayasayı, Türkiye'nin içinde bulunduğu mali durum, ulusal güvenlik kaygıları ve vatandaşların tepkilerinin şekillendireceğini söylemek mümkün. Bu nedenle konsensusa ihtiyaç var.   'Türkiye'de 10-20 milyon alevi var'   - Türkiye nüfusunun yüzde 15-20'lik bölümünü Kürt kökenliler oluşturuyor. AKP hükümeti, başlattığı demokratik açılım süreci kapsamında, çok sayıda adım attı. Bunlardan en önemlileri, Kürtçe'nin günlük hayatta, seçim kampanyalarında ve medyada kullanımı olarak ... Devamı

29 02 2012

“Ne şeriat ne darbe” sloganının sola indirdiği darbe

“Ne şeriat ne darbe” sloganının sola indirdiği darbe Ruşen Çakır - rcakir@gazetevatan.com O günleri yaşamamış olan bir kişi, 15. yılında 28 Şubat süreci hakkında yazılanlara, söylenenlere bakınca toplumun ezici bir çoğunluğunun TSK’nın siyasi sürece müdahalesine karşı olduğunu, hatta ona direndiğini düşünebilir. Halbuki gerçek farklıydı. Örneğin 28 Şubatçılar güçlü bir toplumsal desteğe sahiptiler. Ayrıca dişe dokunur bir direnişle de karşılaşmadılar. Hatırlıyorum, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı 9-11 Temmuz 1999 tarihlerinde düzenlediği 2. Abant Toplantısı’nın bir oturumunda 28 Şubat sürecini masaya yatırmak amacıyla “Türkiye’de devletten bağımsız sivil bir İslami hareket olmuş olsaydı, 28 Şubat sürecine karşı sivil itaatsizlik eylemleri düzenlenebilirdi” demiş ve anında Fethullah Gülen cemaatinin o tarihte etkin isimlerinden olan, vakfın eski başkanı Latif Erdoğan’ın hışmına uğramıştım. Erdoğan, 11 Temmuz 1999 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin kayıtlara geçirdiği gibi “Sen ne demek istiyorsun? Ayaklanma mı olması gerekirdi? Provoke mi ediyorsun?” diye gürlemişti lakin katılımcılar arasında Prof. Niyazi Öktem gibi, bu terimin anlamını ve Thoreau, Gandi gibi teorisyen ve uygulayıcılarını bilenler vardı da “sivil itaatsizlik”in ayaklanma değil pasif direnme anlamına geldiğini öğrenmiş oldu. ÖDP’nin kaçırdığı fırsat İslami kesimin 28 Şubat performansı üzerine epey yazıp konuştum, daha da yazarım fakat bugün solu, özellikle de sosyalist solu mercek altına almak istiyorum. Bu konuda elimizde çok çarpıcı ve hazin bir örnek var: Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP). Solun gerçekten birbirinden farklı kesimlerinin biraraya gelmesiyle 23 Ocak 1996’... Devamı

29 02 2012

Mehmet Şevket Eygi'nin 28 Şubat Manifestosu (!)

Sahte dindarlar 28 ŞUBAT 2012 SAL 02:50 [-] Normal [+] Gündem Tavsiye Et Yazdır   Yorum Yaz   Camiler sabah namazlarında boş, hattâ bomboş ama Türkiye'miz sahte dindar kaynıyor. Sabah namazlarında mü'minleri camilere namaz kılmaya müezzinler mi çağırıyor? Hâşâ!.. Allah çağırtıyor. Peki niçin bunca mü'min, bunca Müslüman bu çağrıya uyup namaz kılmıyor? Devlet büyüklerinden bir ekselans filan sabah filan camiye gidip namaz kılacak dense ne olur?.. Birtakım adamlar erkenden kalkıp, en güzel elbiselerini giyip, lüks otomobillerine binerek o camiye gitmezler mi? Cami lebâleb dolmaz mı? Sahte dindarlar izdihamdan birbirini çiğnemez mi? Maalesef ülkemizde gerçek dindar az, sahte dindar çoktur. Dindarlık sadece abdest alıp namaz kılmakla olmaz. Kişinin gerçek veya sahte dindar olduğu para, maddî menfaat, ikbal karşısındaki durumundan ve tutumundan anlaşılır. Haram yiyen kişi, beş vakit namaza beş vakit daha katsa gerçek dindar değil, sahte dindardır, münafıktır. Gerçek dindar yalan söylemez. Emanete hıyanet etmez. Halkı aldatmaz. Gayr-i meşru haram, kara, kirli, necis servet edinmez. Gerçek dindar İslam, Kur'an, Peygamber (Salat ve selam olsun ona) ahlakıyla ahlaklıdır. Gerçek dindarın faziletlerini düşmanları da kabul, tasdik ve teslim eder. Gerçek dindara herkes güvenir. Gerçek dindar ihlaslıdır, gösteriş ve rant için ibadet etmez. Gerçek dindar ribaya bulaşmaz. Gerçek dindar âqil ve bilge kişidir. Gerçek dindar adaletli, İnsaflı, vicdanlıdır. Bir arivist ne kadar namaz kılarsa kılsın asla gerçek dindar olamaz. Gerçek ... Devamı

28 02 2012

İnce Memed, Yaşar Kemal'in Kanlısı / HAŞIM SÖYLEMEZ

  İnce Memed, Yaşar Kemal'in kanlısı   31 Temmuz 1999 / HAŞIM SÖYLEMEZ, Yaşar Kemal'in "İnce Memed" romanını duymayanınız yoktur. Bu roman bir zamanlar yok satmış ve hâlâ piyasada alıcı bulan ender eserlerden. Romanın yazarı Yaşar Kemal, bu roman sayesinde sadece Türkiye'de değil dünyada da tanınan edebiyatçılar arasına girdi. Roman başta Fransızca olmak üzere birçok yabancı dile çevirilip, satışa sunuldu. İnce Memed, sıradan bir romandan çok sosyolojik tahliller yapan, ideolojik mesajlar içeren ve aynı zamanda tarihi bir roman. Yer zaman ve kişiler, yazarın da iddia ettiği gibi gerçek hayattan alınmış. Ancak Yaşar Kemal gerçek olan hikayeyi kendi fikirleri ve görüşleri doğrultusunda Marksist bir felsefeye dayandırarak yazdığı için gerçekleri saptırarak kurgulamış romanını. Yapılan araştırmalar ise kitaptaki İnce Memed'in gerçek İnce Memed'in hayatı ile uyuşmadığı, hatta tam tersi olduğunu ortaya çıkardı. Gerçek hayattaki İnce Memed, yoksul köylünün hakları için toprak ağalarına karşı mücadele etmiş biri değil, aksine bir toprak ağası tarafından diğer toprak ağalarına karşı kullanılmak üzere dağa çıkarılmış bir eşkıya imiş. Daha da ilginci Yaşar Kemal'e edebiyat alanında büyük ün kazandıran İnce Memed, Yaşar Kemal'in aşiretiyle kan davalı imiş ve İnce Memed'i pusuya düşürüp öldürten Yaşar Kemal'in "Alo" lakaplı akrabasıymış. Bu tarihî gerçeği konu üzerine incelemelerde bulunan araştırmacı–tarihçi Cezmi Yurtsever belgeleriyle birlikte ortaya koyuyor. Peki İnce Memed aslında kimdi? Gerçek hikayesi nasıldı ve Yaşar Kemal onu nasıl yazdı? Bu soruların cevapları için olayı bir tarih süzgecinden geçirmek lazım. Araştırmacı ... Devamı

28 02 2012

Yaşar Kemal'in İnce Memed Romanı / Bülent Sakça

  Yaşar Kemal'in İnce Memed Romanı Bülent Sakça    I. İnce Memed Romanının Konusu   Yaşar Kemal’in İnce Memed adlı romanı başkaldıran, mecbur insanın destanıdır. Romanın baş kahramanı olan Memed, kişisel öcünü alır, fakat köylüler onun yakasını bırakmaz. İnce Memed halkın yarattığı bir kahramandır, bu nedenle halkın rahatını sağlamaya, bolluk ve bereket kazandırmaya, haksızlıkları önlemeye mecburdur. Hükümetin yapamadığını halk kendi kahramanından bekler.   Cumhuriyetin ilk yılları olduğundan henüz bir kargaşa ortamı vardır. Köylü kendi kaderine terk edilmiş, eşraf ve ağalar toprak kazanma ve köylüyü sömürme yarışına girmiş, yöneticiler de eşraf ve ağalarla işbirliği yaparak, her biri bir yandan halkı ezmektedir. Bunlara karşı çıkmak için halkın önünde iki seçenek vardır: Ya bir kahramana ya da dinî bir lidere sığınmak. Bu kahramanı, olağanüstü özelliklerle süsleyerek kendilerine bir kurtuluş umudu yaratacaklardır. Hükümetin duyarsız kalması nedeniyle haksızlıkları önleme, zalimleri cezalandırma görevi soylu bir eşkıyaya, yani halkın kendi yarattığı bir kahramana, İnce Memed’e verilmiştir.   İnce Memed romanının en belirgin konusu ağaların yoksul halka yaptığı zorbalıklar, zulümlerdir. Romanda “zulüm, acımasızlık, sömürü, baskı, adaletsizlik, bencillik, toprak hırsı, acizlik, sahipsizlik” temaları çarpıcı bir biçimde işlenmiştir. İnce Memed romanındaki ağalar son derece zalim ve acımasızdır. Her yeni gelen ağa zalimlikte öncekinden bin kat daha beterdir. Hepsinin gözünü toprak hırsı bürümüştür. A... Devamı

28 02 2012

YAŞAR KEMAL'İN İNCE MEMED ROMANı ÜZERİNE 1

  İNCE MEMED (YAŞAR KEMAL) ROMAN ÖZETİ Yaşar Kemal   KİTABIN ADI : İnce Memed KİTABIN YAZARI : Yaşar Kemal YAYIN EVİ : Aka Kitabevi, İstanbul BASIM YILI : 1988 KİTABIN KONUSU : Anadolu halkının geri kalmışlığı, cahil bırakılmışlığı ve köy hayatının sefaleti.  KİTABIN ÖZETİ  Toroslar'dan Akdeniz'e uzanan Dikenliözü'ndeki beş köyden birisi Değirmenoluk'tur. Bu köyün insanları köylerinden dışarıya çıkmazlar. Onun için buraların kendine has kanun ve töreleri vardır. Bu kanun ve töreleri Abdi Ağa koyar ve uygular. Dışarıdan kimse gelmez ve karışmaz. Köyün yağız delikanlılarından Memed günlerdir Abdi Ağa'nın tarlasını sürmektedir. Artık dayanamayacağını anlayınca herşeyi bırakıp Kemse Köyü'ne gider ve Süleyman'a sığınır. Memed'in bu yaptığı aslında bütün köy ahalisinin hayalidir. Memed kışı Kesme Köyü'nde geçirir. Anasını ve köyünü özlemiş olmasına rağmen dönmemekte kararlıdır. Bir gün köyden bir tanıdık onu görür ve bu haberi hemen Abdi Ağa'ya yetiştirir. Bunu öğrenen Abdi Ağa Süleyman'ın kapısına dikilir ve Memed alıp köye götürür. O yaz Memed hasatı yapar ve Abdi Ağa'nın topraklarını sürer. Abdi Ağa ise ceza olarak ona hasatın beşte birini verir. O kış Memed ve anası çok zorluk çekerler.  Memed arkadaşı Mustafa ile ilk defa kasabaya giderler. Yolda iyi, mert bir eşkiya olan ve hayranlık duydukları Kara Ahmet'le karşılaşırlar. Kasabadaki yaşam Memed'i çok etkiler. Ağaların olmadığı herkesin hür olduğu bu hayat özlemiyle Memed sevgilisi Hatçe'yi kaçırmak için köye gider ve barber kaçarlar. Abdi Ağa'nın yeğeninin nişanlısı olan Hatçe ile Meme... Devamı

28 02 2012

Belki

Belki |  görsel 1

Belki de yağmura... ...Kaynak : bikter-ben.blogcu.com Devamı

28 02 2012

Oylum Yılmaz'ın ilk kitabı 'Cadı'

  Yetişkinlere cadı masalı 20/01/2012 Yazı Boyutu Oylum Yılmaz'ın ilk kitabı 'Cadı', kadın kalbinin dehlizlerine dalıyor, dipsiz tekin olmayan sulara atlıyor, bazen ışıksız bırakıyor, göz gözü görmez oluyor Cadı , bir dönem Radikal Kitap ın editörlüğünü de yapan Oylum Yılmaz ın ilk kitabı. MELİSA KESMEZArşivi     Düş bulutu… Bir kitabı bitirip diğerlerinin yanına bırakmadan önce, tam o veda anında bir -en fazla iki- kelimenin peşine düşerim. Sayfalarca anlatılagelenin aklımın süzgecinden geçip bana ne bıraktığına bakarım. Çok değil, bir çift kelimedir aradığım. Çok olanı aza indirgemek değildir bu, yaftalamak hiç değil… Oyun, daha çok. Kitaplardan bana yadigar kalan kelimeleri biriktirmek bir kenarda. Şahsi kelime kumbaram yani bir anlamda. Oylum Yılmaz’ın ilk kitabı ‘Cadı’yı bir oturuşta okuyup, kapağını kapamadan az evvel, yine yazarın kendisinden ödünç alıp heybeme attığım şu iki kelime düştü aklıma: düş bulutu… Rüyasıyla gerçeği ayırt edilemez, bir düş bulutu çünkü ‘Cadı’… Okuru uykuyla uyanıklık arasındaki o efsunlu anda tutan, şiirle flört eden diliyle bu hissi durmaksızın köpürten, tam ayağımızı sağlam bir yere bastık sanarken haylaz bir manevrayla altımızdan tüm zeminleri kaydıran, gerçekle rüya arasında bir yerde asılı bir hik&ac... Devamı

28 02 2012

YURT İÇİN SEVDALIYIZ ÖLÜME

dinleyin dinleyin dinleyin - yurdumun köyleri - gecekondular - yanı başımda bir kuytuda -- devrim türkü söylerken/bizi lanetlediler öteden/biraz ötede sergilerlerken afişlerde çıplak kadınlar kadınlar/işte o kadınlar bunlar da «bizim kadınlarımız» yürekte yara cepte para kadınlarımız... dinleyin/ dinleyin/ dinleyin yurdumun çocukları kendi avuçlarınızı koklayın önce en temiz sevi en temiz ter emek orada/ekmek orada orada elele/yürek yüreğe mutluluk halkın çoğulunda... biliyorum/biliyorsun/biliyoruz ölümü getirdiler yeniden yılmayın çocuklar, yılmayın bağlayın yüreklerinizi halka dalga dalga savrularak ekinlerce .devrilerek yücelin/yücelin /yücelin.. çiçeğe durdu bahçelerimiz bizim bahçelerimiz yurdumun güneşi ısıttı yağmuru suladı onları çiçekleri, can çiçekleri yurdumun çiçekleri çocuklarımız... sevdalıyız ulusça şimdi yurda sevdalı... sevdalıyız ulusça şimdi emeğe/ işe yurt için ölüme sevdalıyız yürekte ateş/ yürekte hız dinleyin/dinleyin/ dinleyin yurt için ölüme sevdalıyız... Savaş CANOĞUL (Bekir KOÇAK) (Yeni Toplum, Sayı: 12, Kasım 1976) Devamı

28 02 2012

Orhan Veli... Onu en iyi Oktay Rifat anlatır

  Çok âşık oldu; hiç evlenmedi 24/02/2012 Yazı Boyutu Türk şiirindeki büyük değişimi başlatanların başında gelir Orhan Veli... Onu en iyi Oktay Rifat anlatır: 'Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı' Orhan Veli SENNUR SEZERArşivi     Orhan Veli, şair denildiğinde kalabalıkların aklına ilk gelendir. Çünkü o: “Üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair”dir (Sait Faik).  Şiirlerinden bir örneğin lise son sınıf edebiyat kitaplarının son sayfasında yer aldığı yıllarda öğrenciler öğretmenin bu şiiri okutmasını özlemle beklerlerdi. Bu şiiri öğretmenler hiç okutmadı.  Yine de İstanbul şiirleri arasında en çok “İstanbul’u Dinliyorum Gözlerim Kapalı” hatırlanır.  Sait Faik, Orhan Veli’yi şöyle çizer: “İki incecik bacak, kısaca bir trençkot, kanarya sarısı bir kaşkol, müselles (üçgen) bir yüz, şişirilmiş bir göğse benzeyen bir sırt, -denebilirse- ergenlik bozuğu bir yüz: İşte görünüşte Orhan Veli.”  “Nüfus kağıdı” da denilen kimliğinin kopyasına göre, adı Ahmet Orhan’dır. Babasının... Devamı

28 02 2012

2012R İbrahim Yıldırım: Nişantaşı Suare

  2012R İbrahim Yıldırım: Nişantaşı Suare 'Gerçeklik' mi dediniz!.. 24/02/2012 Yazı Boyutu İbrahim Yıldırım 'Nişantaşı Suare'de belgesel roman nitelikleriyle oynuyor, gerçeklik üzerine kurgu yapıyor. Araya aile resimleri koyarak, inandırıcı bir gerçeklik duygusu uyandırıyor İbrahim Yıldırım ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKEArşivi       Bazı romanlar olayların orta yerinden başlar, bazıları ise en başından başlarlar anlatmaya. Edebiyat kuramı kavramlarıyla söylersek, birincisine ‘in media res’, ikincisine de ‘ab ovo’ denir. Örneğin Homeros, Truva savaşını anlattığı dev ‘İlyada’ destanına orta yerinden başlar ve geri dönüşlerle daha önce olanları da anlamamızı sağlar; oysa güzel Helen’in annesinin Tanrı Zeus tarafından hamile bırakılışından, başka deyişle, yumurtadan başlayabilirdi. Bir hikâyeyi anlatmaya yumurtadan başlamak, daha sonra gelecek olaylara neden olan özden başlamak anlamına gelir. Bu durumda olaylar, çizgisel olarak peş peşe ilerler. ‘Ab ovo’ başlangıç, bir insanı anlatmaya doğumundan, çocukluğundan ya da aile geçmişten başlayarak anlatır. Edebiyat tarihinin en ünlü ab ovo başlangıçlarından biri, Laurence Sterne’in “Tristam Shandy” adlı romanına aittir. Tristam kendi hayat öyküsünü anlatmaya adeta destanlarla alay edercesine başından, hatta doğumundan da önce, annesinin g... Devamı

28 02 2012

Muhteşem Yüzyıl / Celal Şengör

  Prof.Dr. Celal Şengör'ün- Muhteşem Yüzyıl için yazdıkları Bu toplumun hemen hiçbir değeri kalmadı: Tek değer, kişilerin ve/veya grupların hak etmedikleri şeylere uzanmak için olabilen her yolu denemesinin en makbul marifet sayılmasıdır. Türkiye rüşvet ve hırsızlıkta Avrupa birincisi, dünya dördüncüsüdür. Dünya ülkeleri arasında cahillik düzeyiyle en ön saflarda yer alıyor, dünya üniversiteleri arasında adı anılabilecek ilk 500 arasında hiçbir üniversitesi yoktur. Başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere devleti yönetenlerin hakkında bulunan suç dosyaları nedeniyle dünya birincisidir (Kemal Baytaş, Sözcü 13 Şubat 2011). İçeri atılan gazetecilerin sayısıyla dile gelen aykırı fikre tahammülde, nihayet İran ve Çin'in bile gerisine düşerek sondan birinciliği kaptı. Gün geçmiyor ki ırzına geçilen kadın, cinsiyet nedeniyle veya töre denen ahlaksızlıklar yüzünden öldürülen kız ve kadın haberleri gazetelerimizde, televizyonlarımızda yer almasın. En son öğrencilerimizi hatta devlete ait kurumlar ve devletin memurları eliyle harcamak, onların hayatlarını karartmak sıradan olay oldu, bunları yapan ve kötü niyetleri artık her gün dile gelen akıl ve beceri fakirleri devletin ve hükümetin güvencesi altına alındı. Tüm bunlar ne zaman oluyor? Muhafazakâr değerlerimizin şahlandığı, Atatürk'ün getirdiği akılcılıktan hızla uzaklaştığımız bir dönemde; Türkiye halkı tamamen keçileri kaçırdı mı, yoksa bu ahlaksızlıklar zümresi onun gerçek değerlerini mi yansıtıyor? Bence ne biri ne diğeri. Halk o kadar cahilleşti ki, yaptığı şeylerin veya kendisine yapılanların çoğunun ahlaks... Devamı

28 02 2012

CHP Ne Deve Ne Kuş Olabiliyor! Devekuşu Olmak En Kötüsü

  CHP Ne Deve Ne Kuş Olabiliyor! Devekuşu Olmak En Kötüsü Feza Tiryaki - Haberler 27 Şubat 2012 (Kurtul Altuğ’un çok sevilen Politika’nın Nabzı izlencesinin konukları bu Pazar, Onur Öymen, Ümit Kocasakal, Cüneyt Ülsever’di. CHP kurultayı sürerken önce CHP’yi konuştular. Sonra, yeni Anayasa yapma ihaneti ne demek, bunu anlattılar. Konuşmaları, İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ın konuşmasına ağırlık vererek yazdım. İzlenceye Hakan Bayrakçı ve Halil Nebiler CHP Kurultay salonundan telefonla katıldılar, delege sayısına itirazı söylediler. Bayrakçı, delege defterinde delege sayısı 590 civarında iken defter kaldırıldı, şu an dışarıda salona girmeyen beş yüz civarında delege bulunuyor, dedi.) Ümit Kocasakal Bildiğim çok şey var. Türkiye’ye bir gömlek biçilmiş. Türkiye’ye biçilen bir rol var. Büyük Ortadoğu Projesi’nde birilerine bu iş ihale edilmiş. İhaleyi veren güç bunu idare ediyor.Vikileks belgeleri de bunu denetleme, dizayn etme. MİT ve Cemaat. Her ikisinin ipini de aynı güç tutuyorsa , o güç bunların bu işe zarar vermelerini asla ve kat’a istemez! MİT meselesinde şekle takıldık. İddialara lütfen bakar mısınız? Vahim iddialar… MİT elemanlarına KCK örgütünü kurdurmak… PKK ile görüşme… Görüşmede yazılı söz vermek… Suç çok büyük. Anayasa’nın 302’nci maddesine tekabül eder. “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak” başlıklı TCK’nın 302′nci maddesi. Devletin bağımsızlığına ve ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne aykırılık, suçu. (Vatana ihanet) Biliyorsunuz, &... Devamı

15 11 2011

İSTANBUL KİTAP FUARI ETKİNLİK PROGRAMI / 2

  18 KASIM 2011 CUMA INTEREXPO SALONU 11.00-12.00 Söyleşi:"Dolapta Kim Var?" Kıpır Kıpır Masallar” Konuşmacı: Özlem Sezer Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın 12.15-13.15 Söyleşi:"Çocuk Edebiyatının Yaşamla Uyum Gerçekliği Üzerine" Konuşmacılar: Güngör Gençay, Mustafa Aslan, Savaş Ünlü Düzenleyen: Bilfen Yayıncılık 13.30-14.30 Atölye:”Karikatür Atölyesi” Konuşmacı: Hicabi Demirci Düzenleyen: Desen Yayınları 14.45-15.45 Söyleşi: “Ena Mena Dosi – Dün Ben de Çocuktum” Konuşmacı: Nur İçözü Düzenleyen: Altın Kitaplar 16.00-17.00 Panel: “Özel Görevli Mahkemeler” Yöneten: Hüseyin Özbek Konuşmacılar: İsa Gök, Turgut Kazan, Nusret Senem Düzenleyen: Kaynak Yayınları 17.15-18.15 Söyleşi: “Memleket Meselelerinde Üslup” Konuşmacı: Ahmet Turan Alkan Düzenleyen: Zaman Gazetesi   MARMARA SALONU 11.00-12.00 Söyleşi:”Gülmek ya da Gülmemek, İşte Bütün Mesele Bu” Konuşmacı: Zeynep Alpaslan Düzenleyen: MaviBulut Yayınları 12.15–13.15 Okuma-Söyleşi:"Yeni Bir Gülümseten Öykü: Akvaryumdaki Tiyatro" Konuşmacı: Behiç Ak Düzenle... Devamı

15 11 2011

İSTANBUL KİTAP FUARI ETKİNLİK PROGRAMI

  30. ULUSLARARASI İSTANBUL  KİTAP FUARI ETKİNLİK PROGRAMI 12-20 KASIM 2011   12 KASIM 2011 CUMARTESİ   FORUM ALANI (10. SALON/ULUSLARARASI SALON) 13.00-13.30: Basın Toplantısı “2013 Londra Kitap Fuarı Hedef Pazar Ülke Türkiye” Konuşmacılar: Ertuğrul Günay, Kültür ve Turizm Bakanı, Onur Bilge Kula, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdür, Ümit Yaşar Gözüm, U.arası Kitap Fuarları Türkiye Ulusal Komitesi Koordinatörü Alistair Burtenshaw, Group Exhibition Director/Londra Kitap Fuarı (İngiltere), Emma House UK Publishers Association/International Director (İngiltere), Metin Celal Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı, Münir Üstün,Ulusal Komite Yayıncılık Moderatörü, Mehmet Develioğlu, İstanbul Ticaret Odası Düzenleyen: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı 15.00-16.00: Söyleşi Söyleşi: “Türkiye ve Mısır Kültürel  Bağları ve İşbirliği /Cultural Links Between Egypt and Turkey” Konuşmacılar:Ekmeleddin İhsanoğlu, Gamal El Ghitani Düzenleyen: Onur Konuğu Mısır 16.15-17.15: Söyleşi/Diyaloglar Umut ve Edebiyat Hope and Literature Yöneten/Moderator: Antonio Gil de Carrasco Konuşmacılar/Speakers: Eduardo Mendoza, Tahsin Yücel Düzenleyen/By: Spain-TÜYAP 17.30-18.30 Onur Konuğu Mısır Müzik-Dans Performans: The Nile Folkloric Dance Trop/Nil Folklorik Dans Grubu INTEREXPO SALONU 14.00-15.00 Söyleşi: "Anayasa ve ... Devamı

14 11 2011

ŞAİRLERE FISTIK ATMAYINIZ

ŞAİRLERE FISTIK ATMAYINIZ |  görsel 1

  ŞAİRLERE FISTIK ATMAYINIZ ”Biz bir şairi şiir yazsın için ölümle korkutuz dom!” Ece Ayhan Şairlere fıstık atmayınız, bu bir şiir dinletisi. Zaten ellerinde beleş rakı kadehleri var konuk şairlerin, önlerinde lüfer ve meze. Şiir zaten bu masanın en afili mezesi, beyhude şairlere fıstık atmayınız.  “Zeki Müren’i seveceksiniz”, şairleri de. Zeki Müren kadar entrikacıdır şairler de. Mahirdirler birbirlerinin yüzüne gülüp, karşılıklı çıkar ilişkisinde bulunup arkalarından küfretmekte. Mahirdirler hatta, sefil birer bar faresiyken, Mahir Çayan’ı bile ağızlarına alacak kadar alçalmakta. Oysa asıl dertleri sadece, karşılarındaki genç kadının ağzına vermektir, karanlık ve iktidarsız dizelerini. Şairlere fıstık atmayınız, bu bir şiir festivali. Şiir baronlarıdır, peşinde kapıkulu şairciklerle teşrif eden sahnemize. Şimdi yuvarlak laflarla örülü konuşmalarını geçiştirmekte sabırsızlar sadece, akabinde gidecekleri meyhanede, barda, yeni avlar edinmek için haremlerine.  Şairlere fıstık atmayınız, bu bir başbakan masası. “Yiyin efendiler yiyin” politik erkin nemalarını. Satın üç kuruşluk ikbal uğruna şiir namusunu, ne gam. Devir köşe dönme devri değil mi zaten a canım. “Ananızı alın da gidin” hatta Tayyip Amcanızın kucağına. Tadından yenmez şair etiketinin sosyal rantı, ah siz nereden bileceksiniz. Uslu durun sadece, emirlere uyun, şimdi kaval çalacaklar size. Şairlere fıstık atmayınız... SERKAN ENGİN KASIM 2011 ... Devamı

14 11 2011

Erdoğan Alp; Bir düşünce adamının ibretlik hayatı

  Kastamonu basını değerli bir kalemşörünü kaybetti… Erdoğan Alp, Karabük’ün Eskipazar ilçesi yakınlarında geçirdiği trafik kazasında hayata veda etti… Aynı otomobilde bulunan Abdülkadir Akın, İsmail Erşahin ve Mehmet Salbaş ise kazayı yaralı olarak atlattı… Aradan 6 yıl geçti… Erdoğan Alp’in Kastamonu tarihine, kültürüne yön verme gayretindeki Yeni Ufukları tarihin tozlu sayfalarındaki yerini aldı onun gidişiyle… Candaroğlu İsmail Bey, Bayraklı Sultan, Kastamonu Şehitler Ansiklopedisi ilk aklıma gelen kitapları… Basın dünyasında zaten ismini silinmeyecek bir şekilde yazdırmıştı Erdoğan Alp; Kastamonu yerel basınının hepsinde de imzası olduğu gibi, yerelden ulusala da taşımıştı kalemini… Ama benim belleğime en çok yer edeni Candaroğlu gazetesi olmuştur… Kendi talihini bana bulaştırdığı Candaroğlu gazetesi… Kendisini ilk tanıdığımda bir Konsantre İçecek firmasının Kastamonu temsilcisiydi…  Resmi olarak nasıl geçer bilmiyorum bu firmanın ismi… Şimdiki Özel Uğurlu hastanesinin hemen yanındaki sokaktaydı yanılmıyorsam yeri. Aynı zamanda gazetecilik işi de devam ediyordu… Bir taraftan içinde bulunduğu maddi sıkıntılardan kurtulabilmek için ticaret yapmaya, diğer yandan ruhuna işlemiş olan gazetecilik ve yazarlık virüsüyle yaşamaya çalışıyordu. Masanın başındaydı… Saçlarına nispet yaparcasına dağınık bir vaziyette bulduğum masasının üstünde bir Konsantre Meyve Suyu şişesi, Kastamonu ile ilgili birkaç kitap, yerel gazeteler ve üzeri notlarla dolu kağıtlar vardı… İlk defa görüşüyorduk… “M... Devamı

31 10 2011

'Sol yüzde 35’ten fazla oy alamaz'

'Sol yüzde 35’ten fazla oy alamaz' |  görsel 1

'Sol yüzde 35’ten fazla oy alamaz' CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun eşi Sevim Kılıçdaroğlu'ndan samimi açıklamalar...   Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturdu oturalı eşi Sevim Hanım hep geri planda kalmayı tercih etti. Seçim kampanyasında bile eşinin yanında pek görünmedi, hatta bu yüzden eleştirildi. Kılıçdaroğlu’nun siyasete atılmasına pek sıcak bakmayan Sevim Hanım, medyadaki ilk röportajını, Çukurca’daki terörist saldırıdan sonra Van depreminden önce, Habertürk Gazetesi yazarı Amberin Zaman’a verdi. Hakkâri’de 24 askerimizin can verdiği haberiyle uyandığımız, acı dolu bir gündü. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Sevim Hanım’la görüşmek üzere evlerine, Ankara Çukurambar’daki apartman dairesine gittim. Sevim Hanım’ın çocuksu bir yanı olduğu hemen seziliyordu. Bu beni rahatlattı, zira hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Sadece Kemal Bey’le teyze çocukları olduklarını duymuştum. Kendisiyle geçirdiğim iki saat boyunca mütevazılığı, içtenliği, açık sözlülüğü ve demokratik duyarlılığıyla beni etkiledi. Sevim Kılıçdaroğlu, meslek hayatımda tanıdığım en doğal halli politikacı eşi. Dersimli olmasından mı bilemiyorum ama Sevim Hanım özgür, hatta devrimci bir ruh. Alevilerin deyimiyle “can.” Ama fotomuhabirimiz Ümit Turpçu’ya salonda zar zor poz verdi, belli ki fotoğraflarının çekilmesine alışık değil. Mütevazı eşyalarla döşenmiş salonda çiftin birlikte seçtikleri tablolar dikkat çekici. Aralarında Nuri Abaç’ın ve Hakkı İnan’ın eserleri var. Girişte kocaman plastik bir kabın içinde iki kaplumbağa oynuyor. “Aldığımızda ‘bu... Devamı

30 10 2011

Aydın Şimşek Sesler Kitabı

Seslerin gölgesinde     Yazdıkları acıyı bedenlerinde yaşayan bir kuşak var Türkiye'de. Aydın Şimşek bu yaşantılardan geçmiş bir şair. Acıya şiirinde bir sağaltım bulmak istiyor     31/08/2007 (444 defa okundu)   MAHMUT TEMİZYÜREK (Arşivi) Şiirden sağaltıcı bir işlev bekleyen şairler var. Şair için bir sağaltım değil yalnızca, toplumsal ve bireysel bir sağaltım da umuyorlar ve bunu öncelikle umuyorlar. Dizelerin içimize ulaşmasıyla yabancılaşmanın çürüten etkisine karşı uyanacağımız inancıyla yazıyorlar. Yabancılaşmaya, aşınmaya, anomiye, belleksizliğe karşı bir panzehir gibi alımlanıyor şiir. Aydın Şimşek bu şairlerden. Sesler Kitabı beşinci şiir toplamı. 'Şairin ve Belleğin Sesi' şiirinde yaşam ve zaman kaotik bir imgeyle açılıyor: Kırık su saati kumlara karışmış, içine eriyor insanın. Şiirde bellek, anneye yönelmiş: Şiir en çok annelere yazılırmış; biliyoruz/ adamın ölü bir annesi var ama/ Kadını görmüyoruz, belki/ gölge. Gölge. Bu imge ve çağrışım alanı, şiir boyunca belleği terk etmeyen bir kedigözü, bir yolgösterici olarak kullanılıyor. Anımsayalım: Gölge, Jungcu terminolojide kişinin seçilmiş bilinçlilikle başa çıkamayıp bastırdığı korkuları simgeliyordu. Şimşek'te seslerin içinde beliriyor gölge: Gölgesini gizleyen seslere birkaç dize mi? Hayat ile anne özdeşliğinde doğan karmaşanın adı da gölge; arzunun, çilenin adı da. Bu oluşum ânı belleğe bir olanak açıyor; bilinçdışından gölgesini salan yaşantıları bilinç alanına çağırarak canlandırıyor. Gölge ile belleğin buluşması, bilinçaltı ile bilincin etkileşimini sağlıyor. Üstbenin ('seçilmiş bilinçlilik'in) baskıcı tu... Devamı