59 Takipçi | 555 Takip
Kategorilerim

Fotoğraflar

Gezi

Nostalji

Yayınlar

İzlediklerim

Röportaj

Haber

Deneme

İnceleme

Anı

Söyleşi

Araştırma

Ödüller

Öykü

Diğer İçeriklerim (267)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (59)
04 04 2007

Tandoğan'da Cumhuriyet Mitingi

CUMHURİYET MİTİNGİNE ÇAĞRI 27.3.2007  21. yüzyılda dünyanın karşı karşıya kaldığı küresel tehdit ve tehlikeleri, ülkemiz ve ulusumuzun geleceğini ilgilendiren olumsuz gelişmeleri kaygıyla izliyoruz.  Ülkemiz, içinden çıkılamayacak bir borç batağına sürüklenmiş sömürge ülke görünümündedir. Tüm ekonomik varlıklarımız, topraklarımız, sularımız, ormanlarımız, madenlerimiz ve petrolümüz özelleştirme adı altında yağmalanmaktadır. Plansız ve siyasal fırsatçılık dürtüleriyle tetiklenmiş nüfus artışının getirdiği olumsuzluklar ülke potansiyelinin hoyratça kullanılmasına, israfına, çevre problemlerine neden olmaktadır. Ortalama gelir ve ömür, dünya ortalama değerlerinin altındadır. İşsizlik ve gelir dağılımındaki korkunç adaletsizlik, dilde yozlaşma, eğitim birliği ilkesi ve laik devlet yapısıyla uyuşmayan eğitim/öğretim uygulamaları, yargı bağımsızlığına müdahaleler, cumhuriyetin temel değerlerinin  “demokrasi” araç edilerek  tahribatı, kabul edilemez boyutlara erişmiştir.   “Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir” diyen ulu önder Gazi M. Kemal Atatürk’ün aydınlık ve onurlu yolundan saptırmak isteyen gerici ve bölücülerin, küresel sömürü güçleriyle ortaklaşa kurguladıkları ve dayattıkları politikaların oluşturduğu sosyo-ekonomik problemler yumağının çözümü ancak ve ancak bilimi rehber edinen ulus-devlet anlayışıyla olanaklıdır. 2007, Türkiye’nin geleceğini belirleyen, yaşamsal önemdeki kararların alınacağı ve parlamento seçiminin de yapılacağı bir yıl olacaktır. Bu bakımdan Cumhurbaşkanı seçimi, rejimin teminatı açısından bir mihenk taşıdır. Ulus ve ülkenin birlik ve bütünlüğünü temsil eden Cumhurbaşkanı, her şeyden önce Cumhuriyetimizin temel değerlerini benimsemiş ve bu değerleri her zaman her yerde içtenlikle savunduğunu kanıtlamış erdemli bir kişi olmalıdır. Ulusumuzun bu arzusunu dile getirecek son uyarıyı yapmak üzere  bir miting ve ardından Anıtkabir ziyareti düzenlenmişt... Devamı

03 04 2007

GALAPERA SANATEVİ ETKİNLİKLERİ.

GALAPERA SANATEVİ ETKİNLİKLERİ.   Her cumartesi 14.00 - 16.00 arası Türk edebiyatının en güzel öykülerinden seçilmiş Cumartesi Öyküleri,öykü dinletisi. 16.30'daysa Türk edebiyatından bir yazarla edebiyat söyleşileri... Her salı akşamı 19.30'dan itibaren kendimizi özgürce ifade edebileceğimiz bir tartışma ortamı oluşturan dileyen herkesin katılımına açık, Serbest Söyleşi akşamları adlı etkinlik.Gene dileyen herkesin katılımına açık,Mayıs ayından itibaren ise bir yazı atölyesi çalışması.   GALAPERA.Tünel/ Beyoğlu. 0212 245 53 80 Devamı

31 03 2007

Yaşamda ve yargıda devrimci duruş: Halit Çelenk

Yaşamda ve yargıda devrimci duruş: Halit Çelenk Bir hukuk meşalesi83 yıllık bir adalet kavgası... Darbe mahkemelerinde, infaz törenlerinde, işkence hücrelerinde ağarmış saçlar... Anayasasını her daim ilkyardım çantasında, haklının kazanacağına dair inancını yüreğinde taşıyan bir hukuk adamının yüz ağartan yaşamı...Bir kitap var masamda... Adı: "Yaşamda ve Yargıda Devrimci Duruş: Halit Çelenk." Rona Aybay ve Ümit Altaş hazırlamış.Çınar Yayınları'nın, TÜYAP'ın desteğiyle hazırladığı bir saygı kitabı bu... İbretlik bir vefa örneği...70'e yakın yazar 83 yaşına basan Halit Çelenk'i yazmış; onun devrimci mücadelesinin tahtına güzelim çelenkler bırakmış.Kitapta bir fotoğraf var: Ören'de çekilmiş; 1990'ların ortaları olmalı...Sunar Sitesi'nde öğle yemeği... En başta Halit Çelenk...Karşısında eşi Şekibe Çelenk...Talip-Halise Apaydın... Sıdıka Su... Ayten Baştürk...Fakir Baykurt... Ufuk Uras... Ben...Edebiyatın siyasete sarmalandığı sıcacık bir dostlar sofrası...Bu sofralarda ve hele "Halit abi" ile "Şekibe abla"nın Beşevler'deki evinde demlenenler, kitabın başlığına yerleşen o "duruş"un ne mene bir şey olduğunu bilirler.Her askeri darbenin mağdurlarına, haksızlığa uğramışlara, zulüm karşısında adalet arayanlara sığınak olmuştur o mütevazı ev; gün gelmiş suçsuz yere aranan üniversiteli gençleri saklamış, gün gelmiş işkence görenlerin yarasını sarmış, savunmalarını yazmış, sohbetlerde ufkunu açmıştır.Halit Çelenk "Haksızlığa uğrayanların, hak bekleyenlerin, duruma ve yerine göre arkadaşı, kardeşi, ağabeyi, babası" olmuştur. Bu tanımı yapan Mümtaz Soysal şöyle devam ediyor:"12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde olanları yaşamamış olanlar, avukat 'görüş'lerinde hücre penceresinin gerisinden yalnız diliyle değil, bakışlarıyla, gözlerinden eksilmeyen iyimser ifadesiyle konuşan o yüzün, içeridekiler için ne anlama geldiğini asla bilemezler. Sayın Çelenk, o karanlık günlerde, hep dıştan içeriye vuran aydınlık olmuştur."Bir meşaleKitap, sadece a... Devamı

17 02 2007

Hackerlar Hayatımızı Karartıyor / Yeşim Demir

Hackerlar Hayatımızı Karartıyor / Yeşim Demir Aslında, bildiğiniz-duyduğunuz ama benim tekrar hatırlatmak istediğim bir konu var. MSN hackerları. Pek kullandığım birşey değil msn. Ama acil durumlar için birebir. Özellikle de dosya alıp vermekte. Hızlı iletişim olanağı sağlıyor. Teknoloji geliştikçe insanoğlu da nimetlerinden yararlanmak istiyor haklı olarak.Sadece yararı yok tabi ki.. Kötü niyetli insanların da zararına uğrayabiliyorsunuz eğer çok dikkat etmezseniz.Anlayacağınız başım dertte. “Hacklendim” sonunda. Her türlü tedbiri almama rağmen. Listemdeki herkesi uyardım. Ulaşabildiğim herkesi. İnanılmaz hikayeler dinledim bu konuyla ilgili. Dehşet verici, şok edici. Herkes farklı bir hikaye anlattı. Ben de kulağımıza küpe olsun diye sizlerle bir tanesini paylaşmak istiyorum.Önce benim hikayem; msn im açık, yurt dışında yaşayan kızkardeşimle laflıyoruz. O esnada arkadaşımın kızı bana mesaj atıyor ve onunla da sohbet ediyorum. “Okulun kötü gittiğini, erkeklerden nefret ettiğini, çok mutsuz olduğunu” yazıyor. Anlatım çok uyuyor kızın karekterine. Ben de moral vermeye çalışıyorum. Derken sohbeti sekse getiriyor. “senin seks konuşmak için yaşın erken” diyorum. Burada biraz şüphe doğuyor içime ve “telefon geldi bir dakika bekle” diyorum. Hemen kızı cepten arıyorum ve acı gerçek... Kız msn de değil. Karşımdaki bir Hacker.Hemen engelliyorum, ama bir dakika geçmiyor tekrar karşıma çıkıyor. Şifremi değiştirmek için giriyorum ama özel sorum bile değişmiş. Yapacak birşey yok. Msn’i unutuyorum. Pek de sevdiğim birşey değildi zaten.Ama sonra, duyduğum bir hikaye beni dehşete düşürüyor. Lise öğrencisi bir kız, arkadaşıyla mesajlaştığını zannediyor. “duşa girmek üzereyim, sonra konuşalım” diyor. Hacker ondan resim istiyor ve ona resim gönderiyor. Kız resmi kaydediyor ve duşa giriyor. Döndüğünde hackerın bilgisayarındaki tüm bilgilere ulaştığını ve onunla konuşmazsa kızın resimlerini okul duvarlarına asacağını s... Devamı

15 02 2007

ÖYKÜ GÜNLERİ BAŞLADI: İZMİR'DE 4 GÜNLÜK BİR ÖYKÜ ŞÖLENİ

ÖYKÜ GÜNLERİ BAŞLADI...alsah (Ali ŞAHİN)  ÖYKÜ GÜNLERİ BAŞLADI... Konak Belediyesi, Edebiyatçılar Derneği ve Ege Kültür Platformu’nca ortaklaşa düzenlenen, 14-17 Şubat 2007 tarihleri arasında gerçekleştirilmesi planlanan Öykü Günleri bugün başladı. Konak Belediye Başkanı A. Muzaffer Tunçağ, Edebiyatçılar Derneği Temsilcileri Hayri Tetik, Hasan Özkılıç, Ferda İzbudak Akıncı, Ege Kültür Vakfı Temsilcisi Güzin Oralkan’ın da katıldığı toplantıya çok sayıda edebiyat adamı katıldı. 6. İzmir Öykü Günleri 1. Gün Etkinliklerinden Fotoğraflar  için tıklayınız..  6. İzmir Öykü Günleri Proğramı >>> 6. İzmir Öykü Günleri 2. Gün Etkinliklerinden Fotoğraflar İçin Tıklayınız... 6. İzmir Öykü Günleri 3. Gün Etkinliklerinden Fotoğraflar İçin Tıklayınız... 6. İzmir Öykü Günleri 4. Gün Etkinliklerinden Fotoğraflar İçin Tıklayınız...  alsah (Ali ŞAHİN) tarafından gönderilen tüm yazılar ... Devamı

13 02 2007

KARIMA MEKTUP

KARIMA MEKTUP   Bir tanem! Son mektubunda: "Başım sızlıyor             yüreğim sersem!"                          diyorsun. "Seni asarlarsa        seni kaybedersem;"                      diyorsun;                       "yaşayamam!" Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda; yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer                   yirminci asırlarda                                       ölüm acısı. Ölüm bir ipte sallanan bir ölü. Bu ölüme bir türlü                      razı olmuyor gönlüm. Fakat emin ol ki sevgili; zavallı bir çingenenin              kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli                                  geçirecekse eğer                                               ipi ... Devamı

13 02 2007

'Tarih'e Tarikat Eli Değmiş

'Tarih'e tarikat eli değmiş 'Tekkeler bilime, laik yaşama aykırı merkezler haline geldiği için kapatıldı' ifadesi yeni ders kitaplarındaysa şöyle: İslam'la bağdaşmayan inançlar ortaya çıktığı için kapatıldı   13/02/2007 - RADİKAL   ANKARA - Okullara tavsiye ettiği kitaplarda argo ve küfür bulunduğu ortaya çıkan MEB, bu kez tarih kitaplarıyla gündemde. CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı, ilk ve ortaöğretimde okutulan tarih kitaplarında yapılan değişikliklerle tarikatların, tekke ve zaviyelerin, Padişah 2. Abdülhamid ve Vahdettin'in aleyhine olan bölümlerin çıkarıldığını saptadı. 31 Mart Olayı, Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı, laiklik, Şeyh Sait gibi konuların yeni ders kitaplarında farklı yorumlandığına dikkat çeken Gazalcı, konuyu soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı. Gazalcı, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in yanıtlaması için verdiği soru önergesinde kitaplarla ilgili tespitlerini şöyle sıraladı: Prof. Dr. Ahmet Mumcu ve Mükerrem K. Su tarafından yazılan 2000 tarihli 'T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük' ders kitabı ile daha önce okutulan Niyazi Akşit'in tarih kitapları AKP döneminde 2005-2006 eğitim, öğretim yılında kabul edilen İdris Akdin-Muhittin Çakmak-Mustafa Genç'in yazdığı tarih kitabıyla değiştirildi.  Eski ders kitabında tekke ve zaviyelerin bilime ve laik yaşama aykırı, çağdışı kurumlar olduğu ve birer sömürü merkezleri durumuna geldikleri için kapatıldıkları belirtiliyor. Yeni ders kitabında "İslam dini ile bağdaşmayan inançlar ve âdetler ortaya çıktığı", yani İslami kurallardan saptıkları ve bozuldukları için kapatıldığı belirtiliyor.   Abdülhamid'in rolü Eski ders kitabında Şeyh Sait ve Derviş Mehmet'in tarikat mensubu/başı oldukları belirtilirken yeni kitapta bu bilgi yer almadı. Eski ders kitabında yer alan 2. Abdülhamid'in kendisine karşı bir ayaklanma olabileceği kaygısıyla donanmayı Haliç'e çektirdiği, 31 Mart Ayaklanması... Devamı

09 02 2007

"951'de Bir Denizde Genç Bir Arkadaşla Yürüdüm Üstüne Ölümün

"951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün"  Doğumunun 100. yılında, Nazım Hikmet'in, 1959'da Tartüf 59 adıyla çağımıza dönük olarak Türkçeye uyarladığı Moliere'in Tartüffe adlı oyunu, Tartüf 2000 adıyla Yılmaz Onay yönetmenliğinde Berlin'de Tiyatrom'da ilk dünya prömiyerisi gerçekleşti. Moliere'in 1664'te Versailles'de sahnelediği ve kendisinin de oynadığı ancak beş gün sonra Hıristiyanlığı kötülediği için yasaklanan bu ilginç oyunu izleyenlerin arasında Türkiye'den ilginç bir konuk vardı Tiyatrom'da: Refik Erduran... 1951 yılında Nazım Hikmet'in Türkiye'den Bükreş'e bir deniz motoru ile kaçmasına yardım eden tiyatro, televizyon ve gazete yazarı. O zamanlar Nazım Hikmet'in kızkardeşi Melda'nın nişanlısı, yani Nazım Hikmet'in eniştesi oluyordu Refik Erduran...   Nazım Hikmet, 1961 yılında yazdığı "Otobiyografi" şiirinde ondan isim vermeden şöyle bahsediyordu: "951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün" Hasan Pulur, Milliyet'teki köşesinde yazdığı bir yazıda, Nazım'ın şiirlerinin yasak olduğu 50'li yılları ve Türkiye'den kaçırılışı üzerine şu satırları yazmış: " Şimdi, hangi kitapçıya giderseniz gidin, Nazım Hikmet'in hangi kitabı olursa olsun alabilir, vapurda, trende, otobüste okuya okuya evinize gidebilirsiniz. 1950'li yıllarda biz, Kabataş'ta, bir avuç genç, Nazım Hikmet'i nasıl okurduk bilir misiniz? Yatağa girer, yorganı başımıza çeker,elimizde cep feneri, gizli çoğaltılmış şiirleri aydınlatır okurduk... Nazım Hikmet, Türkiye'den nasıl kaçtı? Uzun süre, yıllar yılı, bunu kimse öğrenemedi. Herkes bir masal uydurdu... Nazım Hikmet'i kızkardeşinin kocası Refik Erduran, bir sürat teknesiyle Boğaz'ı geçip, Karadeniz'e çıkardı, Nazım Hikmet bir Romen gemisine bindi ve gitti..." İşte sizlerle Nazım Hikmet'in "genç arkadaş" dediği eniştesi Ref... Devamı

09 02 2007

Taşköprü'de Yerel Basın Üzerine

FOTOĞRAFLAR:Numan ÖZDEMİRveTAŞKÖPRÜ'NÜN SESİGazetesi)TAŞKÖPRÜ'DE BASINALİ ŞAHİN ______________________________________________TAŞKÖPRÜ: Haftalık gazete.Tek Sayı / 30 Ağustos 1950. İlk sayısından sonra çıkmamıştır. Sahibi ve Mesul Müdürü: Şem'i DALAY; Mücadele Matbaası. Kastamonu. İlçenin ilk gazetesi. Başlık altında: "Halkın Dili, Hakkın Dili" Çarşamba günleri çıkar siyasi gazete olduğu yazılıdır.28x41 ebadında, fiyatı 5 kuruş.TAŞKÖPRÜ: Haftalık gazete. (6 Mart 1959- 22 Nisan 1960) Sahibi ve Mesul Müdürü: Ergin TÜFEKÇİ; Doğrusöz Matbaası. Kastamonu. Çarşamba günleri çıkar. 28x41 ebadında, 4 sütunlu, 2 sayfa, fiyatı 5 kuruş.TAŞKÖPRÜ'DE UYANIŞ: (5 Mart 1969- 5 Mayıs 1969) Sahibi: TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) adına; A. Cahit ARIKAN, Yazı İşleri Müdürü: Zeynel YURTSEVEN. Yenises Matbaası. Kastamonu. Başlık altında: "Genç fikirli demek, gerçek fikirli demektir. K. ATATÜRK" yazısı bulunmaktadır. 41x57 ebadında, 6 sütunlu, 2 sayfa, fiyatı 25 kuruş.GÖKIRMAK: Haftalık gazete. (13 Mart 1970- ../.. 1974).Sahibi: Mahmut ESKİ, Ziya SEZEN(Kısa bir süre sonra ayrılmıştır); Mesul Müdürü: Halit TERZİOĞLU. Yenises Matbaası. Kastamonu. Başlık altında: "Haftalık Siyasi ve kültürel gazete" yazısı bulunmaktadır. 35x50 ebadında, 5 sütunlu, 2 sayfa, fiyatı 25 kuruş.TAŞKÖPRÜ'NÜN SESİ: 15 Günlük gazete. (1 Ağustos 1975- ../../ 1988) Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Numan ÖZDEMİR. Yeni Kastamonu Matbaası. Kastamonu. Başlığın altında: "Siyasi ve Kültürel gazete. 15 günde bir Cuma günleri çıkar" yazılıdır. 308. sayıdan itibaren gazete el değiştirmiş, Numan ÖZDEMİR, gazeteyi Eczacı Metin BAKIRCI'ya devretmiştir. İlçenin en uzun ömürlü gazetesi olma özelliğini taşıyan TAŞKÖPRÜ'NÜN SESİ gazetesinin bütün sayıları tam olarak Taşköprü İlçe Halk Kütüphanesinde mevcuttur.GÖKIRMAK: (Taşköprü Belediyesi). 1993 Sahibi: Taşköprü Belediyesi adına: Hasan ALTAN. Genel Yayın Yönetmeni: Muzaffer YILDIZ. Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ersin TABAKER. Damla Grafik Tesisleri. Baş... Devamı

08 02 2007

ŞÜKRAN KURDAKUL: YAŞAMI - YAPITLARI VE İKİ ŞİİRİYLE...

ŞÜKRAN KURDAKUL: YAŞAMI - YAPITLARI VE İKİ ŞİİRİYLE...   Şükran Kurdakul, 23 Mart 1927’de İstanbul’da doğdu. Ertesi yıl babası, Kurtuluş Savaşı komutanlarından Kıdemli Binbaşı MehmetSalih Bey (Şehremini) öldü. İlkokulda başladığı öğrenimini İzmir Karşıyaka Ortaokulu ve Lisesi’nde (şimdi Namık Kemal Lisesi) sürdürdü.Şiirleri, çocuk denilebilecek yaşlarda, Tomurcuk (1943) ve Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri (1944) başlıklı kitaplarında toplandı.Lise öğrencisiyken, Türkiye Emekçi ve Köylü Partisi’nin Denizli örgütünü kurma girişiminden dolayı, TCK’nın 142. maddesine aykırı eylemde bulunma savıyla tutuklandı (Aralık 1946). Dört buçuk ay Denizli Cezaevi’nde kaldı ve beş aya mahkûm edildi. Yargılanması sürerken Yargıtay’ın “telgraf emri” üzerine (Mayıs 1947), Milli Eğitim Bakanlığı kararıyla liseden çıkarıldı. Bir süre Belediye Encümen Kalemi’nde daktiloculuk yaptıktan sonra askere gitti (1948). Maraş’taki “Sürgün Alayı”nda askerliğini tamamladıktan (1950) sonra İstanbul’a yerleşti. Bir süre Beşiktaş Noterliği’nde ve Ziraat Bankası Bahçekapı Şubesi’nde memurluk yaptı. Bir yandan da arkadaşlarıyla birlikte on beş günde bir çıkan Yeryüzü (15 Ekim 1951 / 15 Mart 1952) ve yine on beş günlük Beraber (1 Eylül 1952 / 1 Ocak 1953) dergilerini yayımladı.Yeryüzü dergisinin 1 Kasım 1951 günlü ikinci sayısında yer alan“Milli Kurtuluş Şarkısı” başlıklı şiiri nedeniyle, yine TCK’nın 142. maddesine aykırılık savıyla yargılanıp aklandıysa da çok geçmeden Türkiye Komünist Partisi üyesi olduğu öne sürülerek tutuklandı (26 Eylül 1953). İki yıllık tutukluluk dönemi –68 günü “hücre hapsi” olmak üzere– Harbiye Cezaevi’nde geçti. Mahkemenin verdiği iki yıllık hapis cezası süresini tamamlayarak 26 Eylül 1955’te serbest bırakıldı; Yargıtay’ın bozma kararının ardından bu davadan da aklandı.1956’da yayımlanan üçüncü şiir kitabı Gide... Devamı

07 02 2007

Edebiyatçıların Saklı Hayatı

Edebiyatçıların Saklı Hayatı                                 Doğan HIZLANGARİP karşıladığım bir soru vardır: Ortalıkta görünmüyorsun.İkinci tuhaf söz de şudur:Asosyal biridir. Sosyal hayatı yoktur.Şairlere, edebiyatçılara sorulmayacak iki soru, yakıştırılamayacak iki özellik.İyi şair Sezai Karakoç'a Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın verdiği Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü şair kabul etmiş ama tören yapılmamasını, plaketin adresine gönderilmesini, ödül parasının da bakanlığın uygun göreceği bir yere verilmesini istemiş.Anadolu Ajansı'ndan Hasan Türkan'ın haberi.Karakoç'un tavrını birkaç açıdan beğendim.Ödülü reddetmeyerek, onu sevenlere, sayanlara, alçakgönüllü biçimde teşekkür ediyor. Reddederek, onu ranta dönüştüren bir sansasyona tenezzül etmiyor. Ödülün manevi yanına önem verdiğini de, parayı almayacağını açıklayarak belirtiyor.ÖDÜL GEREKÇESİNİ OKUYALIM "Karakoç, insanda insani duyguların canlı algılar halinde yaşayarak gittiği büyük şiir yatağında akması, insanlık macerasında, ruhun ve milletimiz özelinde yüksek bir ifadeye kavuşmuş olan tarihi yeniden yapılanma fırtınalarını şiirlerinde yansıtması sebebiyle ödüle layık görüldü."Ödül almak ile ödül törenine katılmak arasında epeyce bir fark vardır.Nobel Ödülü'nü kazanıp da törene gitmeyen adları, Nobel tarihinde bulabilirsiniz.Çok bilinen örnek Samuel Beckett. Nobel'i kabul etti, törene gitmedi. Belki de daha önce kazanan bir dostu anlattı, o protokole tahammül edemeyeceğini anlayınca, törenden uzak durdu.Memet Fuat'ın Sedat Simavi Ödülü'nü onun adına ben almıştım.Toplumdan uzak durup, sadece kendi işiyle uğraşan, köşelerinde üreten yazarların adlarını hatırlatayım mı?Araştırmacı Ali Tanyeri, iyi hikáyeci, iyi çevirmen Kámuran Şipal, Batı'dan George Orwell, J.D.Salinger. Daha niceleri.Ahmet Muhip Dıranas her yerde Fahri... Devamı

07 02 2007

BEKİR YILDIZ'I OKURKEN / ATİLLA ÖZKIRIMLI

İzmir’de Eşrefpaşa DR SELAHATTİN AKÇİÇEK KÜLTÜR MERKEZİ’nde bu yıl 6. sı yapılacak olan İZMİR ÖYKÜ GÜNLERİ kapsamında 15 Şubat Perşembe günü Saat: 16.50–17.50 arasında Mehmet Güler ve Osman Şahin’in konuşmacı olduğu  “Ustalara Saygı: Bekir Yıldız" konulu bir oturum yapılacak. 1968’den ölümüne dek öykücülüğümüze damgasını vuran Bekir Yıldız’ın tüm öykülerini yeniden okurken  değerli edebiyat tarihçimiz Atilla Özkırımlı’nın yazarın 'Seçilmiş Öyküler’ kitabına yazdığı ‘önsöz’ü buraya almak istedim ben de...  Yazarımızın 'Büyük Yas' ve 'Kara Çarşaflı Gelin' öyküleriyle birlikte. (A. Ş)   --------------------------------------------------------------------------------Bekir Yıldız, 3 Mart 1933 tarihinde Şanlıurfa'da doğdu. Çocukluğu Kastamonu, Gaziantep ve Adana'da geçti. İlkokuldan sonra Mersin'de başladığı Sanat Enstitüsü öğrenimini İstanbul'da tamamladı (1951) ve ardından İstanbul Matbaacılık Okulu'nun dizgi bölümünü bitirdi (1955). Dizgi operatörlüğü yaptı. İşçi olarak Almanya'ya gitti; fabrikalarda meydancı, montör ve matbaalarda mürettip, operatör olarak çalıştı (1962-66). İstanbul'a döndüğünde Almanya'dan getirdiği baskı makinası ile Asya Matbaası'nı kurdu. Bilahare bu matbaayı da kapatarak sadece yazarlıkla uğraşan Bekir Yıldız, 8 Ağustos 1998'de İstanbul'da öldü. Sanat hayatına, 1951'de Tomurcuk dergisinde yayımlanan bir öyküsüyle başlayan Bekir Yıldız, Kaçakçı Şahan'la 1971 Sait Faik Armağanı'nı kazandı.   BEKİR YILDIZ'I OKURKEN / Atilla ÖZKIRIMLI   “Güneydoğulu olmam, oraları yazmak için yeterli bir sebep olmasa gerek. Berlin'i tanımasaydım, Harran’ı yazamazdım belki de. Hem bölgeler, ülkeler arasındaki ayrımı görmek, bilmek, değerlendirmek de yetmez hu işe. Önemli bir gerçek daha var günümüz sanatçısı için: Yeşermemiş umutların, yaşanmamış sevgilerin, verilmemiş hak... Devamı

07 02 2007

İzmir'de Kısa Film Festivali Yapılacak

İzmir'in Konak Belediyesi ile Goethe Enstitüsü'nün işbirliğiyle düzenlenen Kısa Film Festivali, 7 Şubat Çarşamba günü İzmir'de başlıyor. İzmir'in Konak Belediyesi ile Goethe Enstitüsü'nün işbirliğiyle düzenlenen Kısa Film Festivali, 7 Şubat Çarşamba günü İzmir'de başlıyor. Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi'nde çarşamba günü başlayacak festivalin ilk gününde, ''Annem ve Babam'', ''Takma Beden'', ''Annaottoanna'', ''Öylesine Kalmak'' ve ''Gitmeliyim'' adlı kısa filmlerin gösterimi yapılacak. 8 Şubat Perşembe günü aynı filmler bu kez Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi Nazım Hikmet Sahnesi'nde gösterime girecek. 21 Şubat Çarşamba günü ise ''Finow'', ''Stasi Dosyalarının Yeniden Oluşturulması Üzerine Öğretici Bir Film'', ''İçten Dıştan Moğolistan'', ''Kafa İçin Notlar'', ''Howrah Howrah'', ''Tokyo'da Bir Çarşamba Akşamı'', ''Gökyüzü Filmi'' ve ''Serbest Seçim'' isimli filmler, Alsancak Benal Nevzat Salonu'nda izlenebilecek. Aynı filmler, 23 Şubat Cuma günü Güzelyalı Kültür Merkezi Nazım Hikmet Sahnesi'nde gösterime girecek. 7 Mart Çarşamba günü ''Björn ve Makamlarının Engelleri'', ''Bozuk Para'', ''Çukurdaki Minik Tavşan'', ''Olağan İşler'', ''Yaman'', ''Kaç'' ve ''Winston Ngakambe'nin Kiel'e Geldiği Gün'' adlı kısa filmler, Alsancak Benal Nevzat Salonu'nda sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Bu filmler, 9 Mart Cuma akşamı Güzelyalı Nazım Hikmet Sahnesi'nde tekrarlanacak. 21 Mart Çarşamba günü ''Gregor'un En Büyük Buluşu'', ''Kırılgan'', ''Öğrenci'', ''Hain Kalp'', ''Konuşmalar'', ''Şu Sırala... Devamı

07 02 2007

YATAK (ÖYKÜ) / YAŞAR KEMAL

YATAK (ÖYKÜ) / YAŞAR KEMAL   Şimdiki gibi aklımda. Ben, o yıl orta okulun üçüncü sınıfında, bizim Durmuş Ali de ikincideydi. İkimizin de parası yoktu. Köyde, onun bu dul anası, benim bir dul anam vardı. Onlar da kendilerine zar zor geçindirebiliyorlardı. Durmuş Ali'nin umudu, parasız yatılıdaydı. İmtihana girmiş, yüzde yüz kazanacağından emindi. Bana gelince ben, bir umutsuzluk içinde yuvarlanıyordum. Nereye gitsem, ne yapsam? İki yıldır geceleri çalıştığım fabrika, bu yıl beni almıyordu. Talebeleri fabrikada çalıştırmak yasakmış! Neden yasakmış, bir türlü anlayamıyordum. Bu yıla kadar ne güzel, çalışıp okumuştum.Beş parasız... Başımı sokacak bir ağaç kovuğu bile yok! Kocaman şehrin ortasında yalnız, yapayalnızım. Sarılacak bir dalım da yok! İçerime de dayanılmaz bir keder, bir hınç. Durmuş Ali ile bir zaman istasyonun önündeki sıtma ağaçlarının altında geceledik. Sonra olmadı. Bu böyle sürüp gidemezdi. Bekçiler de rahat vermiyorlardı. Sonra da okula gitmek zorundaydım. Biz okula gidince, meydanda kalan yataklarımızı çalmazlar mıydı? Çok iyi bir arkadaşım vardı, Yusuf, Beni çok severdi. Sıtma ağaçlarının altında gecelediğimizi nasılsa öğrenmiş. Bir gün utana utana: "Bizim damın üstünde yatsanız", dedi. Deli gibi sevindik. Durmuş Ali ile kucaklaşıp öpüştük. Durmuş Ali bir: "Allaaaaaaaaaaaaaaş..." çekti. "Yaşadık be abi... Bir günün beyliği de beylik.Biliyorduk ki, dam üstünde güzün yağmurları başlayıncaya kadar yatabilirdik. Sonra, sonrasına Allah kerim. Yatakları hemen, istasyondan alıp eve getirdik. Yusufların evi, Pazar yerinin yanında bir tek odaydı. Yatakları dama serdik. Bekçi korkusu yok bir şey yok. Damın üstünde bir ev sıcaklığı, bir baba ocağı sıcaklığı... Bunca sıkıntıdan sonra yatacak bir yerimiz vardı, işte. Şu hayat dedikleri de ne güzel şey!Akşam yemeğimizi yer yemez hemen damın üstüne damlıyor, yataklara girip yorganları boğazımıza kadar çekiyorduk. Geceleri biraz soğuktu ama, gökte kocaman, ışıltılı yıldızlar vardı. Hep yıldızlara bakardık... Devamı

07 02 2007

ATİLLA ÖZKIRIMLI / ÖNER YAĞCI

ATİLLA ÖZKIRIMLI / ÖNER YAĞCI   Atilla Özkırımlı, yapıtlarıyla anımsanacak bundan böyle...   Edebiyatımızdan bir yıldız daha kaydı   Türk edebiyatını terimleri, kavramları, akımları, edebiyatçıları, ürünleri, kısacası her açıdan ve tümüyle tanımak, öğrenmek isteyenler için bir başvuru kitabıyla edebiyatçılığına ve yaşamına nokta koydu Özkırımlı. Bu edebiyat tarihiyle sanki hoşçakalın dedi, her şeye karşın sevgiyle yaklaştığı edebiyatımıza ve dünyaya.   Öner YAĞCI   "İçinde yaşadığımız kültürün kapılarından birini, bu kültürü soluyan ve tanımak isteyen herkese aralamak istiyorum. Başarabildimse ne mutlu bana."Atilla Özkırımlı (Ölümünden hemen önce çıkan Türk Edebiyatı Tarihi'ne yazdığı sunu'dan.)22 Ocak 2005 günü kaybettiğimiz Atilla Özkırımlı genç yaşındaki birikimiyle edebiyatımızın gerçek bir yıldızıydı. Sessiz bir yıldızdı ve sessizce kaydı. Son yıllarını sürekli sağlık sorunlarıyla geçiren Özkırımlı, bir edebiyat tarihçisi, edebiyat eleştirmeni, edebiyat incelemecisi, denemeci, kültür ve sanat adamı olarak arkasında bıraktığı onlarca yapıtıyla edebiyatımıza hep ışık saçacak.1942'de Konya'da doğan, ilk ve ortaöğrenimini Adana'da yapıp Maraş Lisesi'ni bitirdikten sonra (1960), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne giren Özkırımlı, 1968'de okulunu bitirip Meydan Larousse Ansiklopedisi'nde ve Altın Kitaplar Yayınevi'nde çalıştı. 12 Mart döneminde işine son verilinceye kadar Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Yüksek Okulu Türkçe Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1972-1976 arasında yayınevlerinde ve Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen, redaktör, danışman olarak çalıştı; İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'nde ve İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda (1978) Türkçe, edebiyat öğretmenliği yaptı. YÖK döneminde Mimar Sinan Üniversitesi'ne bağlanan konservatuvardaki görevinden istifa etti (1982) ve yazarlığı iş edindi. 1984-86 arasında ülkemi... Devamı

05 02 2007

10. Uluslararası Ankara Öykü Günleri - ANKARA

PROGRAMMEPROGRAMÇankaya Municipality / Turkish Authors Association (TAA)Çankaya Belediyesi / Edebiyatçılar Derneği10. International Ankara Short Story Days10. Uluslararası  Ankara Öykü Günleri1-5 June 20061-5 Haziran 2006Tema / Theme “Multiculturalism, Cultural Heritage and Women Writers”“Çokkültürlülük, Kültür Mirası ve Kadın Yazarlar” Award of Honour / Onur ÖdülüFürüzanGuests of Honour  / Onur KonuklarıEugene SCHOULGINDoğan HIZLAN 1 JUNE-THURSDAY / 1 HAZİRAN PERŞEMBE Short Story Reading Sessions - Öykü Saati 11:00-11:45    Kata KULAVKOVA    “Susamış İt”/ “Çıplak Göz”                                                                                           “Thirsty Dog” /“Road Around the Lake”  11: 45-12:30    Erdal ATICI           “Kırmızı Ayakkabılar”12: 30-13:15    Hürriyet YAŞAR      “Vüs’at O. Bener Öykücülüğü Üzerine”                                                  “On the Short Stories of Vüs’at O.Bener”13:15-14:00     Özgen SEÇKİN       ̶... Devamı

04 02 2007

Halit Akmansu / Ahmet Turan Alkan

CHP`den ilk istifa eden milletvekili Kastamonu mebusuydu   Ahmet Turan Alkan - a.alkan@aksiyon.com.tr - Sayı: 625 - 27.11.2006  1897 Osmanlı-Yunan Harbi’nde kazanılan zafer sebebiyle yapılan geçit resmi esnasında askerlerin yürüyüşü çok hoşuna gittiği için asker olmaya karar veren Halit Bey’in askerlik kariyeri üstün başarılarla dolu. Sadece şu kadarını zikretmek yeterlidir: Sivas Kongresi’ni engellemek isteyen Elazığ Valisi Ali Galib’i engellemesinin yanısıra Sakarya Harbi’nde ve Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde Kafkas tümenlerine komuta etti ve Yunan Başkumandanı Trikopis’i esir aldı.   Birinci ve ikinci Meclis’te Kastamonu mebusu olarak görev yaptı. Halit Bey’in Halk Fırkası’ndan ayrılmasına sebep olan hadise hilâfetin kaldırılmasıdır. Bugün size Cumhuriyet Halk Partisi’nden (O esnadaki adıyla Halk Fırkası) istifa eden ilk mebusun hayat hikâyesinden bahsedeceğim. Bu şahıs Kurmay Albay Dadaylı Halit Bey’dir (Akmansü). 1884 Yılında Kastamonu’nun Daday kazası yakınlarındaki Kelebek köyünde doğmuş. 1897 Osmanlı-Yunan Harbi’nde kazanılan zafer sebebiyle yapılan geçit resmi esnasında askerlerin yürüyüşü çok hoşuna gittiği için asker olmaya karar vermiş. Evvela Askerî Rüşdiye’yi, ardından Bursa Işıklar Askerî İdadisi’ni bitirerek Mekteb-i Harbiye’ye girmiş (İnternet’in “özgür” ansiklopedilerinden birine göre bu okul Mühendishane-i Berr-i Hümayun diye geçiyor. Kesinlikle yanlıştır!). Halit Bey’in askerlik kariyeri üstün başarılarla dolu. Sadece şu kadarını zikretmek yeterlidir: Sivas Kongresi’ni engellemek isteyen Elazığ Valisi Ali Galib’i engellemesinin yanısıra Sakarya Harbi’nde ve Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde Kafkas tümenlerine komuta etti ve Yunan Başkumandanı Trikopis’i esir aldı. Hayatı hakkında en geniş ve doğru bilgiyi, yeğeni Ziya Göğem tarafından kaleme alınan R... Devamı

04 02 2007

Eksik Şiir / Sezen Aksu

Eksik Şiir Kitabın Baskıları:İlk Basım: Aralık 2006 2. Basım: Ocak 2007 Sezen Aksu'nun 1975-2006 arasında yazdığı dört yüzün üzerinde şarkı sözünden seçtiğimiz 197'si yer alıyor kitapta. Bazılarını çok iyi hatırlayacaksınız – kendi kendinize mırıldandığınız, hiçbir zaman unutamadığınız şarkılar... Ama muhtemelen bilmediklerinizle, duymadıklarınızla da karşılaşacaksınız.       Türkiye'de art arda 3-4 kuşağın hatıralarında yer etmiş Sezen şarkılarını böyle bir kitap bütünlüğü içinde, bu kez "okunacak" bir şey olarak sunarken, sanatçının şarkı sözlerinin taşıdığı şiirselliği okurla paylaşmak, kendi müziklerine kavuşmazdan önce, kâğıt üstüne ilk geldikleri halleriyle okutmak istedik.       Eksik Şiir, aşk ve sevgi, tutkularımız, vazgeçişlerimiz ve hep yeniden umutlanışımız üzerine bir kitap. İnsan olmakla ne kadar kırılgan olduğumuzu, ama her şeye rağmen yaralarımızı sarıp ayakta durabilecek güce sahip olduğumuzu kanıtlıyor. ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER Ayşe Kulin, “Biz sende tutuklu kaldık”, Radikal Kitap Eki, 15 Aralık 2006Koparıp bir gül takmıştınız o gün       Göğsüme gizli bahçenizden, pembe       Demiştiniz, "Ne füsunkâr durdu pembe gül       Sütten daha ak teninizde."       Ben o gün yandım işte        Çok zaman oldu, siz evliydiniz       Ben kaldım hâlâ,       O yüreğimin vurgun yediği terk edilişte.       Şimdi elinizi vicdanınıza koyup söyleyin bana okurlar, müzikten ayrı düştüğü için sözlerinin eksildiğini düşünen Sezen Aksu, Eksik Şiir adını verdiyse kitabına, en azından bu yukarıdaki dizelere haksızlık etmiş olmuyor mu? &n... Devamı

04 02 2007

NE GARİP FEDERICO ADINDA OLMAK

NE GARİP FEDERICO ADINDA OLMAK Çeviren Erdal AlovaSayfa: 168 ISBN 975-07-0670-6 Baskı Tarihi: Kasım 2006Özgün dili: İspanyolca Etiket:   11,00 YTL ŞİİR DİZİSİ ÖLDÜRÜLÜŞÜNÜN 70. YILINDAFEDERICO GARCÍA LORCAAnadolu Asya’nın Akdeniz’e verildiği iskeledir. Tarihte ilk açık denizciler olan Phokaililer Ege kıyısından yelken açtılar. Kent kuracak kadar güçlenen ilk korsanlar Kilikya’da ün saldılar. Doğu Akdeniz’de filizlenen uygarlık, Anadolu’ya, oradan Batı Akdeniz’e sıçradı. Endülüs’te boy veren Emevi uygarlığıysa Rönesans’ın kaynaklarından biri oldu.Lorca bir Endülüslü’ydü. Endülüs; Arap, İbrani, Çingene ve Roma kültürlerinin kaynaştığı, tarihsel bir potaydı. Lorca’nın kanında ve kültüründe bu potanın ateşi yanıyordu. Lorca Endülüslü olmakla her zaman övündü. Gençliğinde ressam olarak tanınan Rafael Alberti’ye “Sen şair olursun. Bir kere, Endülüslü’sün; ikincisi, belleğin güçlü,” dediği yazılıdır. Aynı denizi paylaştığımız, aynı şiirden beslendiğimiz, boğa güreşlerinde Araplar’ın “Allah!”, bundan çıkarak, yüzyıllar sonra, İspanyollar’ın “Ole!” diye bağırdıkları bir kültür ortamında yetişen Lorca’nın Türkiye’de bunca sevilmesi hiç şaşırtıcı değil.Lorca, “Bütün Şiirlerinden Seçmeler” adlı kitabımızın yıllar önce basıldığı zaman hemen tükenmesini doğal karşılamıştım.Öldürülüşünün 70. yıldönümünde yeniden yayımlanan “Seçme Şiirler”in yeni kuşaklarca ilgiyle karşılanacağını umuyorum.Erdal Alova, 2006LORCA ŞİİRİNİN KÖKLERİ1922 yılında, besteci Manuel de Falla ile birlikte Cante Jondo şenliği düzenleyen Federico García Lorca, adsız halk şairleri için şöyle diyordu: “üç-dört dizede insan yaşamındaki en yüksek duygusal anların karmaşıklığını özetleyiverir. Bunlar lirik duyguyu pek az şairce ulaşılabilen bir noktaya vardıran copla’lardır.Ay kuşatıl... Devamı

04 02 2007

Radikal Kitap Son Sayısından: "Milliyetçilik; Bir Aile Fotoğrafı

Milliyetçilik; bir aile fotoğrafı 'Öteki'nin dışlanması milliyetçiliğin edebi metinlere yansıyan en karakteristik temasıdır. Çinliler, Rumlar, Ermeniler, Kürtler, Bulgarlar ve Ruslar, Milli Edebiyat akımının başlangıcından bu yana, yerlerini birbirlerine devrederek Türk romanındaki 'kötülük' kavramını doldururlar Radikal Kitap; 02/02/2007 - A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)   'Biz'e ve 'ötekiler'e dair 'bilgiler' ulus devlet kurulurken ya da milliyetçiliğin yükseldiği dönemlerde ideolojik aygıtlarca okullar, romanlar ve medya aracılığıyla, kitlelerde siyasi bir bilince dönüştürülmüş ve öylesine özümsenmiştir ki bunun sonuçları, yani bir ideolojinin sonuçları doğal sonuçlarmış gibi görülmektedir. Bu mekanizmanın roman cephesi de epey güçlüdür. Turan ideallerinin romana yansıması 1911'de Genç Kalemler dergisinde başlatılan Milli Edebiyat Akımı, dilde sadeleştirmeyi hedeflemesi nedeniyle Milli Lisan Hareketi adıyla da anılır. Halkçılık, dilde yalınlık, halk edebiyatından ve hece ölçüsünden yararlanma, 'Milli benliğe dönüş, Türklük bilinci, Türk gelenekleri, vatan, fedakârlık, yardımseverlik, evlilik, savaşlar, marazi olmayan tabii aşk duyguları' bu edebiyatın ayırt edici motifleridir. İkinci Meşrutiyet nesli tarihi yeniden canlandırır. Mehmet Akif, Türk-İslam tarihini, Ziya Gökalp, eski Türk tarihini, Yahya Kemal, Selçuklu ve Osmanlı tarihini işlerler. Siyasal Osmanlıcılığa bir tepki olarak eski Türk tarihi de ilgi alanına girmiştir artık. Özellikle -milliyetçi bir allegoriye karşılık gelen- popüler tarih romanlarının özgüven duygusunu geliştirdiği açıktır. Milli Edebiyat akımının öncülerinden Ömer Seyfettin'in hikâyeleri dönemin bütün karakteristiğini barındırır. Ona göre hemen hemen herkes Türk'ün düşmanıdır; Batılılar, Hıristiyanlar, Türkler'e hainlik etmişlerdir. Yunan/Rum zaten 'beşikten beri' düşman sayılır. Siyonizmin miskin irticai emelleri bizim zararımıza müteallik gibi durur. Ö... Devamı

03 02 2007

Hürriyet gazetesinden Erkan Çelebi'nin yazısı:

Hürriyet gazetesinden Erkan Çelebi'nin yazısı: Maliye, Danıştay’la yetinmiyor yolluk için "dava açın" diyor ANAYASA Mahkemesi’nin iptal, Danıştay’ın "ödeyin" kararına rağmen, Maliye Bakanlığı kendi isteğiyle tayin olan memurlara dört yıldır harcırahlarını ödemiyor. Harcırah Dairesi yetkilileri, "Geçmişe yönelik harcırah ödemesi yapmıyoruz. Sadece, dava açıp, kazananlara ödemede bulunuyoruz" dediler. DANIŞTAY’ın kararıyla umutlanan, tayin harcırahlarını dört yıldır alamayan kamu personeli, bu kez de Maliye Bakanlığı’nın engeline takıldı. Maliye Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi’nin iptal ve Danıştay’ın "harcırahlar ödensin" kararına rağmen, kendi isteğiyle tayin olan personele yolluklarını ödemeye yanaşmıyor. Geriye dönük birikmiş harcırahların ödenmemesi için valiliklere yazı gönderen Bütçe Genel Müdürlüğü Harcırah Dairesi, yolluklarını almayan kamu personeline mahkeme yolunu gösteriyor. Hükümet’in kendi isteğiyle tayin olan kamu personeline yolluk ödememek için Harcırah Yasası’nın 10’ncu maddesinde yaptığı değişiklik, 2003 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından "eşitlik ilkesine aykırı" olduğu gerekçesiyle iptal edilmişti. Buna rağmen, 2002 yılından bu yana kendi isteğiyle tayin olan personele harcırahları ödenmiyordu. Bunun üzerine İdare Mahkemeleri’nin verdiği kararların temyiz incelemesini yapan Danıştay 2’nci Dairesi, 23 Aralık 2005 tarihinde aldığı kararla, kamu personelinin dört yıldan beri devam eden harcırah sorununa açıklık getirmişti. DANIŞTAY UMUTLANDIRDI: Danıştay, kendi isteğiyle tayin olan personelin harcırah ödenmesini karara bağlamıştı. Kararda, 1 Ocak 2002 ve 27 Nisan 2005 tarihleri arasında kendi yazılı talepleri sonucunda tayin olan kamu personeline geriye dönük harcırah ödenilebileceği yer alıyor. Maliye Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın karararına rağmen, bu konuyla ilgili herhangi bir ödeme ya da uygulama yapmadı. Aksine, Bütçe Genel Müdürlüğü Harcırah Dai... Devamı

03 02 2007

02.12.2004 KENDİ İSTEĞİYLE GÖREV YERİ DEĞİŞTİRİLEN VEYA İLK KEZ

02.12.2004 KENDİ İSTEĞİYLE GÖREV YERİ DEĞİŞTİRİLEN VEYA İLK KEZ ÖĞRETMEN OLARAK ATANANLARDAN YOLLUKLARINI ALAMAYANLAR İLE YOLLUĞUNUN ÖDENMESİ İÇİN BAŞVURMAYANLARDAN DAVA AÇMAK İSTEYENLER HAKKINDA AÇIKLAMA 12.08.2003 - 27.04.2005 günleri arasında kendi isteğiyle görev yeri değiştirilenler ile ilk kez öğretmen olarak atananlar, yolluklarının ödenmesi için dava açabilirler. Bu durumda olanlar öncelikle 25 Ocak 2006 Çarşamba gününe kadar yolluklarının ödenmesi için görev yaptıkları kuruma başvurmalıdır. Başvurularının 60 günlük süre içinde yanıtlanmaması veya olumsuz yanıt verilmesi durumunda dava açabileceklerdir. Bilindiği gibi 12.08.2003 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4969 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Yasanın 1. maddesi ile 6245 sayılı Harcırah Yasasının 10 uncu maddesinin (1) numaralı bendinin başına "Kendi yazılı talepleri üzerine gönderilenler hariç olmak üzere;" ibaresi eklenmiş ve aynı bentte yer alan "yeniden veya" ibaresi metinden çıkarılmıştır. Böylece kendi yazılı istemleri ile görev yeri değiştirilenlerin harcırah güvencesi ortadan kaldırılmıştır. 2002 ve 2003 Mali Yılı Bütçe Yasalarında aynı nitelikteki hükümlerin Anayasa Mahkemesince yürürlüğünün durdurulması ve iptali üzerine 6245 sayılı Harcırah Yasasında yukarıda belirtilen değişiklik yapılarak, memur güvencesini kısmen ortadan kaldıran, Anayasaya ve hukukun temel ilkelerine aykırı bir düzenleme getirilerek benzer hükümler yürürlüğe konulmuştur. Sürekli görev yolluğunu (harcırah) alamadığı için çok sayıda eğitim emekçisi genel merkezimizce gönderilen dilekçe örnekleri ile davalar açmış, bu davalarda Harcırah Yasasının 10. maddesinde yapılan değişikliğin de iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasını istemiştir. Harcırah Yasasının 10.maddesinde yapılan değişikliğin Anayasaya aykırılığı savıyla Van, Gaziantep, Ankara, Erzurum, Adana ve İzmir İdare Mahkemeleri Anayasa Mahkemesine başvurmuş; başvuru Anayasa Mahkemesince in... Devamı

02 02 2007

6. İZMİR ÖYKÜ GÜNLERİ: 14 – 17 ŞUBAT 2007'DE EKM'N

DR SELAHATTİN AKÇİÇEK KÜLTÜR MERKEZİ   6. İZMİR ÖYKÜ GÜNLERİ 14 – 17 ŞUBAT 2007   Düzenleyen: İzmir Konak Belediyesi, Edebiyatçılar Derneği, Ege Kültür Vakfı Yer: İzmir Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi     14 ŞUBAT ÇARŞAMBA     Yazarlar Öğrencilerle Buluşuyor Saat: 10.00 -12.00 Gülseren ENGİN, Tacim ÇİÇEK                                                           Okul Etkinlik Yeri: Hatice Hanım İlköğretim Okulu / Karabağlar     Saat: 12.30 Mini Konser Yer: Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi   Saat: 12.45 Açış Konuşmaları A. Muzaffer TUNÇAĞ - Konak Belediye BaşkanıGökhan CENGİZHAN - Edebiyatçılar Derneği Genel BaşkanıAzra İNMELER- Ege Kültür Vakfı Başkanı   Saat: 13.00–13.45 “Anton ÇEHOV Öyküsüne Kısa Bir Bakış” Anton ÇEHOV Belgeseli Sunan: Turgay GÖNENÇ   Saat: 13.45–14.00 “Bir Anton ÇEHOV Öyküsü”     Saat: 14.00 – 14.45 “Sait Faik ABASIYANIK 100 Yaşında” M. Sadık ASLANKARA – Tülay AKKOYUN   Saat:14.45 – 15.05 Öykü Yaratım Süreci Erendiz ATASÜ   Saat: 15.05 – 15.25 Öykünün ÖyküsüDinçer SEZGİN   Saat: 15.25 -16.30 İzmir’de Yazar Olmak Yöneten: Atila ER Canan TAN, Gönül ÇATALCALI, Gülseren ENGİN, Handan GÖKÇEK, Mehmet ATİLLA   Saat: 16.30 – 16.50 Öykü Yaratım SüreciHasan ÖZKILIÇ   Saat: 16.50 – 18.10 Yazarlık ve Düşünce Suçu "Sabahattin ALİ"Haluk GERGER, Hıfzı TOPUZ   Saat: 18.10- 18.30 Öykü Yaratım Süreci Feyza HEPÇİLİNGİRLER   Saat: 18.30 – 19.30 6. İzmir Öykü Günleri O... Devamı

02 02 2007

Türk Sineması Umut Ediyor

Türk SinemasıUMUT EDİYORTürk Sineması adına önümüzdeki sezonun bir hayli hareketli geçeceğini söylemek kehanet sayılmaz. Yaz boyunca, gün geçmedi ki gazetelerde yeni çekilen filmlerle ilgili bir haber okumayalım. Yaşanan ekonomik krize rağmen olanakları zorlayarak makul bütçeler denkleştiren sinemacılarımız Türkiye'nin dört bir yanında kurdukları setlerde coşkuyla "kamera" dediler. Evet, Türk sineması bugün Türkiye'nin en çok 'umut eden' kesimi olarak göze çarpıyor. Çekilen irili ufaklı tüm filmlerin dağıtımcı bulma sorununu aşarak seyirciyle buluşmasını diliyoruz. 'Altyazı' olarak yaz sıcaklarında öykülerini peliküle geçiren sinemacılarımıza toplu bir bakış atalım istedik. O DA BENİ SEVİYORBarış Pirhasan'ın üçüncü uzun metraj filmi O da Beni Seviyor'un çekimleri Malatya, Antalya ve İstanbul'da gerçekleştirildi. On dört yaşındaki Esma'nın büyüme ve aşk hikayesini anlatan O da Beni Seviyor, 1973 yılında Malatya'da geçiyor. Filmin kahramanı Esma'yı 12 yaşındaki Ece Ekşi, Esma'nın aşık olduğu Hüseyin'i 26 yaşındaki Haluk Piyes, Esma'nın Saliha Teyze'sini de Lale Mansur canlandırıyor. Filmin diğer oyuncuları Ayla Algan, Uğur Polat, Tuncel Kurtiz, Esme Madra, Ayşe Nil Şamlıoğlu, Cezmi Baskın, Serra Yılmaz, Hale Akın, Taner Birsel ve Tomris İncer. Filmin senaryosunu Gül Dirican ve Barış Pirhasan, Gül Dirican'ın özgün hikâyesi "Doğusunda Dut Ağacı"ndan yola çıkarak ortaklaşa yazmışlar. Görüntü yönetmenliğini, Pirhasan'ın bir önceki filmi Usta Beni Öldürsene'de de görev alan ünlü Alman görüntü yönetmeni Jürgen Jürges üstlenmiş. Sanat yönetmenliğini Mustafa Ziya Ülkenciler'in yaptığı filmin müzikleri Mare Nostrum ve Ulaş Özdemir'e ait. Yapımcılığını FilmaCass'ın yaptığı filme, Eurimages ve Efes Pilsen katkıda bulundu. Filmin Ekim ayında vizyona girmesi planlanıyor. 9Senarist ve reklam yönetmeni olarak tanıdığımız Ümit Ünal bu yaz ilk uzun metrajlı filmini dijital tek... Devamı

30 01 2007

"KUMDAN KALE" SİNEMA FİLMİNİN GALASI YAPILDI...

"KUMDAN KALE" SİNEMA FİLMİNİN GALASI YAPILDI... 25 OCAK 2007 DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema TV Bölümü öğretim üyesi Oğuz Makal’ın ilk uzun metraj filmi “Kumdan Kale” perşembe akşamı Güzelyalı Kültür ve Sanat  Merkezi'nde  Konak Belediyesinin düzenlediği gala gösterisiyle izleyici karşısına çıktı.     Konak Kaymakamı Ali Muhsin Nakiboğlu, Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ ve çok sayıda davetlinin katıldığı ve beğeni gören filmde, İzmir'in değişik yerlerinde rastlanan  dikiş atölyeleri, barların yanı sıra  eski-kapanmış sinemalar,akvaryumcular, hipodrom mekan olarak seçilmişti. Ama bu bir kent mekanları filmi değil, hayatın zorlukları arasında sıkışmış, kredi kartı mağdurlarının yer aldığı, içlerinde midyecilerin, ayakkabı boyacısı, dansöz giysisi diken bir terzi kadın, bir gazete muhabiri, kanser hastası yaşlı bir öğretmen, müzikhollerde çalışan kadınlar gibi, bir çıkış yolu arayan insan portrelerinin ve özellikle de 12 Eylül askeri darbesiyle hayatları alt üst olmuş kent insanlarının öyküsünü anlatıyordu.   “Kumdan Kale” öyküsünün tümüyle  İzmir’de geçmesi, acı bir trafik kazasında kaybettiğimiz gazeteci Tarık Sarı’nın yaşamından izler taşıması,  Fikret Hakan dışında tüm oyuncuları ve sanatsal ekibinin, müzik yapımcısı Uğur Sayınbatur ve finaldeki şarkıyı okuyan Sedat Yüce’nin  İzmirli olmasıyla da denilebilir ki “ saf bir İzmir filmi” …Öykü, siyasal ve sosyal izleri filmlere konu olmayan başlayan – son kez GSF Sinema TV Bölümü eski mezunlarından Ömer Uğur’un yönettiği “Eve Dönüş” filmi-  12 Eylül günleri başlıyor,  o günlerde öğretmen adayı genç bir öğrenci ile  sevdiği ve evlendiği Pervin’in yaşamını günümüze dek getirerek, çevresindeki insanlarla birlikte anlatıyor.... Devamı

29 01 2007

Herodotos’tan Esen İmbat / Hatice Emel Dinseven

Herodotos’tan Esen İmbat   İyi ki araştırmalarını yazıp kelimelere dökmüş Halikarnasoslu Herodotos. Akşam okunmak için bekleyen onca kitabımı bir kenara itip, Herodotos Tarihinin sayfalarını karıştırırken Mısırlıların ölü gömme ve mumya törenlerine takıldım. “Neden ölü gömme törenleri ?” diye kendime sormaya başladım. O güzelim tarih kitabındaki onca konuyu da bir kenara bırakıp mumyalarla , ölülerle neden uğraşıyorsun? “Yakında gideceğim zaten ” diyerek beni şaşırtan bir dostun; jetonum  düşüp de gelmiş geçmiş tüm canlıların sonu olan bilinmezliği kast ettiğini anladığım dakikadan sonra, yüreğimi saran o onulmaz   hüzün neden oldu desek...   Bir evden hatırı sayılır birisi öldüğünde evin bütün kadınları başlarına, yüzlerine çamur sürüp sokaklara fırlayıp eteklerini bellerine kadar sıyırıp, göğüslerini de açıp dövünerek geçerlermiş sokaklardan. Erkekler de katılırmış bu yürüyüşe. Bu tören yapıldıktan sonra cesedi ölü gömücüye götürürlermiş. Bundan sonrası da ilginç. Mumya yapmanın gizini bilen ustalar varmış o devirde.Ölü getirilince ailesine boyalı tahtalardan çeşitli modeller sunarlarmış. “Bunların en iyisi” diye devam ediyor Herodotos “adının anılmasını günah saydığım kişiye benzeyenidir.” Biz yıl 2006’da adını rahatlıkla anıyoruz dip notu okuyarak. Osiris. Tahmin edersiniz ki bu Osiris modeli tabut en pahalı olanıdır... Arkasından ikinci bir model gösterilir. Birincisi kadar iyi değildir. En sonuncu model ise en ucuz olanıdır. Burada dikkat buyurunuz.  Osiris kim? Adını ağza almak bile yürek istiyor, cesaret istiyor ta binlerce yıl öncemizde. O bir tanrı. Oysa tabut pazarlığında Osiris’le ilgili tüm tabular, yasaklamalar uçup gitmiş. Osiris bir markaya dönüşmüş, tabut markasına. Dinsel imgelerin bazı açıkgözler tarafından nasıl da yükselen ekonomik değerlere çevrildiğine lütfen dikkat ediniz. Tabutta anlaşmaya varıldıktan sonra mumyacı işe koyuluyor. Demir bir... Devamı

29 01 2007

Huzursuz Ölüler / Hatice Emel Dinseven

HUZURSUZ ÖLÜLER HUZURSUZ ÖLÜLER (Muertos İncomodos)   muhteşem kurgusuyla okuyanların belleğini ve zekasını bileyen , kışkırtıcı ve sürükleyici bir polisiye olduğu kadar yirmi birinci yüzyılda yaşanmış ve yazılmış bir Dante Kitabı  adeta.   Meksika yakın tarihini  okuyucuya hiç yormadan ironik yolla aktaran bir belgesel  roman.   İki yazarı olan Huzursuz Ölüler’in son derece doğal günlük konuşmalardan oluşan akıcı ve  ironik dilinin, çevirmeninin özenli  çalışmaları  sonucu Türkçeye  kazandırılmış olduğu, hemen ilk sayfalardan anlaşılıyor. Hem kovaladığım öyküsüyle, hem de kapsamındaki  yaşanmış tarihsel gerçeklikleriyle sürekli olarak merakımı kamçılayıp araştırmaya yönlendiren  HUZURSUZ ÖLÜLER kitabını yayınlayan “Agora Kitaplığındaki” dostlara teşekkür ederim.   Okumaya başlayınca pek alışık olmadığım İspanyolca isimleri bir kere kavradıktan sonra, elimden kitabı bırakamadım. Kitabın yazılma öyküsü de son derece ilginç, yazarları da: Meksika’nın en  tanınmış polisiye  yazarı Paco Ignacio Tabio II, bir Pazar günü kapısını ülkenin en tanınmış gerillasından mesaj getiren kuryeye  açıyor. Kurye   ona üzerinde  adı ve “Sadece gözlerin için ” sözcüklerini yazan zarfı  uzatıyor.  Eski felsefe öğretmeni ve o sıralarda  Chipas’ın güney eyaletlerindeki silahlı Zapatista gruplarını eğiten Subcomandate  Igsurgente Marcos, birlikte bir roman yazmayı teklif ediyor ünlü yazar TaiboII’ye.                                                    “Sadece gözlerin için” Uzun zamandır Marcos’un ve Zapatistaların hayranı olan Taibo  kuryeye... Devamı

28 01 2007

Bir Site: Gezi Türkiye / İzmir

Türkiye / İzmir ve Çevresi İZMİR İzmir ülkemizin en güzel kentlerinden biri, çoğu kimseye göre tartışmasız en güzeli. Buna en "uygar kent" sıfatını da rahatlıkla ekleyebiliriz. Her sokağının köşesinde, kapıların önünde, evlerin pencerelerinde göreceğiniz renk renk, koku koku çiçekleri ve rahat, uygar insanları ile yüreğinizi ışıtır. Mevsim baharsa yörük gelinleri narçiçeği rengiyle; yazın ilerlemiş zamanı ise Sakız yaseminleri her yeri boyayan düşsel kokusuyla kanınıza girer. Bahar deyince aylardan mayıstır sanmayın, şubatın ortalarıyla başlar bahar ve mayıs artık yaz sayılır İzmir’de. Kadifekale İzmir’i önce kuşbakışı görmeye ne dersiniz? O zaman Kadifekale’ye veya Asansör’e çıkacağız. 186 metre yükseklikteki Kadifekale’nin kalesi Büyük İskender tarafından yaptırılmıştı. Bugün batıdaki beş kulesi ile güneydeki duvarları ayaktadır. Burada bir çay içip İzmir’i, körfezi seyretmeli. Asansör Burayı uzak bulursanız Konak Meydanı’na yakın İzmirli ünlü şarkıcı Dario Moreno’nun adını taşıyan sokağa girip asansörle yukarıdaki gazinoya çıkın. Asansör uzun yıllar sahil şeridindeki Karataş ile yukarıdaki Halil Rıfat ve çevre semtler arasında ulaşım aracı olarak görev yaptı. Dünyanın ulaşım aracı görevi yapan ilk paralı asansörlerinden biriydi kuşkusuz. Şimdi çevresi ile birlikte restore edildi ve turistik hizmet veriyor. Çevresinde verimli topraklar bulunan ve bir de korunaklı limana sahip olan İzmir elbette tarih boyunca önemli bir ticaret merkezi oldu. Ve tabii aynı zamanda bir kültür ve sanat kenti! Homeros’un; Thales, Anaximenes, Anaximandros gibi felsefe tarihinin büyük isimlerinin burada yaşadıklarını hatırlatmak yeter sanırız. Felsefenin, bilimlerin beşiği Ege’ydi, İzmir’di. Ve tabii bir liman kenti olmanın kaderini de yaşadı. İstilalar, yıkımlar, yangınlar ve salgın hastalıklar gördü. Ama hep varoldu ve güzelliğini bu günlere taşıdı. Smyrna’dan İzmir’e Bütün kentler... Devamı

28 01 2007

Eğitmen Rıza’nın Evinde 1 / Ali ŞAHİN

Eğitmen Rıza’nın Evinde 1 / Ali ŞAHİN   (Fakir Baykurt’un, Kaplumbağalar Romanının Kahramanlarından)    “Tozak köyü şu koca yeryüzünde, kıyıda köşede kalmış bin yamalı bir yoksul yorganı, alabildiğine kurak, bakımsız, unutulmuş. Ahalisi desen günümüz köylüsü: Hâlâ devletten medet uman, “Hökümetimiz en iyisini bilir” diyen, cahil, kaba saba ama bir o kadar çalışkan, sahici ve vicdanlı. Köyün Eğitmen Rıza’sı, Muhtar Battal’ı ve akıllı delisi Kır Abbas’ı gün olur akıl yürütür, el ele verir, köylüyü de peşine takıp bir bağ kurar, hem de taşlı bir tarlada, bin bir emekle, özveriyle ve gece gündüz çalışarak. Tam ağızları üzümlerle tatlandı, yürekleri umutla doldu derken, hiç ummadıkları bir anda hükümetin tokadını yerler... ama ne tokat! Bir anda, bürokrasinin çarkında bir çapak olup çıkarlar. Hak hukuk ararlar aramasına ama neyin hakkı, neyin hukuku?” (*)”Mazimizde yer etmiş ama bugün hala varlığını sürdüren sorunlara değinen, yalın ama zengin bir dille yazılmış, özgün ve aydınlık bir edebiyat eseri olan Kaplumbağalar, yaratıcı ülkemiz köylüsünün olduğu kadar, onun bürokrasi karşısındaki çaresizliğinin ve cehaletinin de hikâyesini anlatıyor.” Diye tanıtılmış arka kapak yazısında kitap.   Aklıma koydum bu kez.. Tozak kırını, eğitmen Rıza’nın oğlunu ve mezarını görüp O mekânı havasını teneffüs edeceğim iyice. Kastamonu’da kısa dönem şube müdürlüğüm sırasında ilk Müfettiş Emin Arık getirip tanıştırmıştı Yalçın Dikenoğlu’nu… “Bak Ali Şahin” diyerek, “sen Fakir’in Kaplumbağalarını okumuş muydun, gerçi senin gibi kitap koliğe bu soruyu sormak abes ama… Oradaki Eğitmen Rıza’nın oğlu Yalçın. O da bizim gibi kısa dönem vaatleri üzerine mesleğe emeklilikten sonra yeniden dönmüştü.  Çankırı’ya Elmapınarı’ndan pulluk demiri yaptırmaya gelmesi onu yeniden mesleğe döndürmüş, Kastamonu’lara kadar gelmiş, ancak mes... Devamı

28 01 2007

Nazım Hikmet 105 Yaşında…

Nazım Hikmet 105 Yaşında…   Nazım Hikmet 15 Ocak 1902’de doğmuştu… Tam 105 yıl önce…Önümüzdeki hafta sayısız kutlamalarla onu anacağız. Benim için, Nazım Hikmet bir bütün... İnançları, düşüncesi, yaşamı, eylemleri, aşkları ve eseri bir bütündür. İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş yılları boyunca, onun şiirde gerçekleştirdiği devrimi yok sayıp , salt ideolojisiyle değerlendirip “düşman” gibi görenler ya da onu putlaştıranlar olduğu gibi, ideolojisini yok sayıp, şiirinin işlerine gelen bölümünü alıp onu yüceltenler oldu. Oysa, politik inançlarıyla, sanatsal yaratıcılığıyla ve cesaret örneği diye nitelediğim yaşamıyla o bir bütündü. Ulusal kimliğine tutkun yurtsever şairle , yaşamını enternasyonalizme adamış, dönemin tarihsel determinizmine meydan okuyan , ideal bir gelecek umuduna hep bağlı kalmış, bu düşüncelerinden asla ödün vermemiş şair bir bütündü. Komünist ve Yaratıcı Nazım Hikmet komünistti: Sömürüsüz, baskısız, adil, eşitlikçi, özgürlükçü, daha güzel, daha iyi, daha doğru bir dünya özlemiyle doluydu. Sınıfsız bir toplum özlemiyle yanıp tutuşuyordu. İdeal bir gelecek inancından hiç mi hiç vazgeçmeyecekti. Kendi deyişiyle “canı, kanı, eti, sinirleri, kafası ve yüreği olan toplumsal bir insandı.” Ancak idealize ettiği sistemin yanlışlarını, uygulamalardaki hataları eleştirmekten de geri kalmayacaktı. Nazım Hikmet yaratıcıydı: Kendinden önceki Türk ve dünya şiirini çok iyi biliyor; yeni şeyler söylemek için, yeni formlar gerektiğine inanıyordu. Sözlü edebiyat kaynaklarından, deyişlerin zenginliğinden , ses , ritim ve uyumlarından yararlanırken, Divan edebiyatının aruz, halk şiirinin hece kalıplarını kırıyordu. Canlı, yaşayan, dinamik, derin ,çok renkli , imge yüklü, müzik yüklü sözcüklerle, Türk şiirinin hem içeriğini , hem biçimini değiştirerek Türk şiirinde devrim yaratacaktı. Çalışkandı, en olumsuz koşullarda dahi hep üretecekti.   Aşık ve duygudaş O hep aşkla yaşadı, aşkla yazdı. Yap... Devamı